Tüm dünyanın ortak gündemi corona virüsü olmuş durumda. Her an virüs nerede görülmüş kaç kişiye bulaşmış kaç kişi hayatını kaybetmiş takip etmekteyiz. Uzakta var olan bir felaket gibi değil artık corona. Dünyanın her yerinden devletlerin ve insanların aldığı önlemler insanların izleyici olmaktan çıktığını göstermekte. Her an her yerde olabilen bir şeye karşın herkes elinden geldikçe önlemler almaya çalışıyor. Anadolu, Mezopatomya ve Ortadoğu halkları için en önemli sağlık tehlikesi olan AKP bile kendince önlemler almaya çalışıyor. Ülkemizin başına gelen her olaydan sonra mesela Soma katliamı mesela depremler mesela canlı bomba saldırıları gibi olaylarda önlem almayan hatta katliamlara davetiye çıkartan uygulamaları ile bildiğimiz AKP corona virüsü salgınını neden ve ne kadar önemsemektedir?
Dünya emperyalist kapitalist sistemi içinden geçtiği daha doğrusu geçemediği sistem krizinin içerisinde pandemik bir virüs salgını ile karşı karşıya. Ülkelerde üretim yavaşlamış bulunmakta. İnsanlar ellerinde ki parayı idareli kullanmaya ve zorunda olmadıkça gereksiz harcama yapmamaya başladı. Yani üretimin yavaşlaması kadar tüketiminde yavaşladığını söyleyebiliriz. Önlemler arttırılmış, birçok ülke sınırlarını kapatmış bulunuyor. Sokaklarda eldiven ve maske ile gezen insanlar bize tehlikenin ne kadar yakında olduğunu her an hatırlatıyor.
Birçok felaketin zarar verme durumu insanların sınıfsal konumları ile ilintilidir. Örnek vermek gerekir ise, depremler daha zengin olanların daha sağlam yapılarda yaşayanların değil dayanıksız binalarda gecekondularda oturanlar için tehlikelidir. Bu sebeple toplanma alanlarının üzerine zengin olanlar avm dikebilir. Çünkü deprem onların gündemi değildir. Ama bir virüs sizin sınıfsal durumunuza bakmaz. Size ulaştığı an sizi etkiler. Burada fark virüsün kendisinde oluşmaz, ona karşı alınan önlemlerde oluşur. Deprem herkesi aynı şiddette sallar fakat önlem almak için yeterli maddi durumu olmayanlara daha çok zarar verir. Bugün yaşadığımız corona virüsü örneğinde aynı soruları yöneltebiliriz. Zenginler ile yoksullar aynı önlemlerden yararlanıyorlar mı? Bir adı konulmamış karantina sürecinden kâr oranları düşmüş vaziyette ama bu durum yaşamlarını çok da olumsuz etkilemez. Ama diğer taraf, toplu taşıma kullanmak, iş yerine gitmek, aylık ya da günlük aldığı maaşı faturalara yatırmak zorunda.
Her devlet yeterince önlem aldığını iddia ediyor. Herkes elinden geldikçe kişisel önlemlerini almaya çalışıyor. İnsanlar el sıkışmıyor, aynı ortamlarda yemek yemiyor fakat kafamızı dışarıya çevirdiğimizde çöpten yemek bulmaya çalışan birileri için bir önlem alındığını söyleyebilir miyiz. Toplumu bir kısmı hastalıktan ölmek ile açlıktan ölmek arasından bir tercihe tabi tutulurken hangi devletin yeterince önlem aldığından bahsedebiliriz.
Türkiye’de toplumun ortak derdi olan faturalar, vergiler ve zamlara nasıl bir önlem alınmış durumda. İnsanlar ücretsiz izinlere çıkartılırken, günlük yevmiye alan hizmet sektörü çalışanları işsiz kalmışken halen bir salgın önlemi olarak vergileri düşürmemek, ödenememiş faturalara kesme cezası uygulanarak genel önlemleri yine kimin için aldıklarını görebiliyoruz. Salgın nedeniyle patronların gitmediği fabrikalar halen işçiler ile doluyor ise, işçi ile patronun aynı önlemleri alabildiğini söyleyemeyiz. Borç bataklarına sapladıkları bir toplum karantina altında önlem düşünmesi gerekirken faize binen kredi borçlarını düşünüyorsa, bankalar insan hayatından daha çok paralarını düşünüyorlar demememiz için bir sebep yoktur. Kentlerin dışına devasa şehir hastaneleri yaparken her semte bir özel hastane açıldı. İnsanların sağlığı parayla satın alabilmesinin altyapısı oluşturuldu. Yani bu iktidar insan sağlığını alınıp satılabilen bir şey haline getirdi. Bu iktidarın bir halk sağlığı problemini toplumun tamamını kapsayacak şekilde işletmesini beklemek biraz safça olacaktır. Onlar için önemli olan insanları sömüren bu sistemin çarkları her daim dönüyor olmasıdır. Bu süreç içerisinde insanlar daha çok borçlanacak ve salgın atlatıldıktan sonra daha fazla daha fazla çalışmaya mecbur bırakılacaktır. Corona virüsü salgını elbette kapitalistlerin kârlarını etkileyecektir fakat halkın direk yaşam hakkını etkileyeceğini görmemiz gerekir. Önlemleri derhal halkın çıkarına göre uygulanması gerekmektedir.
Herkesin şu an en çok kullandığı alanlar evler olmuştur. Elektrik, su ve doğalgazda derhal vergi indirimi yapılmalı, borçlar yapılandırılmalı salgın süresi uzadıkça ücretsiz hale gelmelidir.
İhtiyaç sahiplerine temel gıda temini yapılmalı, temel gıda fiyatları düşürülmelidir.
Bankalar kredi ödemelerinden ertelemeler yapmalı ve yapılandırılmalıdır.
Sağlık kurumlarına güvenli ulaşım sağlanmalıdır.
Sağlığı merkezileştirmekten vazgeçilmeli sağlık yerelleşmelidir.
Risk grubunda ki 60 yaş üzerine evde sağlık hizmeti sağlanmalıdır.
Açıkladıkları paketten de anlayacağımız üzere halkın çıkarını umursamayan bir iktidardan, bu talepleri bizde yapmış olalım. Taleplerimizi çok daha fazla madde elbette ekleyebiliriz. Fakat zenginlerin ve kasalarının garanti altına alınmadan halkın sağlığını gündeme almayacakları yeterince açık bir şekilde ortada duruyor. Çin’de başlayan salgın sonrasında AKP iktidarının ilk aklına gelenin üretimin Türkiye’ye kayacağı ve krizi fırsata çevirecekleri olmuştu. Salgına bunun dışında bir hazırlıklarının olmadığını da vakalar görünmeye başladığı andan itibaren görmüş olduk. Dünya’ya yayılacağı ilk andan beri dile getirilen corona virüsüne dair ülkelerin sadece birbirleri arasında uçuş iptalleri dışında çokta hazır olduğu söylenemez. Kapitalist sistemin merkezleri şimdi kendi yarattıkları canavarla boğuşuyor durumda. Kapitalist talanın ve barbarlığın yarattığı virüs salgınlarına birçok örnekle karşılaştık. Kiminde büyükbaş hayvanlar itlaf edildi kiminde kanatlı hayvanlar itlaf edildi. İnsandan insana yayılan korona virüs salgınında ise kapitalistler sırtlarından zenginleştikleri yoksulları itlaf etmeye çalışmaktadır. Kuş gribi salgınından canlı canlı çukurlara atılıp üzeri kapanan tavukları hepimiz hatırlarız. Bugün ise şehirlerin bağlantıları kesilip özelleşen ve niteliksizleşen sağlık sistemi ile bizler baş başa bırakılıyoruz. Bizleri çukurlara atanlar ise şimdiden güvenli adalara özel doktorları ile birlikte taşınmış bulunuyor. Onlar ve biz ayrımı artık çok daha net görünüyor. Zenginler ile halk aynı gemide değildir. Devlet başkanlarının açıkladıkları önlemlerde önce adalara kaçanların keyifleri garanti altına alınmakta.
2019 yılı boyunca birçok ülkede neo-liberalizme karşı insanlar sokaklara çıktılar. Bu sistemin savunucuları bile sürdürülemezliği kabul etmiş durumda. Emperyalizm bu sürdürülemezliği farklı sahalarda savaşlar çıkartarak aşmaya çalışıyor. Halklar bu sistemin akıl dışılığını sorguluyor ve isyan ediyor. 2020 yılında bu isyan dalgalarına yenilerinin ekleneceği öngörülürken neo-liberalizmin tarihi sınavı ile karşı karşıya kaldık. Yarattıkları doğa sömürüsü, iklim krizi, tüketim çılgınlığı yeni bir salgın hastalıkla karşımıza dikildi. 2019 yılında meydanları dolduranlar ile karşı karşıya kalan kapitalizm 2020’de kendi yarattığı bir canavar ile savaşmaya başladı. Doğanın bir parçası olan insanın, doğaya açtığı savaşın sonuçlarının bu savaşın bir parçası olmayan milyarlarca insan bedel ödemek zorunda bırakıldı. Burada iki senaryo açığa çıkıyor; biri krizde olan neo-liberalizmin devrimcilerinde iradi müdahalesi ile çözülecek ya da krizde olan neo-liberalizm bu pandemik virüs salgınını tarihi bir şans olarak değerlendirip salgın sonrasında “yaralarımızı sarıyoruz” kampanyaları ile kendini re-organize edecek. Anti-kapitalistlerin verili durumdan hali ikinci senaryoyu daha güçlü kıldığı üzüntüyle belirlemek gerekir.
Bu sistemi yaratanlardan halk sağlığı için taleplerde bulunmak ayrı bir hastalıktır. Sorunu, sorunun sebebi olanların inisiyatifine bıraktıktan sonra sosyalistlerin varlığının bir anlamı kalır mı?
Devrimciler talepkar olmaktan vazgeçmelidir. Kapitalizmin başlı başına bir halk sağlığı sorunu olduğu gerçeği ve tespiti tek başına yeterli değildir. Doğa talanı, hayvan deneyleri, habitat yıkımları bu tarz hastalıkların önünü açıyor, kapitalizmin kâr hırsı ise bu hastalıkları önlenemez salgına çeviriyor. Halk için sağlık değil kâr için sağlık üretiliyor. Salgının önlenmesinin faturası bile halka kesiliyor. Öncelikle devrimciler bu faturayı halka kesenlerin bugün karşısında olmalıdırlar.
Bu sürecin ne kadar süreceğini öngörmek elbette kolay değil fakat bir kurgu yapmanın zamanıdır. Salgının çok daha kötü hale geleceği ya da kısa sürede kontrol altına alınacağı ihtimalleri arasında, iktidardan sosyal medya açıklamaları ile taleplerde bulunmaktan başka neler yapılanabilinire odaklanılmalıdır. Yan yana gelmeye birleşik zeminler inşa etmeye ayak direyenler bu süreçlerin imkanlarına da elbette göz yumacaklardır. Zengin ile yoksulun arasındaki uçurum bizzat iktidarın açıklamaları ile teşhir olmaktadır. İktidar bile açıktan “biz önce zengileri koruruz” demekteyken halen sadece teşhir faaliyetine gömülmek abes durmaktadır. Elbette ki bizde teşhiri derinleştirmeliyiz fakat zaten kral çıplaktır.
İktidar bloğu yurt dışından gelen hacıları karantinaya almak yerine onları ziyaret edip ellerini öperek daha fazla nasıl ihmalkarlık yapılır dosta düşmana göstermektedir. Halklarımız bu hamkafalıların insafına terk edilmemelidir.
Halkın elektiriğe, suya, doğalgaza sağlıklı iletişim için internete ihtiyacı olduğu bugünlerde mahallelere enerji kesim görevlileri kesinlikle sokulmamalıdır. Mühürler kırılmalıdır. Halkın elektiriğini, suyunu, doğalgazını kesen şirketlere devrimciler tarafından onların anlayacağı dilden faturalar kesilmelidir.
Kapitalist sistem, her koşul ve durumda kâr üzerine hareket eder bu durumu da bir kültür olarak inşa eder. Bugün bu krizi fırsatçılığa çevirip karaborsadan faiş fiyatlar ile gıda ve sağlık ürünü satanlar insanlık dışı aşağılık hastalığa sahiptir. Devrimciler bu duruma müdahale etmelidir. Halkın korkuları, endişeleri, sağlığı üzerinden zengin olma hayalleri kuranların hayalleri kursağında kalmalıdır. Stokçular, stok yerleri, karaborsacılara karşı göz açtırmamak da devrimcilerin görevidir. Halkın dayanışma ağlarını kurmak elde imkan ve olanakları paylaşmayı bir kültür olarak inşa etmeye çalışmak kapitalizmin karaborsacı yaratan anti-kültürüne bir cevap olacaktır.
Yoksul emekçi mahaller bu kaos halinden ilk etkilenenler olacaktır. İnsanların birbirlerine sosyal temaslarının sıfıra indirilmesi talebi aynı zamanda öfkelerini de evlerinde yaşamalarını talep etmektir. İktidarlar tarafından devamlı dile gelen “önce kendinizi yalıtın ve koruyun” söylemlerine ortak olmaktan vazgeçmeliyiz. Elbette salgına karşı alınan önlemlerin önemsizliğini anlatmıyoruz fakat bu süreci toplumsal dayanışma ile insanlığın insan olma kodlarına dönerek aşabileceğimizi görmeliyiz. Bireysel yalnızlıklara itilmeye karşın toplumsal dayanışmayı sağlık açısından uygun şekillerde örmeliyiz. Apartmanımızda, sokağımızda birileri aç uyuyor ise zaten başka bir virüs tarafından ele geçirilmişiz demektir.
İktidar şirketleri kurtarma paketi açıklarken halka kolonyayı tavsiye ediyor. Bu sürecin bu şekilde sürdürülemez olduğu aşikardır. Ekonomik bir kriz sürecinde bir de karantina haline geçiş halkın cebindekini sıyırmasıyla son bulacaktır. İnsanlar çaresiz bir şekilde birikmiş iki kuruş paranın biteceği gün ne yapacağını düşünmektedir. İnsanların aç kalma korkusunu aç bırakılmanın öfkesine dönüştürme gerekmekte. Yıllarını başkalarını zengin etmek için çalışarak geçiren emekçiler, yarattıkları değerler ile aralarına fiyat etiketlerinin giremeyeceği gerçeği ile yüzleşecektir. Devrimciler olarak halkların aç uyumaması için hakkı olanı alabilmesi için durumun meşruiyetini anlatmalı ve gerektiğinde öncü olmalıyız.
Globelleşme son buldu, neo-liberalizm çöktü, sınırları netleşmiş otoriter iktidarlar açığa çıkacak, halk katılımlı demokratik iktidar da olabilir ya da kapitalizmin yarattığı canavar ile son bulacak ve sosyalizm gelecek…. bunların hepsi bugünden söylenen acele yorumlardır. Zenginlerin stratejileri nettir; kendi iktidarlarını korumak, kârlarını katlamaktır. Böyle küresel bir salgın karşısında çeşitli taktikleri deneselerde stratejileri net ve keskindir. Asıl sorumuz sosyalistlerin, iktidarı alma stratejilerini ne kadar taktik üretkenlikle hayata geçirecekleridir.
