Gündem

Arşiv’den – Burhan Öztürk yazdı: 30 mart 1978 anısı (Nisan 2013)

30 mart 1978 anısı….

(2 Nisan 2013, 01:19)

Kısacık ömrünü devrime adayan Fethi Çakır yoldaşıma….

Trabzonda baharın geldiğini hissettiren o kadar çok şeyimiz vardı ki, denizden gelen tatlı esinti,bir türkünün ortasından söyler gibi ansızın yağan yağmur…yol kenarlarında, arnavut kaldırımı taşların arasında, dar sokak bahçelerinde açan türlü çiçekler, otlar…

şehrin yürüme mesafesi beş on dakika dışına, tepelere doğru çıksan, fındık bahçelerinin sarı mor kırmızı eflatun renklerde menekşelere boyandığını da görmek mümkündü.

henüz onaltı onyedi yaşlarımız…

devrimi duymuşuz.derneği öğrenmişiz.okulları hepten asmış deftersiz kitapsızız…toplu okumalar, eğitim çalışmaları ikliminde bunlardan da sıkılıp sokaktan geri gelmek istememekteyiz…sevdiğimiz abilerimizden vurulup düşenler olmuş.anıları, acıları ve hesapları peşindeyiz.

çocuk mu? genç mi? yoksa kocaman adamlarmıydık?

galiba hepsi.

karadeniz dev-genç binasının bir odası bizimdi.dev-lis lilerin.yeni yeni örgütlemeye başladığımız dev-lis birden bire trabzon da koca koca “siyasi hereket” lerin önüne geçmiş, anti-faşist mücadelede en önde koşmaktaydı.eş-dost “anarşinin kaynağı dev-lis” yakıştırmaları yaparken bize, devletin , devrimcileri “anarşist” diye tanımlamasından kaynaklı, hoşumuza gidiyordu bu durum. okadar ki, bir defasında toplu olarak okuldan derneğe gelirken türlü sloganların yanın da bir de “anarşinin kaynağı dev-lis” sloganı atarak, oligarşiye kim olduğumuzu kanıtlamıştık…!

yeni bir yöntem geliştirmiş, önemli günlerde anmalarda trabzonun çeşitli mahallelerine giden belediye otobüslerine gruplar halinde biniyor ve halkımıza, günün anlamına uygun ajitasyon-propaganda faaliyeti yapıyorduk.

cevval çocuklardık…kemal, recep, fethi,bilal, nabi,burhan,taşkın,halil,türkeş(maalesef babası bu arkadaşımıza bu adı vermiş, ama biz ona ısrarla “kurtuluş” ismiyle hitap ediyorduk)osman,can,okan,ümran,aliye….hiç kimseyi unuttuğumdan dolayı değil, şu an aklıma gelenleri yazdım,bu ismleri en az on ile çarparak diğer arkadaşlarımızı da unutmamış oluruz.

kemal hangi duvara yazı yazsa hem “rakip” lerimiz yani diğer siyasi hareketler hem de oligarşinin adamları “bunlar şablon kullanıyor yazıda” tevatürlerine başvurmakta idi…gülüp geçerdik gururla, çünkü kemal bir ressam titizliği bir tabelacı profesyonelliği ile yapıyordu yazılamayı….çoğu zaman “gözcü”lüğünü ben yaptığımdan dolayı, birbirimize o denli güvendiğimizden dolayı tuvalin üzerinde çalışan bir ressam gibi olurdu.elbette bazan oligarşinin kolluklarıyla çata-pat durumları da oluyordu, ama yazımızı bitirmeden “olay mahalli” n den ayrıldığımız pek vak’i değildi.

trabzonda hem büyük bir üniversite(anadaoluya kurulan ilk üniversite KTÜ hem de öğretmen yetiştiren bir eğitim enstitüsü vardı…biz genelleştirir “üniversiteliler” “eğitimliler” “dev-lis” liler derdik aramızda.

otuz mart’a yakın günlerdi, eğitimliler otuz mart ile alakalı yapacakları eylem için kemalden bir tasarım istemişlerdi, beyaz bir bezin üzerine MHP yi temsilen üç hilal bir gamalı hac bir de dolar simgesi…kemal özenle istenileni yapmış eğitimlilere teslim etmişti.eğitimliler koyacakları eylemde bu “bayrak” ı yakacaklardı…

ne olduysa bizim eğitimliler ya eylemden vaz geçtiler ya da hazırlanan “bayrak” ı bizden almadılar…hafızam beni yanıltabilir, yazıyı okuyan ve yazıda adı geçen arkadaşlar beni düzeltebilirler.

“anarşinin kaynağı” dev-lis olarak biz zaten planımızı yapmış otuz martta ne yapacağımıza karar vermiştik…

trabzonun en yoğun en “mecburi” caddesinin orta yerinde, tabakhane camii önünde toplandık.yaklaşık on kişi olmalıydık.ya da on beş, eylemimiz kesinlikle “korsan” olacaktı…o dönemleri yaşamış arkadaşlar “korsan” eylemin ne olduğunu,önemini gayet iyi bilirler…

tabakhane camiinin önünde yolu trafiğe kapadık.hiç bir araba kıpırdayamıyordu(isterse denesinler…!)…kemal camiin alçak duvarına çıktı, yazısı kadar sesi de güzel ve gür olduğundan ajitasyon görevi kemalindi.fethi, recep bayrağı yakmakla sorumlu ben de maküs talihim gereği gene “güvenlik görevlisi”…burayı gülümseyerek yazıyorum.

kemal kızıldereyi anlatmaya mahirleri anlatmaya oligarşiden nasıl hesap soracağımızı haykırmaya başladığında “bayrak” çıkmış, açılmış, ve yanacaktı, lakin benzin şişesi orta da yoktu…benzin şişesi görevi alan arkadaş benzini unutmuştu…etrafta esnaf çoktu, bakkal, lokanta , kahvehane…kemal durumu farkettiğinde “lokantadan” cam-sil” i alın dedi…! bir arkadaşımız gidip cam-sil şişesini halk adına kamulaştırıp geldi çabucak.cam-sili bayrağa boca edip ateşe verdik…benzin gibi yanmaktaydı…o gün bu cam-sil denilen sıvının yanıcı bir madde olduğunu da öğrenmiş olduk.

korsanımız kazasız belasız bittiğinde , önceden kararlaştırdığımız şekilde hızla farklı yönlere dağılarak gözden kaybolduk.bir süre sonra ben, kemal ve fethi (aynı yere üçümüz gidecektik dağılma esnasında) randevulaştığımız çay ocağında buluştuk…güzel bir eylem koymanın keyfiyle pamuklu birinci sigaramızı ve çaylarımızı içmekteyken bir arkadaşımız bize haberi getirdi…polis “türk bayrağı “yaktığımız gerekçesiyle şehirde propaganda geliştiryor ve üçümüzü arıyordu.korsan olmasına karşın yüzümüz gözümüz açıktı, örtme gereği duymamıştık…kısa bir değerlendirme yaptık aramızda…polis bu yalanı yerel olarak çıkan bir kaç gazeteye de ulaştırmış, sonraki gün çıkacak olan sayılarında haber yapmaları konusunda baskı yapmıştı…bunun da haberini almıştık o an.

ne yapacağız diye düşünürken , ben bir öneri yaptım…gazeteleri arayacak ve eylemi üstlenecek aynı zamanda orda ne yaktığımızıda söyleyecektik.

ptt önündeki telefon kulübelerine kadar sızdık, kemal ve ben.ne olur ne olmaz diye fethi’yi randevu yerinde bıraktık.bir kaç tane jeton aldım.kemal’ de, sesinin kalın ve gür olduğunu ve kendisinin konuşması gerektiğini söyledim.

ama eylemi ne adına üstlenecektik?

karadeniz dev-genç desek olmaz.

dev-lis desek olmaz.

netice de bunlar yasal kurulmuş dernekler.

“kurtuluş” adına üstlensek, bizi aşar, sonradan yiyeceğimiz fırçalar da cabası.

en iyisi, dedim kemale, biz bu eylemi “kurtuluşçu liseliler” olarak üstlenelim.

öyle ya hem “kurutluşçu” idik hem de liseli.

jetonu atıp numarayı çevirdi kemal.karşıdan telefonu açan gazte sorumlusuna, “bu gün tabakhane de otuz mart kızıldere direnişini anmak için bir korsan koyduk, eylemde üzerinde üç hilal-gamalı hac ve dolar işareti olan bir bayrağı yaktık.fakat polisin size baskı yaptığını ve halkı galeyana getirmek için türk bayrağı yaktığımız şeklinde bilgi verdiğini biliyoruz.olay böyle olmuş ve biz sözünü ettiğimiz bayrağı yakmış bulunmaktayız.bu haberi yapacaksanız ya bizim söylediğimiz gibi yaparsınız ya da gerisini siz düşünün…”…karşıdaki ses, “siz kimsiniz” sorusunu sorduğunda , kemal “biz kurtuluşçu liselileriz” “eylemi üsleniyoruz”. yanıtını verdi.telefonu kapayıp hızla ordan uzaklaştık…

fethi ile buluştuk tekrar, polis tarafından aranıyorduk, ortalık duruluncaya dek gözden ırak bir yerde saklanalım amacıyla ara sokaklardan boztepeye doğru köşe bucak çıkmaya başladık.hedef boztepe de trabzona içme suyu sağlayan depo idi.o deponun bekçisi de fethinin abisi…

uzun bir yürüyüşten sonra depoya vardığımızda , fethinin abisinin, bizim oraya pek de hayrına gimediğimizi anlaması için bir şey sormasına gerek kalmamıştı…”şöyle geçin” diye , bizi içerde bir köşeye oturttu.”karnınız da açtır sizin” dedi…ekmek-peynir-zeytin bir şeyler hazırladı çayımızı demledi, ketfimiz iyice yerine gelmişti.

polis endişesinden çok “abiler” in üstlenme meselesi ile bize nasıl bi tavır koyacakları tartışılmaya başlandı aramızda..yiyeceğimiz fırçaları aşağı yukarı tahmin ediyorduk…

ortalık iyice yatıştığında dağıldık.sonra bir kaç gün ortalıkta gözükmedik.gazeteler polisin söylediklerini yazmamaıştı.

polis sanırım bizden umudu kestiğinden olacak evlerimizi basmamıştı.rahatlamıştık

geriye bir tek “fırça endişesi” kalmıştı.

telefon ettiğimiz gazetede bizimle konuşan ve o dönem bizim “büyüklerden” olan bir abi-yoldaşımızı tanyan gazeteci “yahu kim bu kurtuluşçu liseliler” sorusunu sorduğunda biz dernekte oturuyorduk, gurur ve iş yapmış edasıyla…

sözünü ettiğim “büyük abi” odanın kapısında göründü ve “kurtuluşçu liseliler yönetim odasına gelsin” dedi…dev-lis odasında kalabalık biçimde oturuyorduk, kimse bir şey söylemedi.ben,kemal ve fethi birbirimize baktık ve usulca yönetim odasına yöneldik.

üzerinden bir yıla yakın zaman geçtiğinde bir gece fethi pusuya düşürüldü, pusudan yaralı kurtuldu.

bir yıl daha geçtiğinde ise 29 nisan 1980 de kontr-gerilla alçaklarınca düzenlenen karadeniz dev-genç saldırısında silahların önüne atlayarak şehit oldu.fethi ile birlikte recep ve ismet de şehit oldu.

mahirlerin denizlerin iboların kahramanların metelerin zekilerin necdetlerin yanlarında yatıyorlar şimdi…

adları onur, gözleri üzerimizde en parlak yıldız şimdi.

unutmadık.unutmayacağız.

zafer günü gelip çattığında yine en önde onlar olacak.

anıları mücadelemize önder olsun…

Paylaşın