Doğa - Ekoloji, Gündem

Söz Bizim Karar Bizim Platformu: Yeni bir terazi lazım bize

Umut Röportaj – Bir süredir sosyal medya hesaplarından ve çıkardıkları “Özgürlük Postası” isimli dergi üzerinden seslerini duyurmaya çalışan, aynı zamanda İstanbul’un çeşitli semtlerinde mahalle meclisi çalışmaları yürüten “Söz Bizim Karar Bizim Platformu” ile gazetemiz adına gerçekleştirdiğimiz röportajı ve tanıtım videolarını okuyucularımızla paylaşıyoruz.

“Söz Bizim” diyerek yaşadıkları mahallelerde önce seslerini duyuran, ardından öz-örgütlülük kurma çalışmaları içerisinde “Karar Bizim” ifadesi ile mahalle halkının doğrudan kendi kendilerini yönetmesini amaçlayan ve hedeflerinin “komünler kurmak” olduğunu ifade eden Berat Şimşek ve Şahin Karatelli ile konuştuk.

Umut Gazetesi: Öncelikle merhaba. Bir süredir çeşitli mahallerde Söz Bizim Karar Bizim Platformu eylemlerini, yazılamaları ve çalışmalarını görmekteyiz. İlk olarak sizleri tanıyalım. Söz Bizim Karar Bizim Platformu nasıl oluştu? Çalışmalarınız nelerdir? Buyrun söz sizin.

Berat Şimşek: Merhaba, öncelikle Umut Gazetesi ve çalışanlarına bize böyle bir imkân tanıdığı için teşekkür ederiz. Birçok farklı mahallede benzer sorunlar ile karşılaşan ve bir şekilde yaşamını sürdürmeye çalışan insanlarız. Hikayelerimiz birbirinden çok farklı değil aksine birbirini tamamlayıcı nitelikte. Bir çoğumuzun benzer yaşam hikayeleri ve buralardan elde ettiği deneyimler mevcut.

Farkında olalım ya da olmayalım bizi kuşatan ve belirleyen bir düzenin içerisinde yaşıyoruz. Bu düzen için bizlerin fikirlerinin ve yaşamlarının pek bir önemi ve değeri yok. Bunu her gün yaşayarak öğreniyoruz. Belirli zorunluluklar içerisinde yaşam ve ekmek kavgası vermemiz dışında bu düzen bizler için bir alternatif de sunmuyor. Bu düzenin içerisinde yaşıyor olmak ve en yoksul semtlerde en yoğun sömürüye maruz bırakılmak, her geçen gün yoksullaştırılmak, yozlaşmanın, yalanın ve riyanın içerisine atılmak. İşte bize sunulan tek gerçeklik bu.

Bizim için ilk karşı çıkış noktasını bu oluşturuyor. Bir mecburiyet ve zorunluluk ilişkisi olarak sunulan bu “gerçeği” kabul etmiyoruz. Çünkü bizlere dayatılan bu yaşam dışında bu dünyada küçük bir azınlığın patronların/zenginlerin bizlerden çaldıkları ile yaşadıkları hayatları görüyoruz. Bu hayatlarda bizlerin hakkı var. Bu dünyada hepimizin güzel ve iyi yaşam sürebileceği imkan ve olanakların var olduğunu biliyoruz. Bu düzenin egemenlerinin ülkemizin yer altı ve yerüstü zenginlikleri üzerinde hakimiyet kurmasını ve bizlere pazarlamasını kabul etmiyoruz. Sadece eşitsizlik, yoksulluk, adaletsizlik ürettiği ve özgürlüklerimizi yok ettiği için değil aynı zamanda “akıl dışı” bir düzen olduğu için de kabul etmiyoruz.

Yeni saraylar yaptıranlar, vergi kaçıran patronlar, milyonlarca lira devlet desteği alan şirketler, yalan ve ziyandan öte bir şey anlattırmayan medya patronları, bizlerin sırtına binerek yükselmeye çalışanlar, öz değerlerimizi çeteleşme-uyuşturucu- popüler kültür üzerinden yozlaştırmaya çalışan kurumlar hepsi ama hepsi adaletsiz sistemden besleniyorlar. Bunun karşısında kendi öz gücümüze dayanarak mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz olmadığı fikri ile yola çıktık. Topluma karşı konumlanan bir iktidar karşısında toplumu savunma fikrine inanıyoruz.

Şahin Karatelli: Yaşamın çok yönlü ihtiyaçlarını bizler üretiyoruz veya biz karşılıyoruz. Bundan dolayı bu ihtiyaçların, yaratılan imkan ve olanakların sahibi egemenler değil, esas olarak biziz, ezilenleriz. Ancak bu düzen bunu bir avuç insana peşkeş çekiyor. Bu yüzden mevcut düzen dahilinde bir geleceğimiz yok. Çünkü bu düzen dahilinde bugünümüz, yarınımız ve geleceğimiz hakkında söz ve karar hakkımız yok. Bu durum karşısında çaresiz olmadığımızı, sadece bu durumu dert edinmek yerine, sözümüzü söyleyebildiğimiz yaşamlarımıza ve yaşam alanlarımıza dönük karar mecraları kurabileceğimiz bir oluşuma gitmemiz gerektiğini düşündük. Bu zarar ve ziyan düzeni karşısında örgütlü bir karşı duruş sergilememiz gerektiği ve bunun için somut adımlar atmak gerektiğinin bilinci ile harekete geçtik. Öncelikle bir araya gelme ve ortak bir şeyler yapmak gerektiği fikri üzerinden yaşam alanlarımızda ortaya çıkan birincil sorunlara ilişkin söz ve çözüm üretme yoluna gittik.

Pandemi sürecinde bulunduğumuz mahallerde ya da çalıştığımız iş kollarında dayanışma komünleri oluşturamaya çalıştık. Düzen bizleri yalnızlaştırırken pandemi bu durumu daha da katlanılmaz bir noktaya götürdü. Bu süreçte bulunduğumuz yaşam alanlarında çaresizlik ve yalnızlık fikrine karşı bir alternatif oluşturabileceğimizi anlatmaya ve örgütlemeye çalıştık. Elimizde ki imkân ve olanaklar dâhilinde yaşam alanlarımıza bir kere bile gelmeyen, buralardaki insanların nasıl ve hangi şartlarda yaşadığını dahi bilmeyen/umursamayan insanların aldığı kararlara karşı eylemler gerçekleştiriyoruz. Süreli olarak çıkardığımız ‘Özgürlük Postası’ gazetesi aracılığıyla hem düzenin kirliliğini ortaya çıkarmaya hem de örgütlü bir mücadele gerekliliğini vurgulamaya çalışıyoruz. Yine pandemi bir çoğumuzun çalıştığı iş yerlerinden çıkartılmasına ya da süresiz ve ücretsiz izne çıkartılmasına sebep oldu. Bu sorunları yaşayanlar ile görüşmek ile birlikte irili-ufaklı olarak süregelen işçi-emekçilerin direnişlerine dahil olmaya çalışıyoruz. Yaşam alanlarımızdaki çeteleşme karşısında alternatif bir yaşamı örgütlemeye ve davet etmeye çaba gösteriyoruz. Çeşitli araçlar ile sözümüzü yaşam alanlarımıza taşımaya çalışıyoruz diyebiliriz.

Umut Gazetesi: Yoksulluğun giderek derinleştiği, işsizliğin ve çeteleşmenin arttığı bir dönemdeyiz. İşçilerden, kadınlardan tüm ezilenler ve yoksullardan farkı biçimlerde tepkiler yükseliyor. Yaşadığınız mahallede karşılaştığınız sorunlar nelerdi, hangi taleplerle örgütlenme yoluna gittiniz? Yürüttüğünüz çalışma bir öz-örgütlülük mü? Mahallenizde nasıl mücadele ediyorsunuz?

Berat Şimşek: Bugün yoksulluk sınırını bir kenara bırakalım açlık sınırının altında yaşıyoruz, asgari ücretin tabiri caizse dişimizin kovuğuna yetmediği bir durumun içerisindeyiz. Mahallelerimizde yaşayanların ya da çalıştığımız işyerlerindeki insanların büyük çoğunluğunun aldığı maaş asgari ücretten dahi düşük. Çoğunlukla da sigortasız çalıştırılıyoruz. Mülteciler ve yoksul emekçilerin çocukları ucuz iş gücü olarak görülüyor. Bugün bu ucuz iş gücü, emek sömürüsü gibi durumlarla birlikte ekonomik krizin faturası bizlere kesilmeye, iktidarın “ acı reçetesi” bizlere ödetilmeye çalışıyor Bu dönemde karşılaştığımız en temel sorun işsizlik, yoksulluk, geleceksizlik diyebiliriz.

Elbette ki bununla da sınırlı değil. Geleceğe ilişkin umutların büyük ölçüde tükendiğini görüyoruz. Bu düzen dâhilinde kimse kendi geleceğini güvende görmüyor. Özellikle bu umutsuz ve karamsar atmosferin yaratmış olduğu bir öfke de söz konusu. Bu öfkeyi kontrol etmek ve mevcut düzen dâhilinde tutabilmek için iktidar özellikle mahallelerde çeteleşme ve uyuşturucu kullanımı ve dağıtımına öyle ya da böyle yönlendiriyor. Bunu bazen doğrudan oluşumuna katkı sunarak bazen de oluşumun koşullarını yaratarak yapıyor. Birincisi bu kanal aracılığı ile kendini yaratabileceği alanları yaratmak istiyor. İkinci ise özellikle gençliğin alternatif arayışını sınırlandırmak ve daha net çizgiler ile belirlemek için bunu yapıyor. Üçüncüsü bir dönem güç yitirmiş, ortaklıkları bozulmuş çete/mafya oluşumlarını tekrardan koordine edeceği ve dizayn edeceği alanlar oluşturmak istiyor. Medya kuruluşları aracılığıyla çeteleşmeyi iyimser ve ilgi çekici hale getirmek istiyor. Tam da bu nedenle uyuşturucu ve çeteleşme sorununu yönlendirmek ve düzeni bu noktada seçeneksiz hale getirmek istiyoruz.

Bu düzeni sorgulamamızı istemiyorlar. İstiyorlar ki insanlar kendilerini uyuştursun, çetecilik oynasın, aşırı dozdan ölsün, bağımlı olup uyuşturucu çetelerine mahkum olsun. İstiyorlar ki bu düzeni ve bizleri mahkum ettikleri hayatları sorgulamayalım. Buranın bir bataklık olduğunu bilelim ama bataklıktan çıkmaya çalışmayalım. Uyuşturucu kullanmak, çeteleşmek, kumar/bahis bataklığına düşmek dışında bir alternatifimiz olduğuna inanıyoruz.

Yine yaşam alanlarımızda sıklıkla karşılaştığımız mülteci ya da öteki olana dönük ayrımcı ve ırkçı yaklaşımların sürekli olarak iktidar tarafından körüklenmeye çalışıldığını görüyoruz. Birlikte yaşayabilme becerimize saldırılıyor. Bir yandan mülteci/öteki olana dönük büyük bir nefret kampanyası örgütlenmeye çalışılırken diğer yandan ise ucuz iş gücü olarak kullanma ve bu durumu fırsata çevirme söz konusu. Bu tutarsızlığı/riyakarlığı görmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Bugün mülteci yada öteki ilan edilenlere karşı bizlerin de sorumlulukları olduğu düşünüyoruz. Bu bir sorundur ve milyonlarca mülteci/öteki kendilerine bizler ile birlikte bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Bir taraftan her türlü şiddete- ötekileştirmeye maruz kalıyor bir diğer taraftansa patronların çarklarında ezilmeye devam ediyorlar. Burada düzenin bu riyakar tutumunu da görmek gerekiyor. Farklı coğrafyalarda doğmuş olsak, farklı kültürlere sahip olsak da şairin de dediği gibi “ ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız” diyebiliriz.

Şahin Karatelli: Arkadaşımızın bahsettiği sorunlar ışığında ‘Saray’a ziyafet halka sefalet’ başlığı altında bir kampanya sürecimiz oldu. İktidarın söylemleri ile eylemleri arasındaKİ çelişkileri görüyoruz. Bu süreçte yoksulluk ile mücadele etmek değil yoksulluğu ortadan kaldırmanın hedefe alınması gerektiğini, bu düzenin değişmesi gerektiğini yaygın bir şekilde anlatmaya çalıştık. Şimdi ise ‘birleşelim, örgütlenelim, mücadeleyi yükseltelim’ başlığı altında örgütlenme ve mücadele etme çağrısını yükselttiğimiz bir atmosferi yaratmaya çalışıyoruz.

Gayemiz mahallelerde, iş yerlerinde özgün öz örgütlülükleri, kolektifleri, komünleri hayata geçirebilmek ve buralarda doğrudan kendi sözünü ürettiği ve kararlarını hayata geçirebildiği bir durum yaratmak. Bir alternatif olma iddiası ile yola çıktık. Bugün mütevazi bir adım olarak bu hedef doğrultusunda insanlar ile buluşacak kanalları yaratmaya çalışan, sözü hayata geçiren bir pozisyon kurmaya çalışıyoruz. Bunun ikinci adımı ise sözünü daha geniş kitlelerle buluşturup, doğrudan katılım ile daha geniş öz örgütlülüklerin inşa edilmesi olacak. Elbet ki sadece bir araya gelen ve sorunları konuşan-tartışan bir düzlemi kabul etmiyoruz. Bunu sokak ile buluşturup, sorunların kaynaklarını bulup onlara yönelmeyi hedefliyoruz.

Umut Gazetesi: AKP iktidarıyla yeniden dizayn edilen ve yetkileri artırılan kolluk kuvvetleri, zabıtalar, bekçiler uzunca bir süredir gündemdeydi. özellikle zabıtaların yoksulların tezgahlarının dağıtılması, yaşanan zabıta saldırıları ve şiddeti tepki çekiyor. Geçtiğimiz günlerde zabıtalara yönelik eylemleriniz oldu. Sizin yaşadığınız ve faaliyet yürüttüğünüz mahallelerde tepkiler nasıl gelişti. Yaşananları nasıl yorumluyorsunuz?

Berat Şimşek: İktidar doğrudan değil ama çeşitli varyasyonlar ile yaşam alanlarımız baskı altına almak istiyor. Yukarıda bir boyutunu, çeteleşme ve uyuşturucu sorunu üzerinden değerlendirmeye çalışmıştık. Bir diğer boyut da bekçi/zabıta ya da polis aracılığı ile yaratılmak istenen korku. Zabıtanın 12 yaşında bir çocuğa “ devleti de bizi de tanıyacaksın” söylemi ile bekçinin yolda “kızlı- erkekli” yürüyen insanlara saldırması ya da bir polisin GBT esnasında insanların telefonlarını kurcalayarak “ iktidar karşıtlığı” barındıran bir şeyler gördüğünde şiddet uygulaması arasında bir fark görmüyoruz. Hepsi iktidarın topluma yönelik dayattığı baskı ve şiddet ortamının bir parçası. Bu durum karşısında örgütlü bir tepki ortaya konulduğunda, meşru olmadığı üzerinden teşhir edildiğinde ya da hedef alındığında insanların bunu sahiplendiğini görebildik.

Şahin Karatelli:Bu korku duvarları kırılacaksa eğer toplumsal pratikler üretmek gerekmektedir. Özgün, yaracı ve dinamik eylemler ile hareket edilmeli. Biz de okumamızı buradan kurarak eylemlerimizi gerçekleştirdik. Sözümüzü de eylemimizi de bir refleks olarak örgütledik. Halkın da gücünü gösterebileceğinden kurduk. Bir kıvılcım oldu aslında. Bizden sonra mahallelerin çeşitli yerlerinde gençlerin zabıta araçlarına karşı boyalı yumurtalı eylemler gerçekleştirdiğini öğrendik. Bununla birlikte toplumun içerisinde zaten iktidarın ve kurumlarının teşhir olduğunu hissettik, gerekenin harekete geçmek ve geçirtmek olduğunu gördük. Yaşam alanlarımızda bizleri aşağılayan, sindirmeye çalışan, korku ve baskı ile susturmaya çalışanlara karşı somut cevaplar üretmek zorundayız. Sokakta simit satmak durumunda bırakılan öğretmenin de, sokakta yaşadığı için her türlü aşağılanmaya maruz bırakılan insanın da, işçinin maaşını vermeyen patronun da, çocuk işçi çalıştırıp bir de ona şiddet uygulayan iş yeri sahiplerinin de, kadınları tacize-tecavüze maruz bırakanlar ve onları koruyanların da karşısında aynı tutumu ve refleksi göstermemiz gerekiyor.

İşte tam da bu yüzden öz örgütlülüklerimizi geliştirmek gerektiğini düşünüyoruz.

Umut Gazetesi: Yoksulluğun giderek derinleştiği, işsizliğin arttığı bir dönemdeyiz. İşçilerden, kadınlardan tüm ezilenler ve yoksullardan farklı biçimlerde tepkiler yükseliyor. Ekonomik ve siyasal krizin neticesinde ciddi bir öfke söz konusu. Gelecek açısından siz neler öngörüyorsunuz?

Şahin Karatelli: Söylediğiniz gibi ülkede giderek artan bir siyasi ve ekonomik kriz mevcut. Bu durum her evin doğrudan gündemi olduğu gibi doğrudan da tartıştığı ve tepki gösterdiği bir durum. Bugün sokak röportajları üzerinden bile bu duruma karşı bir tepki geliştiğini görebiliyoruz. Bu tepkilerin açığa çıkmasına yol açan iktidardan bir çözüm beklentisi içerisinde değiliz. Doğrudan sebebi olduğunu düşünüyoruz dolayısı ile çözümün temel anahtarının bu tepkiyi ortak bir şekilde örgütlemek ve artan öfkeyi sorunun sebebine yöneltmenin yol ve yöntemlerini hızlıca inşa etmek olduğunu düşünüyoruz. Çünkü öfke belirli bir basınca ulaştı, eğer bu noktada bir şeyler yapılmaz ise iktidarın biriken bu öfkeyi bir şekilde parçalamak için çeşitli yol ve yöntemler geliştireceğini düşünüyoruz.

Berat Şimşek: Dağınık ve parçalı bir şekilde ya da bireysel olarak insanların ciddi tepkiler gösterdiğine bu gidişatı kabul etmediğine tanık oluyoruz. Bir çok insan mahalleler de iş yerlerinde bu duruma bir itiraz geliştiriyor. Bu durum önemli. İktidarın baskı ile ayakta kaldığı noktasında ortak bir öngörü oluşuyor. Her geçen gün daha fazla pisliğin içine batırıyorlar. Her gün yeni bir skandal ile gözlerimizi açıyoruz. Bu duruma alışmamak gerekiyor. Yeni normal diye sundukları gerçeğin karşısında, yaşamlarımızı doğrudan etkileyen siyasal ve ekonomik gelişmelere karşı sözümüzü ve kararımızı örgütleyeceğimiz bir süreç olacağına inanıyoruz.

Sürekli olarak egemenler lehine tartan bu teraziyi tekmelemek istiyoruz. Yeni bir terazi lazım bize. Artık sahte, aslı olmayan şeylerle avunmaya ve yalanlar rejimi olan burjuva düzenin, gerçekleşmeyecek düşlerine ihtiyacımız yok. İnsanın insana kulluğunu yok edecek, birlikte üretip, birlikte tüketeceğimiz bir dünya var. Onun adı sosyalizm!

Umut Gazetesi: Sorularımıza zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. İyi çalışmalar diliyoruz.

Paylaşın