Gündem

Valilik kararını savcılık bozdu; Boğaziçi direnişçilerine işkenceye soruşturma

Boğaziçi Üniversitesi’ne Recep Tayyip Erdoğan emriyle Melih Bulu’nun kayyum rektör olarak atanmasının ardından öğrenciler, akademisylenler tarafından başlatılan direniş uzun süre devam etmişti. Kayyum rektör Melih Bulu’ya karşı yapılan eylemlere polisin saldırısı sonucu onlarca öğrenci polis saldırısıyla gözaltına alındı, ev operasyonları, tutuklamalar yapıldı.

1 Şubat günü Boğaziçi Dayanışması tarafından Güney Kampüs’e yapılan eylem çağrısı sonucu biraraya gelen 108 öğrenci kampüs girişinde, 51 öğrenci de okulunun içinden polis saldırısıyla gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 108 kişi, yaklaşık 12 saatin ardından serbest bırakılırken gözaltına alınan öğrencilerin büyük kısmı polis tarafından fiziksel şiddete maruz kalmıştı. Dev- Güç üyesi Başak Yeşilot ve Serdar Ulaş Budak gözaltına alınanlar arasındaydı. Kadınların Kurtuluşu ve Dev-Güç üyesi Yeşilot gözaltı esnasında polisin cinsel işkencesi nedeniyle kanama geçirmişti.

Yeşilot ve Budak’ın işkence ile gözaltına alınmasına karşı avukat Yağmur Kavak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Kavak’ın polis işkencesini dikkat çektiği suç duyurusuna karşı İstanbul Valiliği şikayetçi olunan polislerin vazife altında yetkilerini kullandıklarını, bu yetkinin de orantılı kullanıldığını iddia etti. Valilik gerekçesi nedeniyle polisler hakkında soruşturma izni verilmedi. Valiliğin kararı üzerine itirazda bulunan Kavak, işkencenin polisin yetkisi kapsamında olmadığını, gözaltında yaşananların işkence ve kötü muamele olduğunu, yaşananlarda insan hakları ihalili olduğunu belirtti. Kavak’ın itirazı üzerine Bölge İdare Mahkemesi, valilik kararını bozarak işkence yapan polisler hakkında soruşturma başlattı.

Kavak: İşkence ve kötü muamale polis yetkisiyle gerekçelendirilemez

Avukat Yağmur Kavak yaşananları ve yargı sürecini şöyle aktardı:

“Biz Boğaziçi direnişinin en başından beri yapılan basın açıklamalarının ve gençlik mücadelesinin sokaklarda, anayasal hakkını kullandığı tüm eylemlerde gözaltı takibi ve avukatlık yapıyoruz. Bunların nerdeyse hepsinde müvekiller, gençlik örgütlerinde örgütlü arkadaşlar, gençler, kadınlar, LGBTİ+’lar çok fazla işkenceye maruz kalıyorlar ve bunun üzerinden sürekli bir yıldırma politikası izleniyor kolluk güçleri eliyle. yapılan bir çok suç duyurusu sonuçsuz kalıyor ve biz Anayasa Mahkemesi başvurlarını yapmak zorunda kalıyoruz ve ancak bazen Anayasa Mahkemelerinden olumlu kararlar alabiliyoruz. Anayasa Mahkemesi tarafından alınan olumlu kararlarda olayın üzerinden en az 3-5 sene geçtikten sonra oluyor. Bu yönden Türkiyede işkence ve kötü muamele suçları etkili bir iç hukuk yoluna tabi olmadığını pratikte görüyoruz. Bir yönüyle de toplanma hakkının, polisin yetkisi altında olduğu iddia edilerek işkence ve kötü muamalenin bastırıldığını da görüyoruz. Bu artık Türkiyede sistematik bir durum. Anayasa ve İnsan Hakları Mahkemesi kararları da sabittir. Ama toplanma hakkı polisin elindeki yetki zırhıyla bir biçimde kullanılmıyor. Bu da öyle bir durum. Boğaziçi Direnişi sürecinde yapılan toplanmaların neredeyse tümünde ağır işkence ve kötü muamale vardı. Biz de elimizden geldiğince bunları yargıya taşımaya çalışıyoruz. Sistematik olan bu işkence ve kötü muameleye karşı yargı eliyle de olsa bir şekilde olumlu bir sonuçla dönmüş olması bizim için bu dava açısından umut verici. Bir diğer taraftan bu kararlar verilirken hala sokaklarda insanlar toplanma haklarını kullandıkları için işkence görmeye devam ediyor.

Son kertede olumlu bir karar. İşkence ve kötü muamelenin devlet ve kolluk tarafından gerçekleştirilen tüm suçlara karşı yargı mekanizmalarını kullanmaya devam edeceğiz.“

Paylaşın