Gündem

HBDH ve KBDH sözcüleri, Medya Tv’ye konuk oldu

HBDH Yürütme Komitesi üyesi Tekin Yoldaş ve KBDH Konsey üyesi Hevi Sarya, Medya Haber Özel Program’ında Delal Devrim’in sorularını yanıtladılar.

Tekin Yoldaş ve Hevi Sarya HBDH-KBDH’ın ilan ettiği “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” Devrimci Seferberlik Hamlesi’nin geride kalan 1 yılını değerlendirdiler.

Videoyu izlemek için https://www.medyahaber23.info/ozel-program-07-11-2021/

Programdan satırbaşları şöyle;

Delal Devrim: “Bir seferberlik hamlesi başlattınız. Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız hamlesinin 1 yılında neler yaşandı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Hevi Sarya: “HBDH ve KBDH olarak 6 yılı geride bıraktık. Devrimci seferberlik hamlemiz politik ve askeri yönü güçlü bir hamleydi. Bu içinde bulunduğumuz 1 yıllık süreç tarihimizin politik anlamda ve askeri temelde ileri bir çıkış momentiydi. Ezilen halklarımızın, ezilen kadınların öncü atılım gücü olarak aynı zamanda onların savunma gücü olarak yerimizi aldık. Bu 1 yıllık süreye baktığımızda faşizme karşı, sömürgeciliğe karşı, emperyalizme karşı, erkek egemenliğe karşı iddialı bir politik kuvvet olarak kendimizi ortaya koyduk. Burada bazı ayırt edici noktaları ifade edebiliriz. Birincisi, bir hesap sorma gücüyüz. Halklarımızı, kadınları seviyoruz. Bir şey yapmak için öncelikle onu sevmek gerekir. Biz yaşadığımız toprakları, bu coğrafyayı, ezilen halklarımızı, işçi sınıfını, gençliği seviyoruz. Bizler de bu halklar içerisinden çıktık, bu gençliğin içinden çıktık, bu kadınların içinden çıktık. Onların öfkeli, bilinçli, hesap sorucu kuvvetleriyiz. HBDH’ın varlık zemini bu ezilen kesimlere dayanıyor. Dolayısıyla yaşam alanlarımızı savunmak, yaşadığımız yerleri savunmak, ezilen halkların ve kadınların adalet özlemlerini dile getirmek bizim için tarihsel bir sorumluluktur. Bu tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalıştık bu süre zarfında. Ezilenlerin, fakirlerin, emekçilerin kuvveti olduğumuz için onların politik-askeri kuvveti olduğumuz için elbette ciddi olanaksızlıklara ve yokluklara rağmen devrimci bir yaratıcılıkla ve iradeyle faşizme karşı, sömürgeciliğe karşı, erkek egemenliğe karşı bir savaş ortaya koyduk. Bu uğurda yoldaşlarımız şehit düştü, yaralandı. Esirler de verdik. Fakat eylem çizgimizi hep koruduk. Yeri geldiğinde bir kibrit çöpü ve benzindi devrimci eylemimizin aracı. Yeri geldiğinde tabancamızdı. Yeri geldiğinde mayınlarımızdı. Neticede eğer biz bu halkların evladıysak ve faşizm bu kadar azgınca, vahşice saldırıyorsa bu topraklarda eğer politik özgürlük namına insanca bir yaşam namına bir şey yoksa bunu kazanmak ve elde etmek bizim görevimizdir. Yokluklara saldırdık. Sınırlarımıza meydan okuduk. Kuşkusuz ortaya çıkan pratik selamlanmayı hak ediyor. Yine de şunun ağırlığına taşımaktayız. Ödediğimiz bedeller ve halklarımızın, kadınların bu lanet faşizmden çektiği acılar söz konusu olduğunda daha fazlasını yapmak gerektiğinin farkındayız. Burada yaptıklarımızın hepsi yapacaklarımızın ispatıdır. Bu aslında sıçramalı gidişe doğru ilerleyecektir. Bugünkü ortaya koyduğumuz politik pratiklerimiz, askeri pratiklerimiz yarın AKP-MHP ve Türk burjuva devletini devirecek, tasfiye edecek bir toplumsal kuvveti örgütlüyor. Kuşkusuz nice savaşlardan geçerek, bu faşizmi yıkacağız. Halklarımız ve kadınlarımız özgürleşecek. Özgürlüğün, eşitliğin olduğu bir coğrafya ortaya çıkacak. Kürdistan ve Türkiye coğrafyası açısından bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu bizim açımızdan sadece politik bir iddia değildir. Tarihimize, Türkiye ve Kürdistan’da ki mücadeleler tarihine baktığımızda da biz bu tarihin taşıyıcısıyız. Bu hedefi gerçekleştireceğiz. Somut bir kazanıma dönüştüreceğiz.

Hamlemizin 1 yılını değerlendirirken birkaç noktayı ifade etmek istiyorum. KBDH 8 Mart öncesi bir aylık hamlesi olmuştu. KBDH’da yerini aldı. “Kadınların birleşik direnişi faşizmi yıkacak” şiarıyla 1 ay boyunca çok yoğun politik-askeri eylemler gerçekleştirdi Türkiye’nin pek çok ilinde ve Kuzey Kürdistan’da. Dolayısıyla 8 Mart’ı biz de silahlı bir mücadeleyle, öz savunma temelli bir mücadeleyle karşıladık. Ya da HBDH bakımından şunu belirtebiliriz. Çok yaygın bir eylemselliği oldu HBDH milislerinin. Çorum’undan Tekirdağ’ında, Bursa’sından Balıkesir’ine, Mersin’inden Konya’sına kadar yeri geldiğinde milislerimiz ortaya çıktı, eylemler gerçekleştirdi. Gerilla kuvvetleri açısından da dağlarda ortaya konan pratiklerimiz açısından da işgalci Türk ordusunu yer yer hezimete uğrattık, yer yer ciddi temelde zorladık ve kendi hedeflerine ulaşamadılar. Tümden bir başarısızlık içerisindedir AKP-MHP iktidarı. Bizim açımızdan ise başarılı bir yıldı. Fakat amaçlarımız ve iddialarımız söz konusu olduğunda da yetersizdi. Biz buradan dersler çıkarıyoruz. İlgili kurumlarımız bunun üzerinde yoğunlaşıyor. Daha büyük bir kavgaya ve savaşım yılına gireceğiz. 2022 yılı mezar olacaktır sömürgecilere, faşistlere. HBDH ve KBDH olarak da dolayısıyla da 1 yılın politik ve askeri çalışmalarını gözden geçirerek buralarda ki eksikliklerimizi de tanımlayarak ve bunları nasıl değiştireceğimiz, nasıl siyasal süreçlerin ihtiyaçların daha güçlü cevaplar üreteceğimizi belirleyeceğiz. Dolayısıyla kararlılığımız daha fazla güçlenmiştir. İrademiz bugün daha kuvvetlidir. Faşist Türk burjuva devleti açısında ise onlar sınırları içerisinde ve dışarısında bir savaşım vermektedir. Yani bu onun yapısal krizini çözme arayışıdır. TC’nin kuruluş yıldönümüydü 29 Ekim, geride bıraktık. Türkiye’de ki kapitalizmin ve emperyalizmle kurduğu ilişkilerin aynı zamanda Kürdistan’da ki sömürge siyasetinin, aynı zamanda erkek egemen ve erkek gerici karakterin, siyasal İslam karakterinin ve bir dizi karakter üzerinden baktığımızda iflas etmişlerdir. Ciddi bir yapısal kriz içerisindedirler. HBDH/KBDH olarak biz bu yapısal krizin çözüm adresi olduğumuzu düşünüyoruz. Devrimin zaferine doğru yürüyecek olan, öncü ve önder kuvveti gerek açığa çıkarak gerek toplumu bu noktada özneleştiren yerde duracağını düşünüyoruz. Dolayısıyla faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız. Erkek egemenliği yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız. Hamlemiz bunun hazırlayıcı bir kuvveti oldu.”

Delal Devrim: ”Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız hamlesinin 1 yılında yaşanan gelişmeleri Hevi Sarya değerlendirdi. Hamlenizin hedefleri ileri, daha ileri şiarıyla daha da yükseltildi. Bu, ezilenler açısından ne anlama geliyor?”

Tekin Yoldaş: “Bu mücadele, bu çaba çok büyük bir çaba oldu. Türkiye faşist rejimi Türkiye toplumsal mücadele tarihinin en acımasız, en sert dönemlerinden birini yaşıyor. İşçi sınıfına, emekçilere, ezilenlere dönük saldırıları hiçbir dönemde olmadığı kadar serttir. Bu koşullar altında mücadele eden, bedel ödeyen HBDH gerillaları, milisleri dağlarda, kentleri ve zindanlarda direnen yoldaşları buradan selamlamak istiyorum. Bu mücadele önemli ve değerlidir. Özellikle bizim hedefimiz bu devrimci seferberlik hamlemizi başlatırken gerillanın dağlarda direnişini kentlere taşımak, toplumsal mücadele dinamikleriyle birleştirmekti. Bu anlamıyla bu büyük oranda başarılı oldu. Artık gerillanın direnişi Avaşin’de, Zap’ta, Metina’da, Gare’de faşist işgalci orduya büyük darbeler vururken aynı zamanda Türkiye metropollerinde İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da, Mersin’de, Kürdistan kentlerinde hesap sorma eylemlerine dönüştü. Gerillanın etkili moral değeri ve gücü aynı şekilde toplumsal mücadelelerle buluştu. Bu eylemler fabrikada direnen işçilerle buluştu, onların direnişleriyle buluştu. Erkek egemen sisteme ve sömürüye karşı, kadın cinayetlerine karşı direnen kadınlarla buluştu. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle buluştu. Emeğine sahip çıkan tütün emekçileriyle buluştu. Doğasına sahip çıkan insanlarla buluştu. Bu anlamıyla bütün bu kesimler aslında HBDH’ın devrimci seferberlik hamlesinde kendisini ifade etti. Bu anlamıyla hamlemiz kapsamlı bir hamledir. Bizim sorduğumuz hesap, bu mücadele, bu hesap sorma bilinci bu kesimler adına yapılan eylemlerdir. Bu anlamıyla biz ezilenlerin sözcüsüyüz, biz onlara zulmedenlerden, onları sömürenlerden hesap soruyoruz. Bu netlikle meseleye bakmak lazım.

Türkiye’de işçi ve emekçiler çok büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyadırlar. Faşist rejim yürüttüğü kirli savaşın sonucu olarak, içinde bulunduğu sömürü düzeni, adaletsiz sistemin sonucu olarak yaşam her gün halk için, ezilenler için daha da zor hale geliyor. Hayat pahalılığı almış yürümüş durumda. Her gün bir fabrikada işçi direnişi var. Her gün bir fabrikada işten çıkartma var, her yerde iş gaspı var. Öyle bir ülke düşünün ki bütün yaşam alanlarında sömürü ve baskı var. Biliyorsunuz adaletsizliğin ve sömürünün bütün şekilleriyle en yoğun yaşandığı bir toplumsal sistem içerisindeyiz. Bu rejim her geçen gün ömrünü tamamlıyor durumda. Ülkede AKP-MHP faşist blokuna her geçen gün daha geniş kesimlerce tepkiler ifade edilmektedir. Ona karşı muhalefet dile getirilmektedir. Bu anlamıyla HBDH ileri, daha ileri derken aslında bu kesimlerle devrimci eylemin buluşması ve bu kesimlerin de taleplerini devrimci eylemle ifade etmesini istedi. Biz, bu devrimci seferberlik hamlemiz boyunca birçok eyleme imza attık. Hedeflerimizi belirlerken hep faşist rejimin kurumları, bu sömürü düzeninin yürütücülerini, onun kolluk güçlerini ve sömürü sistemini, savaşı destekleyen kesimleri hedef aldık. Eylemlerimiz doğrudan ezilen kesimlerin kendini ifade etmesidir. Şimdi ileri daha ileri derken ikinci aşamamızda bunun düzeyini daha da yükseltmek, daha ileri taşımak, daha nitelikli hale getirmeyi hedefledik. Bu rejim bu gidişatı görünce hemen bütün gerici rejimlerin yaptığı en temel şeyi yaptı: ülke içerisinde olan sorunları ve sömürü gerçekliğini daha da tahkim ederek, baskıyı daha da artırarak, hak arayanı geleceğine sahip çıkana daha fazla zulmederek ve aynı zamanda da savaş politikasını derinleştirdi. İşgal politikasını derinleştirdi. Bugün Başur Kürdistan’ın birçok alanında işgalci Türk devleti çok kapsamlı bir şekilde işgal ve baskı politikasını derinleştirmektedir. Başur Kürdistan’ın birçok alanında işgal politikası yürütmektedir. Buna karşı direnen tek güç gerilladır. Bugün Rojava’yı işgal etmek istiyorlar. Rojava’da kurulan özerk yönetimi, Rojava Devrimi’ni hedef alıyor. Rojava Devrimi’nin var olması, kendini yaşatması, orada halkların demokratik bir iktidar kurması doğrudan Türk devletini, faşist rejimi tehdit etmektedir. Faşist iktidarlar her zaman halk iktidarlarından, ezilenlerin iktidarından rahatsız olurlar. Erdoğan rejimi de yanı başında bir halk iktidarını istememektedir. Bugün Türkiye toplumu içerisinde sınıf çelişkilerinin ve yoksulluğun alabildiğine derinleştiği bir tarihsel dönem içerisindeyiz. Bir tarafta saray etrafında konumlanmış ve her gün zenginliklerine zenginlik katan bir dünya; öte tarafta yoksul, emekçilerden ve ezilenlerden oluşan bir dünya. Biz yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin dünyasını temsil ediyoruz. Onların sözcüsüyüz. Dolayısıyla bu hamle aslında onların hamlesidir, bu hamle onların özlemlerinin eylemselliğe dönüşmesidir. Bu hamlede sorulan hesap fabrikada gün doğumundan gün batımına kadar çalışmak zorunda olan ve asgari ücretle çalışan insanın, sokakta katledilen kadının, alınteri çalınan emekçinin, geleceği çalınan gençlerin hesabını sorma hamlesidir. Bu anlamıyla hamlemiz bu kesimlerle buluştu. Yaptığımız eylemler daha da etkili oldu. Tabii ki yetersizlikler, eksiklikler var.

Düşünün faşist rejim bütün olanaklarını, imkanlarını kullanarak bizim örgütlenmemizi ve eylem gücü geliştirmemizi engellemeye çalışıyor ama unutmayın hiçbir şekilde devrimci eylemin önünde hiçbir güç duramaz. Devrimcilerin eylemleri önünde hangi tekniği kullanırsa kullansın faşist rejimin karşısında durabilme koşulu yoktur. İleri, daha ileri diyerek aslında mücadeleyi daha ileri taşıyoruz. Bu anlamıyla hamlemiz ikinci aşamasında daha güçlü ve örgütlü bir şekilde gelişmekte, büyümektedir.”

Delal Devrim: “Faşist iktidarın çöküş sürecinde olduğu tespitini her kesim yapmaktadır. Peki sizce faşizmin yıkılması nasıl mümkün olacaktır?”

Hevi Sarya: “Burada öncelikle ulusal sorunun, Kürt ulusunun boyunduruk altında tutulması durumunun temel bir yerde durduğunu belirtebiliriz. Marx yoldaşın bir sözü var, “bir ulusu ezen ulus, özgür olamaz” diye. Türk ulusunun özgürlüğünden bahsedemeyiz bu koşullarda, egemen ulusu temsil ettiği için. Türk halkının özgür olduğundan bahsedemeyiz ya da Türkiye halklarının, Türkiye’de ki işçi sınıfının, kadınların özgürlüğünden bahsedemeyiz Kürdistan coğrafyasında böyle bir işgal, böyle bir sömürü varken. Bu düzeyde adaletsizlikler, bu düzeyde şiddet varken, ilhakı her türlü tanımlayabilecekken demokratik bir Türkiye’den, özgür bir Türkiye’den bahsedemeyiz. Birincisi, burada ezilen Kürt ulusu söz konusu olduğunda nasıl bir pozisyon alındığı çok önemlidir. Politik özgürlük mücadelesinin de geliştirilmesi, yükseltilmesi Türkiye bakımından çok temel bir yerde duruyor.

Devrimci hareket olarak tarihimize baktığımızda belli ideolojik sorunlarla karşı karşıya kaldık. Burada şovenizmin etkileri, Türk milliyetçiliğinin etkileri tasfiye etmemiz gereken ideolojik sorundur. HBDH ve KBDH ise burada yol açıcı olmuştur. Türkiye halklarıyla, Türkiyeli kadınlarla Kürdistan halkını ve kadınlarını birleştiren bir yerde olmuştur. Burada aslında faşizmin yıkılmasında çok temel bir yerde duruyor. Kürt ulusunun özgürlüğünün sağlanması faşizmin yıkılmasında önemli bir yerde duruyor. Tarihimize baktığımızda faşizmi her dönem görürüz. Tarihi en gerilere aldığımızda soykırım politikalarında ve demografik yapının değiştirilmesi politikasında, tehcir politikalarında, katliamlarda görürüz. Bugünlere gelecek olursak her türlü şiddet biçimlerini halklar ve kadınlar üzerinde kullanan faşist rejim gerçeğini görürüz. Dolayısıyla silahlı mücadele bir zorunluluktur. Faşizmin yıkılması bundan bağımsız ele alınamaz. Dolayısıyla, faşizmi yıkmak için özsavunma almak gerekiyor. Silahlı mücadeleyi geliştirmek gerekiyor. Devrimci şiddeti olağanlaştırmak, rutinleştirmek gerekiyor. Bir çıkış yoludur bu. Saldırılar bu kadar yoğunken devrimci şiddetle cevaplamak, rutinimize dönüştürmek, günlük bir siyasi mücadelenin konusuna dönüştürmek politik cesareti de geliştirecektir. Geniş kitlelerin de, milyonların da bu bilinçle pozisyon almasını ve kitleler bu silahlı mücadele içerisinde esasında devrim anına hazırlanacaktır. Yani bu bir hazırlık okuludur. Diğer nokta ise, mücadelenin parçalı olmasıdır. HBDH ve KBDH bu noktada da bir adrestir. Çünkü amaçta ortaklaşmaktır. Bugün HBDH ve KBDH’ta birleşmemek için hiçbir haklı gerekçe olamaz. Çünkü gerçekler gözümüzün önündedir. Gerçekleri kimse kapatamaz. Bugün kimse ‘Kürt sorunu yoktur’ diyemez. Ya da kimse ‘Kürdistan işgal altında değildir’ diyemez. Bugün ‘faşizm yoktur’ diyemez kimse. Bu kadar gerçekler ortadadır. Dolayısıyla daha fazla Türkiyeli ve Kürdistanlı örgütler HBDH ve KBDH saflarında birleşmelidir. Burada bir askeri-politik ittifakımız var ve bu genişlemelidir devrimci amaçlar doğrultusunda. Ya da eylemde birleşmeliyiz. Çünkü amaçlar bellidir. Bu gerçeklere gözünü kapatmayan, bu gerçeklere cesurca bakan her onurlu ve özgürlükçü görüş açısına sahip birey HBDH ve KBDH saflarında savaşabilir, saf tutabilir. Bu dönemde parçalılık en temel sorunumuzdur. Bu da aslında faşizmin ve kapitalist-emperyalist sistemin saldırılarının da bir sonucudur. Bunu böyle görmeliyiz. Çünkü bu parçalılığı yaratan, bu yabancılaşmayı yaratan olgu düşmandır. Düşman karşısında böyle bir bilinçle hareket etmeliyiz. Birleşik mücadele, birleşik mücadelede güçlenmek, birleşik mücadelede yoldaşlaşmak faşizmin yıkılması açısından önemlidir. Bu aynı zamanda bizim açımızdan bir özeleştiri konusudur. Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihine baktığımızda grupçu ve dogmatik yaklaşımlar vardır tarihimizde. Bizi bölen ve parçalayan konular çok olmuştur. HBDH ve KBDH bir pratik özeleştiridir. KBDH bakımından da bugün erkek egemenlik karşısında, heteroseksizmin karşısında daha fazla bir saflaşma gerekiyor. Bu da bir gerçekliktir. Bu gerçekliği daha fazla gören ve kadın özgürlük mücadelesinin burada doğru gelişmesini sağlayan bir yerde duruyor KBDH. Kadınların devrimine giderken, cins ayrımsız bir topluma giderken faşizmin yıkılması ve erkek egemenliğin yıkılmasını bu temelde iç içe alıyoruz. KBDH bu anlamıyla önemli bir yerde duruyor.”

Delal Devrim: “Faşist iktidar birleşik mücadelenin yürüttüğü bu hamlenin 1 yılı sonunda nasıl bir noktaya geldi?”

Tekin Yoldaş: “Bu hamle faşist iktidarın bir çok hesabını bozdu. Faşizmin beklentisi şuydu. Ülke içerisinde toplumsal muhalefeti, emekçileri, ezilenleri bir şekilde teslim almak ve kendine yedeklemek ve aynı zamanda devrim güçlerini, gerillayı, devrim güçlerini kuşatarak tasfiye etmektir. En temel hedeflerinden biri Kürt Özgürlük Hareketi’ni uluslararası bir konseptle içerisinde sadece Türk faşist rejiminin değil, KDP’nin, Amerika’nın, Avrupa’da ki güçlerin bir şekilde destek verdiği belli oranlarda da göz yumduğu bir konseptle ona karşı bir tasfiye hareketidir. Kürdistan mücadelesinin, özgürlük hareketinin gelişim dinamiklerini tasfiye etmekti. Aynı zamanda bu savaşla beraber bölgede bir güç olmak, Kürt özgürlük realitesini boğarken bölgede gelişen özgürlükçü damarı baskılamaktır. DAİŞ gibi, SMO gibi çetelerle ittifak içerisinde olmak ve ülke içerisinde de bunların uzantısı olan, bunlarla aynı mantıkta örgütlenmiş olan SADAT gibi çeteler örgütleyerek bu toplumsal muhalefeti, aydınları, gençliği sindirmekti. Bu açıdan HBDH milislerinin yürüttüğü eylemler, gerillanın direnişi bu hesabı bozdu. Faşizmin hesabı kolay bir şekilde devrimci güçleri teslim almaktı. Başur Kürdistan’da ki işgal saldırısı ile belirli alanlara geldiler, tıkandılar ve ilerleyemediler. Gerillanın kararlı direnişi faşizmin bütün hesaplarını bozdu. Dönersek, HBDH milislerinin yaptığı eylemler faşizm cephesinde korku yarattı. HBDH Milisleri gitti hainleri, alçakları vurdu ve o hainler, alçaklar kaçacak delik aradılar. Sokakta faşist kurumları hedef aldı, o faşist kurumlar geri adım atmak zorunda kaldı. Bekçisini, faşizmin derneklerini, kurumlarını hedef alınca toplumda şu oluştu, halk ‘biz çaresiz değiliz, devrimciler var. Devrimciler gider hesap sorar” dedi. Üniversite öğrencileri buradan güç aldı. Gerillanın direnişi, milislerin eylemleri toplumsal muhalefete güç verdi.

Bugün faşizm bütün imkanlarıyla halka, ezilenlere saldırıyorken ona karşı devrimcilerin direnişi olmazsa toplumsal muhalefet sokağa çıkamaz. Kürdistan’da ve Türkiye’de yoksul mahallelerinde, devrimci mücadelenin geliştiği her yerde çürüme, çeteleşme en derin boyutlarda ortaya çıkartılıyor. Devrimcilerin varlığı ve örgütlülüğü bu anlamıyla faşizmin karşısında en kararlı duruşu ve kararlı hesap sorma bilincini ifade etmektedir. HBDH güçleri, gerillalar, milisler, devrimci kitle faaliyeti büyük bir eşikte, büyük bir irade gösterdiler. Faşizmin bütün saldırılarına karşı boyun eğmediler. Onun teslim alma planını bozdular. Bu anlamıyla da başka güçler de onlara dahil oldu. İşçi sınıfı ve emekçiler sokakta direniyor, kadınlar sokakta direniyor, gençler sokakta direniyor, hesap soruyor. Bunların hepsi ödenen bedellerin bir sonucudur. Örneğin, Gare’yi işgal saldırısı başarılı olsaydı AKP iktidarı belki de hemen arkasından erken seçime gidip topyekun saldırıya girişecekti. Ya da Metina’da Avaşin’de istediği sonucu alsaydı hemen bir erken seçime gidip iktidarını daha da tahkim edecekti. Bugün MHP ile AKP arasında çelişkiler ortaya çıktı. Bugün egemenler cephesinde çelişkiler ortaya çıktı. ABD ile faşist rejim arasında çelişkiler var. Rusya ile faşist rejim arasında çelişkiler var. Eğer bu direnişler olmasaydı bu çelişkiler açığa çıkmayacaktı. Bu anlamıyla bu direniş bütün bu çelişkileri ortaya çıkardı. Kim ne yaparsa yapsın halkın ve ezilenlerin tek dayanacakları güç kendi örgütlülükleridir. Bugün birleşik devrim mücadelesi, gelişmeseydi, kendisini örgütlemeseydi, kendi var etmeseydi başka bir yerden beklenti içerisinde olunamaz. Düşünün, on tane büyük elçi bir araya geliyor ve Osman Kavala’yla ilgili açıklama yapıyor. On tane büyükelçi bir araya gelip Kürdistan’da kullanılan kimyasal silahlarla ilgili açıklama yapmıyorlar. Çünkü o büyükelçilikler ait olduğu hükümetlerin bağlı olduğu şirketler o kimyasal silahları o faşist rejime veriyor. Avaşin’de Metina’da kimyasal silah kullanılıyor. Bu kullanılan kimyasal silaha ortak olan, Osman Kavala’nın derdine düşenler orada halkın çocuklarına karşı kimyasal silah kullanılmasına sessiz kalıyorlar. Faşist rejim o güçlerden destek alıyor.

Türkiye toplumunun çelişkileri farklıdır. Aslında Türkiye toplumu çok derin bir fay hattı üzerinde durmaktadır. Birleşik devrim güçleri bu fay hattında doğru konumlanmıştır. Bugün Türkiye’de işçilerle patronlar arasında, mültecilerle onları sömürenler arasında, kadınlarla erkek egemen sistem arasında çok derin çelişkiler var. Dolayısıyla bu çelişkiler çözecek olan birleşik devrim güçlerinin örgütlülüğüdür. Birleşik devrim güçleri geçtiğimiz bir yıl boyunca hep bu hedefle uğraştı, çabaladı. Faşizmin bütün sindirme politikalarına karşı direnildi. Artık faşist rejim zayıflamıştır. Herkes Erdoğan’ın gideceğini konuşuyor ama yerine ne geleceği tartışması var. Süleyman Soylu devrimcilere gün verirken, onları tehdit ederken artık CHP çıkıp parlamentoda teskereye hayır diyebiliyor. Bu devrimcilerin direnişi sonucundadır. Bu, halkın öfkesinin gelişimi sonunda sonucundadır. Belki de bu hamleler halkın öfkesini kendisine bağlama hamlesidir ama bir realitedir. Eğer bu direniş olmasaydı bu gündemler olmayacaktı. Bugün Rojava Devrimi, oranın direnişi, orada gelişen özgürlük mücadelesi sembol olduğu için faşizm bunu hedef almaya çalışıyor. Rojava’da Kürt halkı, Alevisi, Sünnisi, Nusayrisi, Arapı, Türkmeni ortak bir şekilde yaşyıor. Faşist rejim onları hedef almak istiyor. Bu anlamıyla birinci yılımız mücadelenin geliştiği, ileriye taşındığı bir dönemdir. Bu mücadelede gelişme, ilerleme bizler açısından tarihsel bir öneme sahip. Bizim tarihsel sorumluluğumuz bu mücadeleyi daha ileriye taşımak ve faşizmden hesap sormaktır. Bu yönüyle de çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki bu bir yıl çok dolu dolu geçti. Kendi gücümüze güveniyoruz, halkımıza, ezilenlere güveniyoruz.”

Delal Devrim: “Hamlenizin devrimci saflarda yarattığı etki gözle görülür bir nitelikte. Ezilenlerin hamlenize ve birleşik devrim mücadelesine bakışı ne boyuta ulaştı?”

Hevi Sarya: “Etkileşimler kaçınılmazdır. Ortada bir mücadele var. Ve bu mücadeleler farklı toplumsal kesimleri de birbirinden farklı alanları, bölgeleri de etkiliyor. Bir etkileşim söz konusu. Biz şunları tesadüf olarak görmüyoruz; Gare’de gerillanın faşist Türk ordusuna yaşattığı hezimet Türkiye coğrafyasında anti-faşist mücadeleye çok güçlü bir moral kaynağı olmuştur. Anti-faşist mücadelenin daha fazla önünü açmıştır. Ya da faşizme karşı gerillalarımızın ve milislerimizin gerçekleştirdiği eylemleri düşündüğümüzde bunlar sokakta ki fiili meşru mücadelenin önünü açan cesareti güçlendiren bir yerde durdu. Aynı şekilde ortaya çıkan tüm direnişler emekçi köylünün direnişinden tutalım ezilen kadınların ortaya çıkardığı eylemsellikler, işçi direnişleri Kuzey Kürdistan’da ki polis saldırıları karşısında ya da tutuklama saldırıları karşısında, soykırım operasyonları karşısında ortaya çıkan direniş bunların hepsi de milis ve gerilla kuvvetlerimizi etkileyen bir yerde duruyor. Aslında bir karşılıklı etkileşim var. Örneğin bugün meclisteki duruşuyla burjuva parlamentosunda ki duruşuyla anti-faşist odak olan HDP söz konusu olduğunda da elbette HDP’lileri, oy veren ya da vermeyen, bu topraklarda politik özgürlük için mücadele veren, gerçekten faşizme karşı önemli mücadeleler veren, bir dizi politik kuvveti gerek mevcut milis ve gerilla hareketimiz etkiliyor ve gerek bu kuvvetlerden biz etkileniyoruz. Neticede böyle güçlü bir etkileşim var. Politik kitle hareketinde de bir gelişim söz konusu, ciddi bir canlanma söz konusu ve ezilenlerin hareketi olarak kendimizi tanımladığımız için bu kitle hareketleri daha sıçramalı bir ana doğru hazırlanıyor. Gidişatın böyle olduğunu düşünüyoruz.

Toplumsal mücadeleler açısından da her an, herhangi bir yerden ciddi bir hareket patlak verebilir. Örneğin halkın ayaklanmaları; Tunus’ta ki halk ayaklanmalarına baktığımızda bir tane işçinin kendisini yakmasıyla başlamıştı, Gezi’de bir tane ağacın yıkılmasıyla başlamıştı. Bütün bu farklı toplumsal kesimlerin farklı illerin, bölgelerin, coğrafi anlamda Kürdistan ve Türkiye coğrafyasının, burada ki bütün kitle hareketlerinin birbirleriyle etkileşimi ve sıçramalı düzeyde birbirini etkileme olasılıkları olduğu gibi aynı zamanda hareket açısından, kitle hareketi açısından da isyanlara, serhıldanlara gebe olduğunu düşünüyoruz. HBDH ve KBDH olarak buna hazırlanıyoruz. Hem askeri temelde teknik kapasitemizi yükseltme ve daha güçlü eylemler örgütleme hazırlığı içerisindeyiz hem de milis örgütlerimizi, milis birimlerimizi sayıca çoğaltma, çok daha fazla insanı bu birimlerde buluşturma ve savaştırma perspektifiyle hareket etmekteyiz. Ezilenlerin milyonların öfkesinin örgütlü adresi olacağız. 2022 yılı bizim açımızdan daha güçlü bir savaşım yılı olacaktır. Saray rejiminin, AKP-MHP iktidarının ve aynı zamanda düzen içi ve sömürgeci faşist devlet zihniyetinde, politikasında birleşen diğer düzen partilerinin bütün oyunlarını, hesaplarını, planlarını bozacağız. Ezilenler bu oyunu bozacaktır. Halklarımızın hareketi olarak buz kıran bir rol oynadık, bir yıllık hamlemiz böyle bir rol oynamıştır. Önümüzdeki süreçte de bu rolü daha fazla oynayacağız. Dolayısıyla önümüzde ki sürecin yeni kazanımlara gebe olduğunu şimdiden müjdelemek isteriz. 2022 yılı özgürlüğün daha fazla geliştiği ve faşizmin yıkımının çok daha fazla öznel ve nesnel koşullarının ortaya çıktığı bir dönem olacaktır. Biz buna hazırız. Halklarımız da kadınlarda buna hazır olsun istiyoruz. Çağrımızdır HBDH ve KBDH saflarında savaşmaya, mücadele etmeye ve özgürlüğümüzü kazanmaya çağırıyoruz.”

Delal Devrim: “Hamlenin 2.yılında işçi sınıfının, gençlerin, kadınların ve bütün ezilenlerin mücadelesinin büyütülmesinde HBDH’ın hedefleri neler olacaktır?”

Tekin Yoldaş: “Her şeyden önce gerillanın direnişi, milislerin eylemleri, devrimci kitle faaliyeti bir enerji açığa çıkardı seferberlikle beraber. Aslında bu devrimci seferberlik hamlesiyle beraber geniş toplumsal kesimlerde bir politik duyarlılık ve politik netleşme sağlandı. Ancak şunu çok net bir şekilde söylemek gerekiyor ki bu yeterli değildir. Bizim hedefimiz bütün halkı, bütün ezilenleri bu mücadeleye katmak ve bunu faşizme karşı savaştırmaktır. Temel yaklaşımımız bu olmak zorundadır. Dolayısıyla bizim hedefimiz birbirinden bağımsız olan direniş odaklarını birleşik devrim mücadelesiyle birleştirmektir. Her gün bir fabrikada direniş var, her gün işçiler emekleri için kendiliğinden sokağa çıkıyor, direniyor, o fabrikaya kendisini kapatıyor. Polisin copuna ve biber gazına karşı direniyor. Her gün ülkenin bir yerinde tütün işçileri, bir yerinde toprağına HES yapılmasını istemeyen köylüler, bir yerinde elektriği kesilmiş köylüler, bir yerinde tarım arazisinin yağmalanmasını istemeyen emekçiler direniyor. Başka bir yerinde siyanürler altın aranmasına karşı direniş var. Aslında şu gerçeklik ortaya çıkıyor; ülkenin her yerinde direniş var. Ülkenin her yerinde emekçiler bir şekilde bu rejimden rahatsız. Ama bunlara önderlik edebilecek bir güç yok. Dolayısıyla devrimci bir durum var, devrimci gerçeklik var ama buna öncülük edebilecek bir güç ya da öncüyle kitle arasında bir temassızlık var. HBDH eylemlerinin amacı bu zemini ortadan kaldırmaktır. Öncü ile kitleler arasında ki politik etkileşimi, rezonansı en hızlı noktaya ulaştırmaktır. Bu anlamıyla bizim mücadelemiz aynı zamanda faşizme karşı direnişin, faşizme karşı devrimci eylemlerin sürekli yapılabileceğinin ispatıdır. Faşizme karşı direnişi büyütmektir. O anlamıyla kimse ne yapabilirse onu yapmalı, katkı sunmalıdır.

Faşist rejim bütün olanakları ile saldırıyorken bazen ona bir taş atmakta bir eylemdir, bin taş atmak ise daha politik bir eylemdir. Dolayısıyla şunu çok net söyleyebiliriz ki biz, hamlemizin ikinci yılında devrimci şiddeti daha fazla toplumsallaştırmak istiyoruz. Bu halkın çocuklarını katleden, dağlarda bu halkın çocuklarına karşı kimyasal silah kullanan, emekçilerin yaşamını gasp eden, hayatı yozlaştıran bu faşizmden daha güçlü hesap sormak için onunla onun anladığı dilden konuşacağız. Onun anladığı dil devrimci şiddetin dilidir. Onu daha güçlü örgütleyeceğiz, bu konuda iddialıyız ve kararlıyız. Varlığımız bunun ispatıdır. Bu gelişmeler şunu gösteriyor, kendi kendine bir kriz içerisinde olan iktidar var. Artık gemi su almaya başlamış durumdadır. Eskilerin bir sözü var, gemi su alınca ilk önce fareler kaçar. İktidar blokunda çözülmeler başlıyor. Biz ise bu hesap sormayı iktidarın zulmünden en fazla rahatsız olan, en fazla mağdur olan kesimler olarak soracağız. Bugün bu ülkede bir demokrasi sorunu, insan hakları sorunu varsa o insan haklarının temelinde Urfa’da katledilen Şenyaşar ailesi vardır. Onu görmeyen bir demokrasi demokrasinin d’si olamaz. Ya da Cizre’de bodrumda katledilen insanlar, sokakta cenazesi günlerce bekletilen Taybet Ana ya da onbinlerce insana yuhlatılan Berkin Elvan’dır, hakkını aradığı için hayatı gasp edilen işçilerdir. 16 yaşında çalışmak zorunda kalıp bu faşist rejim tarafından iş cinayeti ile katledilen emekçi çocuklarıdır. Bunların hesabını soracağız. İkinci yılımızda bu hamle daha güçlü olacak, daha gelişecek. Belki şiarları değişebilir, belki niteliği değişebilir ama şunu gördük ki artık bu mücadele bir grup devrimci öncünün mücadelesi değil, topyekun bütün halkın mücadelesi haline gelmek zorundadır. Daha geniş bir kesim her geçen gün bu faşist iktidardan rahatsız, bu faşist iktidarın baskılarından ve zulmünden insanlar artık isyan ediyorlar. Ya da isyana öncü arıyorlar. Buna öncülük edecek olanlar birleşik devrim mücadelesidir. Birleşik devrim mücadelesi bu ülkede ezilenlerin, halkın ortak taleple birleştiği mücadeledir. İşçilere, emekçilere, ezilenlere çağrımız bu mücadeleye katılmalarıdır. Bize omuz vermeleridir. Biri için ya da bizim için değil kendileri için bunu yapmalarıdır. Çünkü bu faşist rejim hem Ortadoğu halklarının hem de Türkiye halklarının varlığına zarardır. Var olduğu her süre boyunca Ortadoğu’da ki her demokratik gelişmenin önünde engeldir. Ülke içerisinde de her özgürlük mücadelesinin önünde engeldir. Bu rejim yıkılırsa, faşist düzen alaşağı olursa Türkiye ve Ortadoğu halklarını daha aydınlık bir gelecek, devrimci bir Türkiye ve Ortadoğu bekliyor. Bu uğurda mücadele edenlere selam olsun, mücadele edeceklere de hep beraber mücadele edeceğimizin bilinciyle omuz omuz yoldaşlaşarak bu zaferi kazanacağımıza inanıyoruz diyoruz. Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız. İleri, daha ileri…”

HBDH sitesinden alınmıştır.

Paylaşın