Devlet iktidarını elinde tutan egemen sınıflar üretim ilişkilerinin mevcut hali ile devamı için çeşitli ideolojik ve kültürel aygıtlar aracılığı ile kitleleri, sömürü sisteminin devamına ikna ederler. Patronların işçilere ekmek verdiği, yaşananların kader olduğu, oy vererek işçilerin yönetime katıldığı örnekleri yanılsamalar yaratarak sistemin sürekliliğine hizmet eden ideolojik aygıtların yarattığı kültürü oluştururlar. Sınıflar arası çelişkilerin keskinleştiği, ideolojik hegomanyanın silikleştiği, yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediği kesitlerde ise devletin zor aygıtları olarak örgütlenmiş şiddet araçları devreye girer. Bu şiddet aygıtları yasalardan, mahkemelere, polis, asker gücünden, cezaevlerine kadar tek bir merkezden, devlet iktidarını elinde tutan sınıflar tarafından yönetilirler. Modern kapitalist devletler aynı zamanda yasal olarak örgütledikleri zor kurumlarının yanında, özel harp merkezlerince yönlendirilen, paramiliter, kontra, gladyo gibi “yasadışı” zor araçlarını da besler ve büyütürler. Bu araçlar yeri ve zamanı geldiğinde sistem dışına çıkan toplumsal kesimlere karşı imha, geniş kesimler de ise manipülasyona dayalı korku ve kaos yaratarak yönetenlerden istikrar için medet umma algısını yaratırlar. Böylece onu yıkacak bir güç olmadan, sömürü ilişkilerinin yeniden ve yeniden üretimi devam eder.
Türkiye’ de de devlet aygıtı, ona hükmeden AKP ve yaşanan son gelişmeler, kuşkusuz tanımlamadan bağımsız ele alınamaz. “Derin Devlet Ergenekon” operasyonları ile o dönem geniş yığınların desteğini arkasına alan, aynı zamanda özel harp dairesini ve kadrolarını reorganize eden AKP, “Yeni Türkiye” nin yayılmacı konseptine uygun hücreleri de göreve getirmiş oldu. MİT’ in yeniden yapılandırılması, yurtdışı operasyonel bir örgüt olarak dizayn edilmesi, sınırsız yetki ve yasalar karşısında koruma kalkanları aynı ihtiyacın parçaları olarak organize edildi. RTE nin, Başbakanlık döneminde Meclis’ de muhalefet vekillerinin elini sıkmaya dahi izin vermeyen kibrine rağmen, bir yıl önce Hüda-Par Genel Başkanıyla baş başa görüşmesi, ilgili partinin yerel seçimlerde tek başına bölgede seçime girerek rüştünü göstermesi, bugünü anlamak açısından hatırlanması gereken gelişmelerdir.
Sınır içinde Özel Harp Dairesi ve savaş aygıtları yeniden inşa edilirken, sınır dışında ise yayılmacı siyasete bağlı MİT ve Özel Harp Dairesi eliyle, paramiliter güçlerin eğitimi ve silahlandırılması, IŞİD üzerinden gerçekleştirilmeye devam etti. “Yasadışı” yollarla TC Devletine ait Mühimmat yüklü Tırlar, Sınırların “Mücahitlere” açılması, Lojistik destekler, esir oyunları ve meşru bir hareket gösterme çabaları artık tüm dünyaca bilinen AKP-IŞİD işbirliğinin öne çıkan delilleri sayıldı. Ve gerçekler artık gizlenemez boyutlara ulaştığında, sınır içinde yaşayan halklar, İdeolojik aygıtlarla ikna edilememeye başlandığında Devletin Zor Aygıtları devreye sokulacak, Özel Harp Dairesince planlanmış süreç işletilmeye başlanacaktı. 6 Ekim Günü Sokağa çıkarak, artık Devlet tarafından gizlenemeyen AKP-IŞİD işbirliğine karşı isyan eden kitleler kolluk tarafından yöneltilen resmi şiddetin yanında, Özel Harp dairesince planlanan paramiliter güçlerinde şiddetine maruz bırakıldı. Esenyurt’ ta polis tarafından paramiliter güçlere teslim edilen kişiyi, çırılçıplak soyarak, 16 yerinden bıçaklayan, taşlarla linç ederek sokakta bırakanlar ile IŞİD ‘in kelle keserek sokakları kan gölüne çevirenler, aynı Özel Harp Dairesince eğitilmekte, aynı algı yönetimi olan korku, panik, kargaşa kitlelere mesaj olarak verilmektedir. Bu nedenle Kobane Dayanışma eylemlerinin yüz binlerce kişi tarafından sokağa taşmasının ardından bir haftada onlarca ölüm, binlerce yaralı olmasının tek sorumlusu bilerek ve isteyerek AKP iktidarıdır. Bu yaşananlara “Provakasyon var” “provakasyonlara gelmeyelim” demek katillerin üzerine şal örtmekle eşdeğerdir. “Provakasyon” demek iktidardan bağımsız seyreden, iktidarı aklayan, kime hizmet ettikleri somut olarak bilinmeyen iç ve dış unsurların sokakta olması demektir. Bu bakış açısı IŞİD ile işbirliği içinde katliamlara imza attığı söylenen AKP Hükümetiyle Provokatörlere karşı işbirliği yapma algısı doğurur. Bu algı hem sokağa çıkan kitleler nezdinde sokağı güvensizleştirirken, hem de Batıda yaşayan geniş kitlelerde kontrol dışı kaos algısı yaratarak mevcut hükümetten istikrar sağlama beklentisi doğurmakta, bu da aynı zamanda devletin şiddet aygıtlarının yeniden- yeniden meşruluğunu ve yasallığını sağlamaktadır. Meclise sunulan, İç Güvenlik Reformu bu amaçla hazırlanmıştır. Bu açıdan sokakta provokasyon yok, sokakta AKP tarafından talimatı verilen, Özel Harp Dairesince planlanan, başta Kolluk olmak üzere Hüda-Par, Faşist, Paramiliter vb.güçlerce uygulanan sokak şiddeti, infazlar ve zulüm var.
Son olarak sınıf mücadeleleri tarihi ve deneyimleri göstermiştir ki, bir avuç sömürücü sınıfın elinde tuttukları devlet iktidarı ve aygıtları için aslolan sömürünün bekasıdır. Bunun için kendi hazırladıkları yasaları da tanımayarak her türlü şiddet ve terör faaliyetini devlet eliyle ezilen kitlelere yöneltirler. Proletarya Sosyalistlerinin görevleri ise şu an taşeron örgütlerle savaşı sürdüren ve sonunda fiili bir savaşa hazırlanan gerici hükümetlerle, anayurt savunması da dâhil, ülkenin istikrarı, kaos yaratmayı amaçlayan iç ve dış düşman unsurlara karşı işbirliği değil, kendi hükümetine ve onun yayılmacı, sömürgeci siyasetine karşı savaşı derinleştirmektir.
