Yaşanmakta olan ve yaşanacak olanlar, hemen herkeste benzer ve ortak kaygıların oluşmasına sebep oluyor. Yaşananların, olacak olanları işaret etmesinden yola çıkan herkes, var olanın kesintisiz düz bir seyir izlemesi halinde, varılacak olanın cehennem olacağında birleşiyor. Saray- AKP hükümetinin izlediği politik hat, niyetlerini ve yapmak istediklerini deşifre ederken, süreci en kenardan izleyen, sıradan insanın bile ciddi şekilde ürpermesine, ağır bir baskı süreciyle yüzleşmeye hazırlanmasına sebep oluyor. Kürtler öfkeli, aleviler kaygılı, orta sınıf tedirgin, işçiler yarınından endişeli, kadınlar kan revan içinde. Politik Analiz olanı anlamaya dair ise, politik öznelerin yaptığı her anlama çalışması kaçınılmaz olarak, olanın değiştirilmesi, gelmekte olan tehlikenin bertaraf edilmesi üzerine olmak zorundadır. Saray AKP hükümetinin yaptığı ve yapmakta olduğu üzerine yürütülen bütün tartışmalar, diyalektiğin kendi kuralları üzerinden yürütülecekse eğer, güne ve yarına dair tedbirler, taktikler saptama ve bütünsel bir strateji ile bitirilmelidir. Politik Analiz politik düzlemde yürütüldüğü sürece kaçınılmaz bir şekilde politik açılımlara ulaşır. Politika, hegonomik, politik ve örgütsel güç üzerinden tarif ediliyorsa, politik açılımın kendisi verili imkan ve olanaklar dahilinde yapılabilecek olanların en fazlasını ortaya koyacak ve yapılabilecek olanları zorlayıp aşabilecek bir perspektife sahip olmalıdır. Somut durumun analizi onu değiştirmek üzerinden yapılır.
I
Adının ne olduğundan azade gelmekte olanınn ağır bir baskı süreci olduğu hemen herkesin ortak kabulüdür. Baskının hemen hertürlüsünün yaşandığı coğrafyada zaman ve mekana daraltıp anlık düşünmenin darlığına kapılmadan iddia edilebilir ki yaşananlar, olası yaşanacak olanların yanında hiçbirşeydir. Tarihsel hafızanın zayıflığı sürecin bütünlüklü okunamamsı ne yazıkki sarayın her hamlesinin yeni bir hayal kırıklığı ve şaşkınlığa yol açmasına ve bereberinde panik havasının oluşup, korkunun büyüyüp yayılmasına yol açmaktadır. Oysa saray dün ve bugün ortaya koyduğu bütün pratiğini yarın varmak istediği sonal amacın doğrultusunda yürütmekte, uzun solluklu stratejisini taktiksel esneklikle beslemektedir. Stratejinin uzun erimli ve net olması, taktikte gel gitleri , esnemeleri ve dönemsel oynamaları mümkün kılmaktadır. Bu noktada kavranması gereken en temel olgu; sarayın stratejik olarak varmak istediği yerdir. Stratejinin doğru okunması taktiksel hamlelerin anlaşılır olmasını sağlayacağı gibi, öngörülerek tedbir alınmasının imkanlarının da oluşmasına yol açacaktır. Gündemin yoğnluğunda gündeme yetişme çabası, bütünsel mücedele imkanlarını daraltırken taktiksel esnekliğide sınırlamaktadır. Bütün toplumu sarsan hamleler peş peşe gelirken sosyalist hareket bu hamleleri savuşturabilecek ne bütünsel bir birlik hattı ne de güç birikimi sağlayamamkta, bu nedenle karşı koyuşlar cılız kalmakta ve bu cılızlık topluma, yayılan korkuyu ve kaygıyı artırmaktadır.
II
Erdoğan ve çevresindeki ekibin bir birine bağlanan, bir birini besleyen bir dizi ortak amaçla hareket ettiğini söyleyebiliriz. Farklı çıkarlar ve amaçların ortak buluşma noktası, bir rejim değişikliğini sağlama çabasıdır. Erdoğan, bu rejim değişikliği üzerinden işlediği bütün suçlardan ömür boyu azade tutulacağı ve muhtemelen çocuklarına miras bırakacağı başkanlığa ulaşmak istemeketdir. Yanında hükümet eliyle ve devlet imkanlarıyla palazlandırılan oligarşik yapı, sermayenin el değiştirmesini sağlayarak iltidar bloğu içersinde söz sahibi, belirleyici bir konuma gelme arzusundadır. Orta sınıf, Istanbul sermayesi ile hesaplaşmasını görme arzusu güderken, dindar halk kitleleri, tarihsel bir hesaplaşmayı tamamlayıp, sosyal iktidarlarını bu değişiklik üzerinden sağlama alma derdine düşmüştür. Son tahlilde bu proje içerde ve dışarda Türk sunni eksende savaş projesidir. Yapılmak istenen kapitalizm içersinde bir rejim değişikliğini sağlama çabasıdır.
Jön Türklerin, emperyalizm dönemi geç uluslaşma ve kapitalist modernleşme hamlesi kaçınılmaz bir şekilde devlet aygıtına yaslanarak yukardan aşağı yürütülürken aynı zamanda bir ulus kimliği ve bu ulusa batıcıl bir sosyal kimlik kazandırma faliyeti ile yürütülen toplum mühendisliği projesine dönüştürülmüştür. Yolun böyle seçilmesi ve devlet aygıtının sürecin esas yürütücüsü haline gelmesi, otoriterleşmeyi ve merkezileşmeyi beraberinde getirmiştir. Bugün yaşanmakta olan adeta tarihin tekerinin geriye çevrilmesi misali verili ekonomik güçlerin imkanlarıyla başlangıç noktasına tekrar geri dönme çabasıdır. Erdoğan kendisini ikinci kurucu ilan etmeye ve tarihi hiç değilse cumhuriyetten bu yana tekrar etmeye meyilli bir görünüm vermektedir. 2023 takvimlendirilmesinin bukadar sık kullanılması ve bir çeşit milat gibi ortaya konulması bu kuruculuk olgusuyla alakalıdır. Bu noktada AKP iktidara geldiği andan itibaren bir dizi taktiksel esneme ile birlikte toplumun değişik kesimlerinin konjöktürel desteklerini alarak yürümüş ve kendini adım adım tahkim etmiştir. Her adımda verili ittifakı tüketip yeni bir ittifak ilişkisine geçiş yamayı becerebilmiştir. Zamanın ve mekanın elverişli olması, yani dünya emperyalizminin kendi iç çelişkileri toplumsal muhalefetin, gelmekte olanı bütünsel olarak kavrayamayan parçalı yapısı marksizmin hegomanya kaybı sonrası mücadeleyi parlementer alana sıkıştırıp, sonal amaçlarından koparan liberal çizginin solda güçlenmesi Erdoğan startejisinin gelişmesini kolaylaştırmıştır. Ne yazık ki verili durum hala benzer bir yerde çakılıp kalmış görünmektedir.
Haziran seçimleri sonrası HDP nin güçlenen çizgisi, gezi ayaklanamsının yol açtığı sarsıntıyı ve korkuyu büyütmüş. Gezinin Kürt özgürlük hareketi ile yanayana gelme ihtimali sadece AKP çizgisini değil egemen devlet yapısınıda ürkütmüştür. Erdoğan kendi egemenlik alanını daraltan her çeşit parlementer çözüm önerisinin kaçınılmaz bir şekilde kendi sonunu getireceğinin farkındadır. Bu farkındalık sadece Erdoğan’la sınırlı kalmayıp AKP üzerinden ortaya konulmuş olan büyük ve geniş çıkar ortaklığı içinde söz konusudur. İşlenen ağır ekonomik ve siyasal suçalr uluslar arası boyuta sıçramış gelinen noktada bedeli çok ağır olacak dosyaların birikmesine yol açmıştır. Bütün bu süreç keskin bir toplumsal kutuplaşma üzerinde yürütüldüğü ve esas olarak kendi tabanlarında çıkar ortaklığı ve güç zehirlenmesi üzerinden şekillendiği için ilk tökezlemenin en başta bu orataklığı dağıtacağı ve en yakınındakilerin bie hızla gemiyi terkedip kendisini yalnız bırakacağı sarayın da malumudur. Saraydaki tek ‘ adam’ aslında yalnız bir ‘adam’dır.
Sunni – Türkçü bir kimlik üzerinden toplumun diğer kalanı ötekileştirilmiş,Kürtlere, alevilere ve sekülerlere düşmanlık üzerinden bu taban konsülüde edilmiştir. Bu eklektik tabanın kapasitesi geldiği %55 ile sınırlarına dayanmıştır. Kalan %45 düşmandır. Bu durum aynı zamanda saray politikalarının gücünü sınırlarını da ortaya çıkarırıken büyük korkusunun deşifre olasınıda sağlamaktadır. Toplum neredeyse ortasından ikiye ayrılmıştır. Tek sıkıntı %55 in örgütlü ve iktidar %45 in dağınık ve mağdur olmasıdır. 7 Hazirandan sonra IŞİD’in bombalı saldırıları ve hükümetin siyasal baskısı kalan %45’I likitide edip direnme umudunu tükenmesi için devreye konmuştur. Gerek IŞİD’in katliamları gerekse siyasal iktidarın katliam ve baskı politikaları sokağın sesisizliğini sağlamak içindir.
Bu noktada toplumsal muhalefetin parçalanmasında muhalefetin kendisinde de içkin olan şoven duygular kışkırtılmış, saldırı toplumsal muhalefetin tamamı yerine Kürt özgürlük hareketi ve onunla yan yana duranlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Saray bu dinamiklere diz çöktürmeden başarılı olamayacağının bilincinde hareket ederken, Kürtlerle yan yana gelme kaygısı bütün birlik girişmlerinin önüne set çekmiş, KÖH ve onla yan yana duran devrimci hareketler yanlız bırakılmıştır. Bu durum hala aşılabilmiş değildir.Bu konuda kısmi bir başarı görülsede söz konusu sessizliğin derin bir öfkeyi körürklediği de görülmelidir. Erdoğan kendi tabanında iktidarın kaybının yol açacağı sonuçların korkusunu örgütlemekte, darbe girişimi sonrası sürekli olarak bu korkuyu diri tutarak tabanını mobilize tutmaya çalışmaktadır. OHAL ve bütün baskı politikalarının, varmak istediği yer bu kış bitmeden anyasal değişiklik üzerinden başkanlığı garanti altına almak, başkanlığa dayanarak ızın süreli ağır bir baskı düzenine dayanan rejim değişikliğini tamamlamaktır. Adının ne olduğundan azade gelmekte olan olağan üstü bir devlet şeklidir.
III
Süreç böyle tarif edildiğinde gün be gün devreye konan hamleler şaşırtıcı olmaktan çıkacaktır. Artık herkes hedeftir ve bilinmelidir ki saldırı sırası alevilere, emek örgütlerine ve kenarda durup fırtınanın bitmesini bekleyen sol siyasi ekiplere gelemektedir. Siyasi partilerin kapatılmamış olması onların siyaset yapabileceği zeminin devam edeceği anlamı taşımamaktadır. Muhtemel süreç siyasal muhalefetin açık alanda yürütülmesinin imkanlarının doğrudan yasal ve anayasal düzenlemelerle engellendiği, buna rağmen harekete geçenlerinse devlet zoruyla yüzleştiği bir dönem olacaktır. Parti ve dernek binalarına sıkışmış, kıpırdayamaz ve sisteme itiraz edemez bir muhalefet oluşturulmak istenmektedir.
Açık alanda siyaset imkanlarının daralıyor olması, siyasetin kendisinin bittiği anlamına gelmemektedir. Bu tespit aynı zamanda açık alanın, tüm engellemelere ve yasal baskıya karşın zorlanmasını ve savunulmasınıda gerektirmektedir. Devrimci hareket siyasal eylemini yasal sınırlar içersinde değil toplumsal ve tarihsel meşruiyet temelinde tariff eder. Gelmekte olan giderek artan bir baskı süreci olacaksa ve bu baskı devrimci hareketin örgütlülüğünün dağıtılması , kitle bağlarının kopartılması üzerinden şekillenecekse örgütsel yapılar, kendilerini ve faliyetlerini bu saldırıyı boşa düşürecek şekilde reorganize etme görevi ile yüz yüzedir. Önümüzdeki süreç açık alan ve illegal faliyetin yanyana dönem dönem içiçe kulalnıldığı, mücadelenin bütün araçlarının devreye konulduğu bir döneme işaret etmektedir. Böylesi bir işaret, kaçınılmaz bir şekilde taktiksel esnekliklere sahip olamayı gerektiri ki bu taktiksel esneklik, sıtratejinin bütünlüklü kavranılması ile mümküm olabilir.
Strateji meselesi sosyalist hareketin devrim perspektifi ile bağlantılıdır ve marksit teori devrim kavramını sınıf iktidarının başka bir sınıf tarafından değiştirilesi ile tariff eder. Sözün özü devrim işçi sınıfının devrimidir. Asgari mücadele sonal hedeflerin yerine geçirilmeycekse eğer bugün ve yarın tüm mücadele sosyalizm hedefi ile uyumlu ve işçi sınıfının örgütlenmesi amacıyla yürütülmelidir. Sınıfın örgütlenmesi dar bir sınııfçılığa kaçmadan, taktiksel bir esnekik içersinde okunabilmelidir. Esas olan, yapılan bütün işlerin son tahlilde devrimci hareketin işçi sınıfına ulaşma imkanlarını, örgütsel ve politik hegomanya olanaklarını geliştirmesi üzerinden tarif edilmesidir. Bu bağlamda hegomonya meselesinin güç olgusu ile beraber yürütüldüğü gerçeği göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur. Güç, olan değil yaratılan bir şeydir. Bugün imkanların ve bağların zayıflığı böyle ele alındığında teslimiyetin değil, eldeki imkanlarla kitleleri etkisine alabilecek koşulların yartılması mücadelesini gerektirir. Koşulların sertleşmiş baskının yoğunlaşmış olası, kitlelerin dağınık sosyalist hareketin zayıf durumu ilerleyen süreçte kitlelere önderlik edebilecek politik bir gücün imkanlarını da bağrında taşımaktadır. Bu tespit, konjektürel sürecin kaçınılmaz bir şekilde olağan üstü koşulalrda kitle hoşnutsuzluğunun artacağı ve direnişin büyüyeceği öngürüsüne dayanır.
Bu öngörünün en önemli dayanak noktası aynı zamanda gelmekte olana karşı mutlak olarak oluşturulması gereken ittifakın en ciddi parçalarından biri olan Kürt Özgürlük hareketinin politik örgütsel genişliği ve savaş kapasitesinin gelişkinliğidir. Artık uluslar arası bir konuma geçmiş olan KÖH kısa sürede yenilemez hale de gelmiştir. Erdoğan olası bir refarandumdan başkan çıkabilir, başkan olabilir ama uzun süreli başkan kalamaz. Direniş ve savaş devam ettiği sürece baskı politikaları altında ezilen halk kitleleri, bu politikaların kaçınılmaz sonucu olarak gelişecek sınıf hareketi, direnişe dahil olmaya başlayacaktır. Burdan bakıldığında yakın planda sarayın başkanlık hesabını bozmak orta vadede olası bir başkanlığın baskı rejimin yıkmak ve uzun vadede bu yıkma sürecini kesintisiz bir devrimle sosyalizme taşımak Türkiye işçi sınıfı ve ezilen Kürt halkının ortak mücadelesi ile söz konusu olacaktir.
Saray politikalarının bu günden yarattığı ekonomik ve sosyal çelişkiler sarayın bile tedirgin olmasına yol açacak bir düzeye gelmiş bulunmaktadır. Televizyon ekranlarından üflenen tüm efelenmelere rağmen merkez bankasının faizleri artırması Rusya ve Suriye hükümetleri karşısındaki ürkek duruş ve refarandum tarihini mart’a çekme çabası bu ürkekliğin yansımalarıdır. Kış sadece işçi sınıfı ve ezilenler için değil, iktidar ve çevresi içinde sert geçeceğe benzemektedir. Bu noktada sokakta kalmak kitlelere değmek propaganda ve örgütlülüğün sürekliliğini sağlayacak tedbirler almak, önemli bir görev olarak sosyalistlerin karşısında durmaktadır.
Sosyalist hareketin büyük bir kısmı özgücüne dayanan ve bu özgücü toplumsal muhalefetin diğer seksiyonları ile yanyan getirip, sarayın karşısına diken bir çizgi izlemek yerine Erdoğan ve hükümetinin, Suriye savaşı Amerikan müdehalesi, ekonomik krizin destelediği bir saray darbesi ile devrilmesini beklemektedir. Bütün bunların olası olması mutlak olacağı anlamına gelmez. Bu noktada esas olan yaşanmakta olan krizi derinleştirecek toplumsal mücadeleyi yükseltmek bu mücadeleyi devrim mücadelesine birleştirmek olmalıdır. Direnişi daimi kılmak önemlidir zira direniş bulaşıcıdır.
