Emperyalist devletlerin Suriye’deki rejim değişikliği operasyonu çerçevesinde iktidara taşıdığı Cihatçı Hayat Tahrir Şam çeteleri Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerine yönelik saldırılarında ağır silahlar kullanan Cihatçı çeteler, esas olarak bu alanlarda etkili olan Kürt halk örgütlenmelerini dağıtmayı, Kürt halkını öncülerinden koparmayı hedefliyor. Cihatçı çetelerin Kürt halkına Halep’te düzenlediği saldırılar, artık alışıldığı gibi, uluslararası meşruiyet arayışında belirli bir eşiği aşmasıyla eşzamanlı olarak gelişti.
Halep’teki Kürt mahallerine yönelik saldırıların başladığı gün ABD Dışişleri Bakanlığı Paris’te ABD, İsrail ve Suriye hükümeti arasında gerçekleşen görüşmeler sonucunda ulaşılan sonuçların formüle edildiği bir açıklama yaptı. ABD Dışişleri Bakanlığı açıklamasında kullanılan şu ifadeler sözünü ettiğimiz uluslararası meşruiyet arayışı bağlamında önem taşıyordu:
“Taraflar, her iki ülke için kalıcı güvenlik ve istikrar düzenlemelerine ulaşma yönünde çaba gösterme taahhütlerini yeniden teyit etmektedir. Her iki Taraf, Amerika Birleşik Devletleri’nin gözetimi altında, istihbarat paylaşımı, askerî gerilimin azaltılması, diplomatik angajman ve ticari fırsatlara ilişkin derhal ve sürekli koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla ortak bir entegrasyon mekanizması — özel bir iletişim birimi — kurmaya karar vermiştir. Bu mekanizma, her türlü anlaşmazlığın süratle ele alınması ve yanlış anlamaların önlenmesi için bir platform işlevi görecektir.
Amerika Birleşik Devletleri bu olumlu adımları memnuniyetle karşılamakta ve Orta Doğu’da kalıcı barışa ulaşmaya yönelik daha geniş çabaların bir parçası olarak, bu mutabakatların uygulanmasını destekleme konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. Egemen uluslar saygılı ve yapıcı bir şekilde iş birliği yaptığında, refahın önü açılacaktır.”
Cihatçı çetelerin oluşturduğu yeni Suriye yönetimi ABD ve İsrail’e istediklerini sonuna kadar vermiş ve bu sayede “meşruiyet arayışında” yol almıştı. Daha önceki Alevi ve Dürzi katliamlarında olduğu gibi, bunu bir kez daha yeni katliamlarla muhaliflerini sindirmek için kullanabilirdi. Kullandı da… Emperyalizmin Cihatçı katillerle derin ve organik ilişkisi o denli güçlüydü ki, Kürt mahallelerine saldırıların dördüncü gününde Cihatçı çetelerin Şam’daki konuğu Avrupa Birliği’nin en yetkili ismi Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’di. Leyen HTŞ çetelerini saldırılarından ötürü adeta meşruiyetle ödüllendiriyordu. HTŞ’nin daha önce gerçekleştirdiği Alevi katliamlarında da AB emperyalistlerinin tutumu katledilen Alevilerin “eski rejim artığı unsurlar” olduğunu söylemek olmuştu, yani HTŞ katliamlarına örtük bir destek sunulmuştu. AB emperyalistleri ABD saldırganlığının hedefi olan Venezüela devlet başkanına ABD’nin argümanlarıyla suçlamalar yöneltirken, Şam’da Cihatçı katil Ahmet El-Şara’nın katliamlarını kutluyordu.
Sözde İsrail karşıtlığını hiç kimseye kaptırmamak için yoğun çaba harcayan Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan son haftalarda yaptığı açıklamalarda, SDG’yi (Suriye Demokratik Güçleri) İsrail’in bölge politikalarına alet olmakla suçlarken, Suriye’deki Cihatçı hükümetin İsrail’le anlaşmasını beklediklerini söylüyordu. Birbiriyle çelişkili gibi görünen bu açıklamalar aslında AKP-MHP faşist iktidarının emperyalist ve Siyonist işbirlikçisi gerçek karakterinin net olarak görülebilmesine olanak sağlıyordu. Bölgedeki politik, askeri ve ekonomik faaliyetleriyle Siyonist devletin en büyük kazanımları elde etmesine büyük katkı sağlayan AKP-MHP faşist iktidarı aynı zamanda geliştirdiği sahte anti-emperyalist ve sahte anti-Siyonist söylemlerle geniş kitlelerin kafa karışıklığı yaşamasına neden oluyordu, yani Siyonist devlet için son derece kullanışlı bir unsurdu. Suriye’deki yeni Cihatçı çete iktidarı da AKP-MHP faşist iktidarından öğrendiklerini ve kendi müktesebatında bulunanları bir araya getirerek ABD emperyalizminin ve Siyonist devletin bölgedeki yeni dayanak noktası olma yolunda hamleler yapıyor, hizmette hiç kusur etmeyeceğinin güvencelerini oluşturmaya çalışıyordu. Paris’teki bir araya geliş ve ardından yapılan açıklamalar, Cihatçı çete iktidarının emperyalizm nezdinde yol almaya devam ettiğinin açık bir işaretiydi ve Halep’teki saldırılar bu işaretle çakıştı. ABD ve AB emperyalistleri bu süreçte yaptıkları açıklamalarda, saldırgan Cihatçı çetelerle kendini savunan Kürt halkına eşit mesafede durup, “sükunet ve diyalog” çağrıları yaparak gerçek pozisyonlarını ortaya koydular. Cihatçı katillere destek sundular.
Ortadoğu’da yaşanan önemli değişimlerle birlikte sık tartışılan “Yeni Ortadoğu” hakkında önemli verileri Suriye’den edinmek mümkün. Yeni Ortadoğu, ABD emperyalizmi ve Siyonizmin çıkarları ve öncelikleri doğrultusunda iktidar koltuğuna oturtulan Cihatçılar ve onların vahşi katliamları demektir. IŞİD kökenli Cihatçı HTŞ çetesini IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon’a ortak etmek demektir ve bu durum eşyanın tabiatına son derece uygundur. Bunda şaşırtıcı hiç bir şey yoktur. HTŞ çeteleri bölgede İran ve müttefiklerine karşı savaşma potansiyellerini ortaya koydukları ölçüde daha fazla kabul görecek, emperyalizm nezdinde “meşruiyet” kazanacaktır. Faşist AKP-MHP iktidarı HTŞ çetesi üzerinden yürüttüğü müzakereler sonucunda İsrail’le yeni bir anlaşmanın temellerini oluşturmuş, bu çerçevede koşulların uygun olduğunu, ABD’nin müdahalede bulunmayacağını gördüğünde Suriye’deki bu operasyon için düğmeye basmıştır. ABD emperyalizmi bölgedeki müttefikleri, İsrail, Türkiye, HTŞ ve SDG arasındaki gerilim ve çelişkilerin yumuşaması için çeşitli adımlar atarken, güç dengelerindeki kaymalara bağlı olarak farklı yaklaşımlar da geliştirmektedir. ABD emperyalizmi Suriye’de Cihatçı yeni iktidarın önünü biraz daha açmak ve Türkiye’yi değişik alanlarda kullanabilmek için ağzına bir parmak bal sürmek amacıyla bu operasyona yeşil ışık yakmıştır. Bir verip üç almak hesabıyla geliştirilen bu hamlenin ne tür sonuçlar doğuracağı zaman içinde görülecektir. ABD emperyalizmi zaman zaman müttefiklerine ayar vermek için diğer müttefiklerini bu tarzda kullanmaktadır.
Alevi, Dürzi halklarına karşı acımasız saldırılar düzenleyen Cihatçı katillerin Kürt halkına saldırmak için fırsat kolladığı çok iyi biliniyordu. Kürt halkının direniş kapasitesi ve savaş deneyimi çetelerin saldırısını geciktiren önemli faktörlerdi. Son bir kaç günde daha iyi görüldü ki, Cihatçı katillerin devlet aygıtı içinde kurumsallaşmaları tüm Suriye halkı için büyük bir tehlikenin habercisidir. Acımasız ve vahşi bir topluluk devlet aygıtının sağladığı olanakları kullanarak Suriye halkını köleleştirmenin yol ve yöntemlerini geliştirmeye çalışacaktır. Suriye halkının tarihsel birikimi, kültürel çeşitliliği ve ortak yaşam deneyimleri Cihatçı katillerin oluşturmak istediği kalıbın içine sığmaz. Oluşturulmak istenen kalıp mutlaka dağıtılacak, Suriye halkları eşit, özgür ve demokratik bir ülke için ayağa kalkacaktır. Ülkede direniş dinamikleri mevcut ve hareket halindedir. Eksik olan temel unsur, direniş dinamiklerini yan yana getirecek Birleşik Halk Cephesi’dir. Yan yana gelerek ortak bir çatı altında buluşacak direniş dinamikleri ülkede yaşanacak top yekun dönüşümün ana unsurları olacaktır.
Suriye’de Birleşik Halk Cephesi’nin en dinamik ve sağlam unsuru olmaya aday Suriye Demokratik Güçleri’dir. Birleşik Halk Cephesi’nin ana taşıyıcı gücü olarak sorumluluk alacak SDG sahip olduğu potansiyelle Suriye politik sahnesinin köklü bir değişim yaşamasının yolunu açabilir. Bu noktada Halep’teki operasyonda Türkiye’nin rolüne dikkat çekmek gerekir. Faşist iktidar ülke içinde Kürt meselesinde geliştirdiği demagojik kardeşlik söylemiyle Kürt politik hareketini kendi politik kanallarına yedeklemek için hamleler yaparken bir yandan da Suriye’de Kürt hareketine bir darbe vurmanın hesaplarını yapıyordu. Operasyonun üçüncü gününde konuşan Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Suriye’deki gelişmeleri çok yakından takip etmekteyiz. Bugün Suriye Dışişleri Bakanı ile görüşmemiz oldu. Son aşamada nereye gelinde, ne yapılıyor, onları yakından takip ediyoruz. Suriye’de kamu düzeninin sağlanması halkın refahı ve huzuru açısından fevkalade önemli. Terörle mücadelenin en iyi şekilde devam etmesi gerekiyor. SDG’nin de 10 Mart Mutabakatı’na uyup bir an önce üzerine düşen yükümlülükleri getirmesini bekliyoruz.” dedi.
Operasyon hakkında konuşan Türk Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de, “Türkiye olarak Suriye’de yaşanan son gelişmeleri yakından takip ettiğimizi vurgulamak istiyorum. Ülkedeki bütün etnik gruplara eşitlik ilkesiyle davranan Suriye hükümeti, kamu düzeni ve vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak amacıyla Halep’te teröristlerce yürütülen terör faaliyetlerine karşılık terörle mücadele operasyonu başlatmıştır. Tüm terör gruplarını hedef alan bu operasyon tarafımızca da memnuniyetle karşılanmıştır. Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğimiz olarak gördüğümüzü, tek devlet, tek ordu ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde terör örgütleriyle mücadelesine destek verdiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.” dedi.
Türk bakanlarının bu açıklamaları, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların kaynaklarını ve yönlendirmeleri görmek için olanak sunuyor. Kürt halkının toplumsal ve politik örgütlenmesi ve hak talepleri “terör” sözcüğü içine sıkıştırılarak katliamlar bir kez daha meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Oysa gerek Suriye’de gerekse de Kürdistan’ın diğer parçalarında gelişen toplumsal ve politik mücadele dinamikleri Kürt halkının ne katliamlarla ne de demagojilerle susturulamayacağının, haklı taleplerinin takipçisi olacağının en güçlü göstergeleridir. Halep’teki saldırıların Türkiye’de “Barış Süreci” üzerinde ciddi etkiler yaratması kaçınılmazdır. Halep’te direniş kararı alan Kürt halkı kazanacaktır.
