Ağustos 2019’da Manhattan’daki hücresinde ölü bulunan (ya da öldürülen) milyarder Jeffrey Epstein’ın haberi, yalnızca ABD kamuoyunda değil, küresel siyaset sahnesinde de birinci gündem haline geldi ve ölümünden yıllar sonra dahi siyasal tartışmaların merkezinde yer almaya devam etmektedir. Epstein, mahkeme süreçleri sonucunda suçu kanıtlanmış bir istismar suçlusuydu. Ancak bu olayı yalnızca kriminal bir dosya olmaktan çıkaran şey, kurduğu ilişkiler ağının kapsamıdır.
Belgeler, Epstein’ın yalnızca finans dünyasındaki birkaç zengin isimle değil, küresel egemen sınıfın geniş bir kesimiyle ilişki kurduğunu göstermektedir. Bu temaslar; üst düzey siyasetçilerden akademik ve kültürel elitlere, Avrupa’nın farklı kraliyet ve aristokrasi çevrelerinden prens ve prenseslere, milyarder iş insanlarından teknoloji patronlarına, banka yöneticilerinden Hollywood yıldızlarına, popüler şarkıcılardan medya figürlerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Aynı ağın içinde, kapitalizme hizmet eden sözde bağımsız bilim insanlarından, sistemin çarkları içinde politika yapan resmî sol siyasetçilere, liberallerden kimi felsefecilere kadar uzanan geniş ve zengin bir ilişkiler ağı da yer almaktadır.
Bu tablo, emperyalist kapitalizmin yönetici sınıfının dar, kapalı ve iç içe geçmiş bir sosyal çevre oluşturduğunu; aynı finans ve güç ağlarının parçası olarak ortak sınıfsal çıkarlar etrafında birleştiğini gösteren somut bir sınıf haritası niteliğindedir. Burada önemli olan, tüm bireylerin aynı suçlara karışmış olması değil, hepsinin aynı sınıf ilişkileri ve iktidar ağları içinde yer almasıdır. Bu nedenle Epstein dosyaları, yalnızca bireysel bir suç skandalı değil, küresel burjuvazinin toplumsal ve siyasal örgütlenme biçimini açığa çıkaran sınıfsal bir belgedir.
Burjuva devletin tüm yurttaşlara eşit mesafede duran tarafsız bir aygıt olduğu yönündeki ideolojik söylem, Epstein vakasıyla bir kez daha teşhir olmuştur. Bu olay, devlet aygıtının gerçekte egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir mekanizma olarak işlediğini somut biçimde ortaya koymuştur. Hakkındaki ciddi istismar suçlamalarına rağmen yıllarca hafif cezalarla kurtulabilmesi, federal düzeydeki suçlamalardan uzun süre kaçabilmesi ve tüm bu süreç boyunca elit çevrelerde kabul görmeye devam etmesi, servetin ve siyasi bağlantıların nasıl bir dokunulmazlık zırhı yarattığını açıkça göstermektedir.
Kapitalist toplumda zenginlik yalnızca ekonomik güç değil, aynı zamanda hukuki ve siyasi ayrıcalıkların da kaynağıdır. Yasalar biçimsel olarak herkese eşit uygulanıyormuş gibi sunulsa da, hem hazırlanma süreçleri hem de uygulanma pratikleri büyük ölçüde egemen sınıfın çıkarlarına göre şekillenir. Güçlü siyasi bağlantılar, pahalı hukuk orduları ve esnekleştirilebilen yargı süreçleri, egemen sınıfın üyelerini sistemin sonuçlarından koruyan bir kalkan işlevi görür. Bu tablo, hukukun kapitalist toplumda tarafsız ve sınıflar üstü bir kurum değil, sermaye iktidarının sürekliliğini sağlayan sınıfsal bir aygıt olduğunu açık biçimde göstermektedir.
Dosyalar, bazı siyasetçiler ve iş insanları arasındaki finansal ilişkilerin uluslararası güvenlik ve istihbarat alanlarıyla kesiştiğine dair tartışmaları da gündeme getirmiştir. Örneğin, eski İsrail başbakanlarından Ehud Barak’ın Epstein ile mali ilişkilerinin bulunduğu ve çeşitli projelerde birlikte çalıştıkları doğrulanmıştır. Türkiye’de de benzer biçimde, siyasi iktidar ile istihbarat ve diplomatik ilişkilerin iç içe geçtiğine dair iddialar gündeme gelmiştir. Fasist sef Erdoğan’ın Slovakya’nın eski dışişleri bakanına dinlenebilir özellikte bir saat hediye edip etmediği ve aynı model bir saatin Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı’ya da yine Erdoğan tarafından verildiğine dair tartışmalar, bu tür ilişkilerin sınırlarının ne kadar belirsiz olabildiğini göstermektedir. Bu örnekler, siyasi iktidar, sermaye ve istihbarat ağlarının çoğu zaman birbirinden ayrıştırılamayan yapılar halinde işlediğini ortaya koymaktadır.
Dosyanın belirli bölümlerinin sansürlenmiş biçimde kamuoyuna açıklanması, Amerikan burjuva mahkemelerinin dürüstlüğünün bir sonucu olarak değil; aksine, olayın artık kimi elit odaklar açısından gizlenemeyecek ölçüde deşifre olmasıyla bağlantılı bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Kimi yorumlara göre bu durum İsrail bağlantılı güç merkezleriyle, kimilerine göre ise ABD içindeki farklı yönetici klikler arasındaki çatışmalarla ilişkilidir. Her durumda ortaya çıkan tablo, sistem içinde yük haline gelmiş bazı figürlerin gözden çıkarılması, asıl güç merkezlerinin yani kapitalist sistem mekanizmalarinin korunması ve meselenin yapısal boyutundan koparılarak bireysel suçlara indirgenmesi amacıyla yürütülen kontrollü bir sürece işaret etmektedir.
Dosyalar, ABD ve genel olarak kolektif Batı iç siyasetindeki elit fraksiyonlar arasındaki çatışmayı da görünür hale getirmiştir. Küresel finans ve teknoloji elitleri, askeri-endüstriyel kompleks çevreleri ve ulusalcı sermaye blokları arasındaki rekabet, bu dosya üzerinden yeni bir siyasal boyut kazanmıştır. Bu gelişmeler, MAGA çevreleri ile neocon odaklar arasındaki iktidar mücadelesi ve küresel sermayenin Amerikan yönetimi üzerindeki etkisiyle birlikte ele alınmalıdır. Kamuoyuna her şey ortaya saçılıyormuş görüntüsü verilirken, gerçekte hangi ilişkilerin ve aktörlerin gizli tutulduğu sorusu daha da önem kazanmaktadır.
Epstein olayını yalnızca Kollektif Batı elitlerinin cinsel suçlarıyla, cinayetleriyle sınırlı görmek, sorunun yapısal boyutunu gözden kaçırmak olur. Küresel kapitalist sistem, özellikle savaş ve yoksulluk bölgelerinde insanların ve özellikle de çocukların metalaştırıldığı ağlar üretmektedir.
Ukrayna savaşı bunun güncel örneklerinden biridir. On binlerce Ukraynalı çocuk savaş sırasında yerlerinden edilmiş ya da kaybolmuştur. Bu durum, insan kaçakçılığı ve istismar ağları için uygun bir zemin yaratmıştır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin eşinin başkanlığını yürüttüğü bir vakıf aracılığıyla binlerce Ukraynalı çocuğun Batı ülkelerine gönderildiğine dair resmî kayıtlar bulunmaktadır; ancak bu çocukların gönderildikten sonraki akıbetleri hakkında net ve şeffaf bilgiler bulunmamaktadır.
Benzer olaylar, Çad, Suriye, Libya, Tunus ve Irak gibi farklı coğrafyalarda ve farklı dönemlerde uluslararası evlat edindirme süreçleri etrafında da ortaya çıkmıştır. Savaş bölgelerinde kaybolan çocuklar, bu sürecin küresel ve sınıfsal boyutunu gözler önüne sermektedir. En affedilmez olan ise, bütün bu organizasyonların uluslararası yardım kurumları şemsiyesi altında yürütülmesidir. Doğal afetlerin ardından yürütülen sözde yardım ve kurtarma faaliyetleri sırasında kaybolan ya da kaçırılan binlerce çocuğa dair vakalar da uluslararası raporlara yansımıştır. 6 Şubat Maraş–Hatay–Adıyaman depremlerinin ardından yapılan kayıp çocuk başvuruları, kriz ve felaket koşullarının nasıl karanlık ağlar için uygun zeminler yaratabildiğini göstermektedir.
Kapitalizmde emek gücünün metalaştırılmasıyla başlayan süreç, zamanla insan bedeninin ve hatta çocukların bile alınıp satılabildiği bir düzene dönüşmektedir. Epstein örneği, bu sürecin en uç ve görünür biçimlerinden birini ortaya koymuştur. Bu tablo, Batı merkezli siyasal söylemlerde sıkça tekrarlanan “ahlaki üstünlük” maskesini de düşürmektedir. Yıllardır “otoriter” ya da “demokrasi karşıtı” olarak suçlanan bazı ülkelerde, küresel kapitalist elitleri sarsan ve devlet başkanlarından kraliyet üyelerine kadar uzanan böylesi geniş bir egemen sınıf skandalının ortaya çıkmamış olması da dikkat çekicidir. Bu durum, bireysel ahlakın değil, toplumsal sistemlerin karakterinin belirleyici olduğunu göstermektedir.
Gerek Türkiye ve bölgede gerekse tüm dünyada bu ve benzeri suç düzenlerinin kalıcı çözümü, bireysel faillerin cezalandırılmasıyla sınırlı olamaz. Epstein gibi figürler ortadan kalksa bile, onları mümkün kılan sınıfsal yapı, yani kapitalizm varlığını sürdürdüğü sürece aynı karanlık ağlar yeniden üretilecektir. Çünkü sorun tek tek suçlularda değil, bu suçları mümkün kılan toplumsal düzendedir.
Tarihsel deneyimlerin de gösterdiği gibi, proletarya için gerçek çözüm; servetin ve gücün küçük bir elit azınlığın elinde toplanmadığı, üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı ve insanın, insan onurunun ve doğanın kârın önüne geçtiği bir toplumsal düzenin, yani işçi sınıfı iktidarının kurulmasıdır. Epstein dosyaları bu nedenle yalnızca bir skandalın belgeleri değil, kapitalist egemenliğin tarihsel sınırlarına dayandığını gösteren bir sınıf alarmıdır. Bu dosyalar, çözümün bireysel cezalandırmalarda değil, kapitalist düzenin aşılmasında yattığını hatırlatan tarihsel bir uyarıdır.
