Mustafa Çiçek, Umut Yazıları

Che’nin yolunda… – Mustafa Çiçek

Kapitalizmin emperyalizm evresinde sermaye yalnızca birikmekle kalmaz; aynı zamanda bu birikimi yeni pazarlara doğru genişletmek zorundadır. Bu genişleme hiçbir zaman barışçıl ve gönüllü olmamıştır; doğası gereği savaş, işgal ve sömürgeci müdahaleler üzerinden gerçekleşir.

Sermayenin dünya ölçeğinde hareketi, merkezde zenginliğin yoğunlaşması, çevrede ise yoksulluk, bağımlılık ve eşitsizliğin derinleşmesi anlamına gelir. Böylece küresel ölçekte hiyerarşik bir düzen kurulur. ABD ve NATO öncülüğünde Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’de yürütülen müdahaleler ile bugün ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, bu hiyerarşi ve hegemonya mücadelesinin doğrudan ürünüdür.

Ancak emperyalizm yalnızca askeri güçle müdahale etmez; aynı zamanda toplumları içeriden çözerek, bilinçleri dönüştürerek ve bağımlılık ilişkilerini derinleştirerek egemenliğini kurar.

Bu nedenle emperyalizm yalnızca bir analiz konusu değil, somut olarak yaşanan bir gerçekliktir. Bugün bu gerçekliğin en açık tezahürlerinden biri İran, diğeri ise Küba saldırılarıdır.

Tüm dünya ABD-İsrail saldırganlığının İran’a yönelik savaşına kilitlenmişken, Karayipler’de emperyalizmin başka bir cephesi sessizce ısınmaktadır.

Abluka Altında Direniş: Küba

Küba, altmış yılı aşkın süredir emperyalist kuşatma altında yaşamaktadır. Bu kuşatma basit bir yaptırım değil, doğrudan bir savaş biçimidir. Enerji akışını kesmek, gıda üretimini engellemek, ulaşımı durdurmak ve sağlık sistemini felç etmek, teknik araçlar değil, yaşamın kendisini hedef alan bilinçli müdahalelerdir.

Hastaneleri elektriksiz bırakmak, çocukları açlığa mahkûm etmek, halkı yakıtsız ve çaresiz bırakmak emperyalist savaşların en çıplak ve en acımasız biçimleridir.

Ancak Küba teslim olmamıştır.

Tam tersine, bu koşullar altında bile sağlık, eğitim ve toplumsal eşitlik alanlarında dünyaya alternatif bir model üretmeye devam etmiştir. Küba, kapitalizm dışında bir dünyanın mümkün olduğunu somut olarak kanıtlayan tarihsel bir deneyim olmaya devam ediyor. Küba bu yüzden hedef halindedir. Çünkü emperyalizm için en büyük tehdit, silahlı bir düşman değil, başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösteren bir örnektir.

Bugün Küba’ya yönelik saldırganlık yalnızca abluka ile sınırlı değildir. Aynı zamanda medya üzerinden yürütülen ideolojik saldırılarla, Küba toplumunun kapitalizme yöneldiği yönünde bir algı yaratılmakta, eş zamanlı olarak ekonomik “rahatlatmalar” aracılığıyla sistem içeriden çözülmeye çalışılmaktadır. Emperyalistler bu yöntemlerle Küba’yı (henüz klasik işgal değil) içeriden çökertme stratejisi uyguluyorlar.

Enternasyonalle kurtulur insanlık

Dün Che Guevara Arjantin’den çıktı ve ardında bir ülke bıraktı, ama sınır tanımadı. Küba’da devrimin bir parçası oldu. Sonra yola devam etti. Çünkü onun için devrim, haritalarla çizilen bir şey değildi. İnsanlığın neresinde bir acı varsa, orası onun vatanıydı.

Ernesto Bolivya’da ölümsüzlestiginde geride yalnızca bir isim bırakmadı. Bir yol bıraktı. Bir yük bıraktı. Bir sorumluluk bıraktı devamcılarına…

1960’ların sonunda  dünyanın dört bir yanından gençler, Filistin için ayağa kalktı. Kendi evlerini, kendi şehirlerini, kendi hayatlarını geride bıraktılar. Çünkü başka bir halkın acısına kayıtsız kalmanın, aslında kendi insanlıklarından vazgeçmek olduğunu biliyorlardı. Onlar için Filistin uzak değildi. Filistin, kendi vicdanlarının tam ortasındaydı.

Yıllar sonra, bu kez başka bir coğrafyada, aynı çağrı yeniden yankılandı. 2015’ten sonra dünyanın dört bir yanından enternasyonalist gençler Rojava’ya gitti. Kimisi geri döndü. Kimisi dönmedi. Kimisi adını bile kimseye bırakamadan toprağa karıştı.

Ve daha dün yine, onlarca tekneyle dünyanın birçok yerinden yine Filistin’e akın ettiler enternasyonalist gençler, Siyonist İsrail’in saldırılarına inat…

Hepsi aynı şeyi gösterdi: Enternasyonalizmin ruhu hâlâ yaşıyor.

Bugün aynı tarihsel görev yeniden önümüzde durmaktadır.

Küba abluka altındadır. Küba yalnız bırakılmak isteniyor. Küba sessizce boğulmak isteniyor.

Bu, emperyalizmin insanlığa karşı yürüttüğü savaşların Iran’dan sonraki yeni cephesidir. Bu, insanlığın hafızasına, direncine ve umuduna yönelmiş bir saldırıdır. Küba’ya yönelik saldırı, yalnızca bir devleti değil, bir ihtimali hedef almaktadır: kapitalizm dışında bir dünyanın mümkün olduğu ihtimalini, Sosyalizm ihtimalini!

İşte bu yüzden bugün Küba ile enternasyonalist dayanışma, bir tercih değildir.

Bir jest değildir.
Bir duyarlılık meselesi değildir.

Bir sempati değildir.
Bir romantizm hiç değildir.

Bu Anti-emperyalist mücadelenin en kesin hâlidir.

Bu bir zorunluluktur. Bu insan kalmanın vicdani zorunluluğudur.

Dün Che’nin yürüdüğü yol,
dün Filistin’de kurulan dayanışma,
dün Rojava’da verilen mücadele…

Ve bugün… Enternasyonalizm geleceği yeniden sokakta kurmaya çağırıyor.

Aynı soruyla.
Aynı ağırlıkla.

Taraf mısın?

Çünkü emperyalizm küreseldir, Çünkü emperyalizm doğa ve insan katilidir, Çünkü emperyalizm vahşettir.

Unutmayalım ki Sosyalizm hâlâ bir fikrin ötesindedir.

Hâlâ uğruna bedel ödenen, insanlığın bugüne dek yarattığı en büyük ve en onurlu değerlerden biridir.

Hâlâ insanlığın kurtuluşunun tek ihtimalidir.

Ve bu nedenle Küba ile enternasyonalist dayanışma, geçmişin bir hatırası değil,
bugünün en acil anti-emperyalist görevidir.

Bugün ne Iran’da ne de Küba’da emperyalizme karşı taraf olmayan, ABD emperyalizminin ve onun küresel katliam düzeninin yanında saf tutmaktadır.

Paylaşın