Cenk Ağcabay, Umut Yazıları, YAZARLAR

Emperyalist yeniden sömürgecilik ve Gazze barış kurulu – Cenk Ağcabay

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupalı vassallarına yaptığı çağrı, küresel bir yeni sömürgeci taarruz için hizalanma öğüdü anlamına geliyordu. ABD emperyalizminin yeniden sömürgecilik hedefi doğrultusunda devreye soktuğu politik, ekonomik ve askeri araçların bir bileşimini yakında Venezuela’da gördük. Aynı bileşim şimdi İran için harekete geçirilmiş durumda. Yeni sömürgeci taarruzla nasıl bir dünya inşa edilmek istendiğini kavramak için öncelikle Gazze’ye bakmak gerekiyor. Trump’ın Gazze’de barış ve yeniden inşa için oluşturduğunu iddia ettiği Barış Kurulu ilk toplantısını dün Washington’da gerçekleştirdi.

Barış Kurulu toplantısının başlamasından hemen önce basına bilim dergisi Lancet’ın yeni bir araştırmasının sonuçları düştü. Lancet’ın aratırmasına göre, “Gazze’deki ölü sayısı resmi rakamlardan üçte bir oranında daha fazla” idi. Lancet’ın araştırması, Gazze’de öldürülen kadın, çocuk ve yaşlı sayısının 45 bine yaklaştığını saptamıştı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkanı Mirjana Spoljaric Egger’de yaptığı açıklamada, “Gazze’de gördüklerimiz tüm yasal, etik, ahlaki ve insani normları aşıyor.” diyordu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Barış Kurulu toplantısının başladığı saatlerde Filistin konusunda bir rapor yayınladı. Raporda, İsrail’in yoğunlaştırdığı saldırılar ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesinin Gazze’de kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçladığı ve “etnik temizlik endişelerini artırdığı”belirtiliyor. Raporda, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te uluslararası hukuka aykırı birçok suç işlediği ifade ediliyor. Bu suçlar arasında hukuk dışı güç kullanımı, keyfi tutuklamalar, istismar, yaygın ev yıkımları, baskı ve ayrımcılık yer alıyor. Rapor, İsrail devletinin faşist ve soykırımcı pratiklerini, “Raporlama döneminde, yoğunlaşan saldırılar, mahallelerin sistematik olarak yıkılması ve insani yardımın engellenmesi, Gazze’de kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünüyordu.” ifadesiyle ortaya koyuyor. Rapor hakkında İsrail hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamada, rapor mahkum edildi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin “güvenilirliğini yitirdiği, İsrail devletine karşı kötü niyetli bir karalama ve dezenformasyon kampanyası yürütmekte” olduğu belirtildi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Barış Kurulu toplantısının başladığı saatlerde Filistin konusunda bir rapor yayınladı. Raporda, İsrail’in yoğunlaştırdığı saldırılar ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesinin Gazze’de kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçladığı ve “etnik temizlik endişelerini artırdığı”belirtiliyor. Raporda, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te uluslararası hukuka aykırı birçok suç işlediği ifade ediliyor. Bu suçlar arasında hukuk dışı güç kullanımı, keyfi tutuklamalar, istismar, yaygın ev yıkımları, baskı ve ayrımcılık yer alıyor. Rapor, İsrail devletinin faşist ve soykırımcı pratiklerini, “Raporlama döneminde, yoğunlaşan saldırılar, mahallelerin sistematik olarak yıkılması ve insani yardımın engellenmesi, Gazze’de kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünüyordu.” ifadesiyle ortaya koyuyor. Rapor hakkında İsrail hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamada, rapor mahkum edildi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin “güvenilirliğini yitirdiği, İsrail devletine karşı kötü niyetli bir karalama ve dezenformasyon kampanyası yürütmekte” olduğu belirtildi.

Görüldüğü gibi, Barış Kurulu Gazze için yeni projeler hazırlıyor, askeri üs inşası için çalışmalar yapıyor. Barış Kurulu’nda herhangi bir Filistin temsilcisi bulunmuyor.

Başta belirttiğimiz gibi Gazze mikrokozmosundan yansıyanlar, ABD emperalizminin küresel çapta uygulamayı hedeflediği yeniden sömürgeciliğin köşe taşlarının kavranabilmesine olanak sağlıyor. Trump’ın Barış Kurulu toplantısında hiçbir Filistinli bulunmazken, Gazze’deki soykırımın sorumlusu Siyonist İsrail toplantıda Dışişleri Bakanı tarafından temsil ediliyordu. Soykırımcılar masadaydı. Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff açılış konuşmasında, “Benjamin Netanyahu’ya minnettarlığımızı belirtmek önemlidir. O olmasaydı, bunların çoğu gerçekleştirilemezdi.” dedi. Barış ve yeniden yapılanma toplantısı soykırımcı Netanyahu’ya teşekkürle açıldı. Herhalde bu toplantının ve projenin gerçek niteliğini apaçık gözler önüne serecek başka bir sahne bulmak çok zor olurdu ama dahası da vardı. Trump Gazze üzerine yeni projesini ilk açıkladığında, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de bu projede önemli bir yere sahip olacağını söylemişti. Toplantıda Blair’de kürsüdeydi. Irak halkının katili, Amerikan başkanlarının uşağı Blair, “Bu Gazze’nin barış içinde Ortadoğu’daki vizyonudur. Bu kimsenin ciddiye almadığı sahte beyanlar ve kimsenin uymaya niyetli olmadığı anlaşmalar değildir.” diyerek Trump projesine bağlılığını dile getirdi. Yakın tarihte Ortadoğu’yu kana bulayan halk düşmanı katiller, yeni sömürgecilik için yan yana gelmiş, barış nutukları atıyordu.

Barış Kurulu namlı soykırımcılar ve onların önde gelen finansörlerini buluşturmuştu ama tarihin ironisi olsa gerek, eksikler de vardı. Mesela son zamanların en fazla konuşulan ismi Jeffrey Epstein. Vaşington’da Barış Kurulu’nda bir araya gelenlerden eksiği değil fazlası vardı. Siyonizm ve İsrail yanlısı katı tutum, İsrail katliamlarına finansörlük, Filistin halkına düşmanlık gibi konularda çoğu eline su dökemezdi ama işte kader! Barış Kurulu’nda bir araya gelenler tabii ki bunlardan ibaret değildi. Yeniden sömürgecilik için çalışmaya iman etmiş, Amerikan emperyalizmine hizmeti göğsünde nişan olarak taşımaktan gurur duyan işbirlikçiler de salondaydı. Bunların en göze çarpanlarından biri, sahte Filistin dostu Türk hükümetinin dışişleri bakanı Hakan Fidan’dı. Barış Kurulu’nda Netanyahu’ya teşekkür edilirken, aile fotoğrafında İsrail dışişleri bakanıyla aynı hizada poz verirken hiçbir rahatsızlık duymuyordu. Suudi, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilcileriyle birlikte bölgenin sağlam emperyalizm işbirlikçileri olarak yerini almıştı. Emperyalizmin uşakları sömürgeci modelin inşasında üstlendikleri görevleri yerine getirmek için masadaydı. Böyle olduğu için, Trump açılış konuşmasında uşaklarına övgüler dizdi. Toplantı katılımcıları için, “Güç ve prestij açısından bunlara yaklaşan hiçbir şey olmamıştır, çünkü bunlar en büyük liderlerdir.” ifadesini kullandı. “Salonda bulunan büyük insanların diplomasiye bağlılığı” sayesinde barışa ulaşıldığını ifade etti. Barış çabalarının “uyumlu bir Ortadoğu’nun” yaratılması için gerekliliğini vurguladı.      

Brezilya devlet başkanı Lula Da Silva Barış Kurulu davetini “Filistin için bir koltuk içermemesi” nedeniyle kabul etmemiş, yaptığı açıklamada, “Trump’ın kurulunun sadece kendisinin sahibi olduğu yeni bir Birleşmiş Millet’ler” tehlikesi yaratabileceğini belirtmişti. ABD’nin Avrupalı müttefikleri de daveti Rusya’nın da davetli olması nedeniyle kabul etmediler. Avrupalı müttefiklerin gerekçesi buydu ancak esas kaygılarının Trump’ın çok taraflı kurum ve anlaşmaları kadük ilan edip, kendisini merkeze alan yenilerini inşa hedefi olduğu biliniyor. Avrupalı müttefikler Da Silva’nın açık ifade ettiği gerçeği görmezden gelmeyi tercih etti. ABD dışişleri bakanı Marco Rubio Münih’te yeni sömürgeciliğin manifestosunu kürsüden dillendirmişti. Barış Kurulu toplantısında da, kurulun neden gerekli olduğunu şu sözlerle ifade eti: “Gazze’deki bu durumun, mevcut yapılar altında Ortodoks bir yaklaşımla çözülmesi imkansızdı. Bu yüzden yaptığımız şey, Birleşmiş Milletler’e gidip bu grubu kurmak ve bu ülkeleri bir araya getirmek için Birleşmiş Milletler’in onayını almak ve çok benzersiz ve özel bir soruna çok özel çözümler üretmekti.” “Çok özel çözüm” işte bu komedyaydı. 

Trump toplantıdaki konuşmasında, Endonezya, Fas, Arnavutluk, Kosova ve Kazakistan’ın Gazze için İstikrar Gücü’ne asker sağlama taahhüdünde bulunduklarını söyledi. ABD emperyalizmi, Filistin’deki sömürge yönetimini işbirlikçi uşaklarının silah, asker ve parasıyla tahkim etme hedefi doğrultusunda yeni bir hamle yaptı. Bu hamle aynı zamanda yeniden sömürgecilik yönelimi için bir test işlevine sahiptir. Buradan elde edilecek sonuçlar dikkatle değerlendirilecektir. Emperyalizm bu yönelim çerçevesinde hamleler yapıyor ancak dünya proletaryası ve ezilen halklar sadece kölelik vaat eden bu bu hamlelere karşı bir barikatı mutlaka oluşturacaktır. Soykırımcılar, finansörleri ve bölgesel işbirlikçilerinin Filistin halkının özle ve talepleri karşısında bu düzeyde bir çıplaklıkla omuz omuza vermesinin öneli sonuçları olacaktır.

Barış Kurulu komedyasının ayırt edici unsurlarından biri, bölgeye barış ve istikrar getirmek için oluşturulduğu iddia edilen bu sömürgeci projenin ilk toplantısında bölgeye büyük yıkım getirecek bir savaş tehdidinin bizzat kurulun başkanı tarafından dile getirilmesiyle. ABD emperyalizmi bir süredir çok büyük ölçekli bir savaş için ihtiyaç duyulacak askeri yığınağı İran etrafına yerleştiriyor ve artık süreklileşen açıklamalarla İran’ı tehdit ediyor. ABD’nin İran çevresine yerleştirdiği savaş araçlarının niceliği ve niteliği, çok büyük yıkımlara yol açabilecek ve bölge üzerinde çok köklü etkiler yaratacak bir savaş için hazırlıkların belirli bir aşamaya geldiğine işaret ediyor. ABD’nin İran’a yönelecek saldırısının hızla Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e geniş bir alanı tutuşturması çok muhtemel. Barış Kurulu komedyası işte böylesi büyük bir tehdidin baş gösterdiği bir momentte sahnelendi.

Emperyalizmin yeniden sömürgecilik için hamleler yaptığı bu özel dönemde, onun baş rolünde olduğu barış ve istikrar adımlarının ne tür köşe taşlarına sahip olacağı Gazze Barış Kurulu toplantısıyla birlikte ete kemiğe bürünmüştür. Barış Kurulu toplantısında konuşan Trump, İran ile devam eden diplomatik görüşmeler hakkında şunları söyledi: “İyi görüşmeler yapılıyor. Yıllar boyunca İran ile anlamlı bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Anlamlı bir anlaşma yapmalıyız, aksi takdirde kötü şeyler olur.” Oysa İran ve ABD nükleer enerji konusunda Obama döneminde bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşma Trump’ın ilk başkanlık döneminde Trump tarafından geçersiz ilan edilmişti. Yani mesele bu konuda bir anlaşmaya varmak değildi. Trump on gün içinde İran’la bir anlaşmaya varıp varamayacaklarının belli olacağını söylerken aslında sadece tehdidini yineliyordu çünkü gerçekten anlaşma istese yapacağı tek şey eski anlaşmanın geçerli olacağını ilan etmekti.

ABD emperyalizminin yeniden sömürgecilik yönelimi Ortadoğu’yu çok büyük çaplı bir savaşın eşiğine getirmiş durumda. Başlayacak savaşın kısa bir süre içinde bölgesel bir kapsam kazanması ve hızla bir dünya savaşına dönüşmesi olasılığı büyüktür. Böylesi bir gelişmeyi durdurabilme kapasitesine sahip tek unsur dünya proletaryası ve ezilen halklarının birleşik eylemidir. Emperyalizmin yeniden sömürgecilk yönelişi tüm dünyayı tutuşturma potansiyeline sahiptir. Dünya proletaryası ve ezilen halklar emperyalizmin yeniden sömürgecilik hamlesinin karşısına birleşik örgüt ve birleşik eylemle çıktığında, koşullar köklü bir değişime uğrayacaktır. En acil görev bunun için harekete geçmektir.                  

Paylaşın