NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonrasında esasen Sovyetler Birliği’ni kuşatmak ve dünya planında sosyalist bloğun daha da güçlenmesini engellemek için kuruldu. Kuruluşundan bir süre sonra bu örgütün gündeminde sürekli olarak genişleme ve askeri kapasitesini artırma oldu.
1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte NATO’nun kuruluş amacı ortadan kalkmış oldu. Ancak ABD başta olmak üzere emperyalist güçler NATO’yu dağıtmak yerine onu tahkim edip yeni dünya koşullarında emperyalist paylaşım ve yayılma planları için kullanmaya devam ettiler.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin ve Varşova paktı bloğunun dağılması sonrasında bu bloğun içinde yer alan bazı ülkelerinin katılımıyla NATO kendisini genişletmeye devam etti. Bu durum özellikle NATO ile Rusya Federasyonu arasındaki bir dizi gerilimin ve çatışmaların ana nedeni olmuştur. Son olarak Rusya’nın Ukrayna’da gerçekleştirdiği özel askeri operasyonun nedeni de NATO’nun Ukrayna’yı içerme arayışıdır. Bu yönüyle NATO, burada Rusya’ya doğru genişleyerek eski Sovyet ve doğu bloğu ülkelerini bünyesine katarak genişleyerek Ukrayna savaşının tırmandıran taraf olmuştur.
Amerikan Başkanı Trump ikinci iktidarı döneminde sık sık NATO’nun Amerika için gereksiz bir ekonomik külfet olduğunu NATO ülkelerinin Amerika tarafından korunmasının bedelini ödemeleri ya da NATO’nun geleceğinin tartışılması gerektiğini sık sık dillendirdi.
Son olarak bilindiği gibi ABD ve İsrail, İran’a dönük kapsamlı bir savaş başlattılar. Bu savaş, bu güç 23. gününe gelmiş bulunuyor. İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına gücü oranında karşılık veriyor. Bu savaşta İran’ın en önemli silahlarından biri Hürmüz Boğazını kapatarak dünya ekonomisinde yaratacağı krizle ABD’yi masaya oturarak anlaşmaya zorlamaktadır.
ABD Hürmüz Boğazının açılması için NATO ülkelerine ve Körfez Arap rejimlerinden destek arayışına girdi. Ama özellikle NATO ülkelerinin bu konuda ki isteksizliği ABD cephesinde büyük bir öfke yarattı. ABD Başkanı Trump bizzat kendi ağzından NATO’nun bu tür durumlarda ABD politikalarına destek olmayacaksa gereksiz bir örgütlenme haline geleceğini ifade etti. Bu ifade ABD dış politikası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. NATO gibi bir örgütlenmenin emperyalist güçler arasında yaşanan bir krizden kaynaklı bu şekilde dağıtılmasının tartışılması dünya halklarının geleceği açısından önemli bir gelişmedir.
NATO kuruluşundan itibaren emperyalist batı bloğunun karşı devrimci bir örgütlenmesi olmuştur. Dünyanın birçok coğrafyasındaki devrimci halk hareketlerini ve işçi sınıfı devrimlerini boğmak için canla başla mücadele etmiştir.
Ülkemiz Türkiye tarihinde de NATO’nun uzantısı olan gladyo örgütlenmesinin katliamları Türkiye halklarına büyük katliamları içermektedir. Bu katliamlar işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesine karşı devrimci saldırıları içermektedir. Türkiye’de gerçekleşen askeri darbelerden kontra gerilla eliyle gerçekleşen katliamlara kadar birçok gelişme doğrudan NATO tarafından örgütlenmiş ve hayata geçirilmiştir.
Yine Kürdistan özgürlük mücadelesine karşı gerçekleşen sömürgeci Türk Devleti’nin savaş pratikleri doğrudan NATO’nun katkılarıyla gerçekleşmiştir. Türkiye, Kürdistan özgürlük hareketine karşı yürüttüğü bütün savaşlarda NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmakla övünmüştür. Bugün gelinen aşamada NATO’nun geleceğinin bu şekilde tartışılıyor olması küresel emperyalist sistemin yaşadığı krizin somut bir ifadesidir.
NATO gibi kuruluşundan itibaren dünya halklarının özgürlük mücadelesinin karşısında konum alan bir gücün ortadan kalması dünya planında emperyalist hegemonyanın zayıflaması açısından önemli bir gelişme olacaktır.
Emperyalizm dünya halklarının geleceğini sürekli olarak savaş ve sömürü politikalarıyla tehdit etmektedir. NATO ise böylesi bir tehdidin en büyük uygulayıcılarından biridir. ABD emperyalizminin diğer ortaklarıyla yaşadığı çelişkiden kaynaklı NATO’yu dağıtma tehdidinin hayata geçip geçmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Ancak en önemli gerçek dünya halklarının böylesi bir emperyalist saldırı örgütünün dağıtılmasından bir zararı olmayacağıdır. NATO’nun kendi iç çelişkilerinden kaynaklı çöküşe girmesi ve dağılması ezilenlerin mücadelesi açısından memnuniyetle karşılanacak bir durum olacaktır.
Elbette emperyalist güçlerin kendi iç çelişkilerinden kaynaklı böylesi bir zayıflama içerisine girmeleri ezilenlerin mücadelesine yeni olanaklar ve mücadele mevzileri sunabilir.
Burada işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelelerinin doğru zamanda doğru hamleler yaparak emperyalist güç odaklarının yaşayacağı zayıflama durumunu değerlendirmelerinin önemi büyüktür. Özellikle NATO içerisinde ABD’nin en büyük müttefiklerinden biri olan Türk devletinin bu süreçten zayıflaması ve bölgesel ittifak denklemlerinden dışlanması, onun baskı rejiminin çözülmesini hızlandırabilir.
Burada tarihe yön verecek olan ezilenlerin haklı ve devrimci mücadelesi olacaktır. Dünya halklarının geleceği emperyalist hegemonyalarının zayıflamasıyla birlikte yeni devrimci çıkış olanaklarına daha güçlü sahip olacaktır.
