En Çok Okunanlar, Umut Keçer, Umut Yazıları, YAZARLAR

Ateşkes sürekli hale gelecek mi? – Umut Keçer

ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail yönetimi İran’a karşı yürüttükleri savaşta 15 günlük geçici ateşkes ilan ettiler. Bu durum her şeyden önce, İran’ın, ABD emperyalizmi ve Siyonizm karşısında gösterdiği direnişin başarısıdır.

ABD emperyalizmi, dünyanın en büyük süper güçlerinden biri olarak İran’a saldırmış ve sonrasında ateşkesi kabul etmek zorunda kalmıştır. İran burada büyük bir direniş göstermiştir. Buradaki direniş esasen Ortadoğu halklarının geleceği ve bölge halkları açısından kritik bir öneme sahiptir.

ABD ve İsrail ittifakı, İran rejiminin önüne iki seçenek sundu; teslim ol, ya da yok ol! İran rejimi direnerek, ABD ve İsrail’i ateşkese zorladı. Buraya kadar İran direnişinin emperyalizmin Ortadoğu planlarına büyük bir darbe vurduğunu görmek gerekiyor.

İran savaş içerisinde sermayenin uluslararasılaşması durumunu kendi lehine bir koz olarak kullandı. Hürmüz boğazı ekseninde yarattığı çatışmayla dünya ekonomik sistemini büyük bir krize sokarak ABD’yi ateşkes masasına zorladı.

Savaşı başlatan ABD ve İsrail ekseni oldu. Ateşkes kararını kabul etmeleri onlar açısından büyük bir başarısızlık anlamına gelmektedir. Elbette bu ateşkes kalıcı hale gelecek mi? Gelmeyecek mi? Bu konuda ki gelişmeleri doğru temelde değerlendirmek gerekiyor.

Trump yönetimi içinde bulunduğu kaotik durumdan kaynaklı bu ateşkesi sürdürme konusunda farklı yaklaşımlar içerisinde olacaktır. Öncelikle ABD İran’ı teslim alma stratejisini sürdürmek isteyecektir. Bu yönüyle ateşkes geçici bir durum olacak çatışma devam edecektir.

Belki bir süre ateşkes olsa da bu tarafların karşılıklı olarak askeri güçlerini tahkim ettikleri bir süreç anlamına gelecektir. Buradaki ateşkesin kalıcı bir hale gelmesi zor görünmektedir. Tarafların birbirlerinden beklentileri arasındaki açı farkı çok büyüktür. İran, ABD karşısında diz çökmek istememektedir. ABD ise İran yönetimini diz çöktürmek istemektedir. Türkiye iktidarı ise bu süreçte Rusya-Ukrayna savaşındakine benzer bir pozisyon kazanmak istemiş ancak İran Türkiye’nin arabulucu olmasını kabul etmemiştir. Ateşkes görüşmeleri bu sebepten Pakistan’da devam etmektedir. İran tarafından Türkiye yönetiminin ABD ile olan güçlü bağları ve NATO müttefikliği nedeniyle taraflı duruşu net bir şekilde bilindiği için Türkiye’nin
arabuluculuğunu kabul edilmemiştir.

AKP-MHP iktidarı, ABD ile olan ilişkilerini daha da güçlendirme arayışı içerisindedir. Dolaysıyla İran yönetiminin devrilmesi sonrası İran topraklarında oluşacak konjonktürden bir düzeyde pay alma arayışı içerisindedir.

Gelişen konjonktür içerisinde İran yönetiminin zayıflaması konusunda Türkiye egemen sınıfları ellerini ovuşturmaktadır. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi kendi yayılmacı emelleri temelinde süreci fırsata çevirmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin çıkarına olan Türkiye iktidarının bölgesel anlamda girdiği askeri maceralardan başarısızlıkla çıkmasıdır. Yine ABD ve İsrail ekseninin İran’da yaşayacağı bir başarısızlık bölgesel anlamda ezilen halkların özgürlük mücadelesi açısından yeni imkanlar yaracaktır.

Elbette meseleyi; ‘İran molla rejimini mi destekliyoruz?’ şeklinde klişe bir şekilde ele almamak gerekmektedir. Devrimci siyasetin politik pozisyon alışı, her zaman işçi sınıfı ve ezilenlerin bağımsız siyaseti temelinde olmuştur.

ABD ve İsrail ekseninin saldırıları karşısında İran halkının yanındayız. Öte yandan emperyalizmin siyonizmin ve onunla işbirliği içinde olan Türkiye egemen sınıflarının Ortadoğu’da uğrayacakları her başarısızlık, ezilen halkların ve emekçilerin lehine yeni mevziler yaratacaktır. Öte yandan Molla rejimi binlerce insanı öldürmüş ve belirli konularda emekçilere dönük baskılarına devam etmektedir. Ancak net bir şekilde belirtmek lazım emperyalizmin ve siyonizmin karşısında olmak molla rejimini desteklemek anlamına gelmemektedir.

Dünya planında emperyalizmin ve siyonizmin yaşayacağı her zayıflama dünya halklarının mücadelesinde yeni devrimci olanaklar anlamına gelmektedir. Türkiye egemen sınıflarının emperyalizmle olan işbirliği düşünüldüğünde bu savaşta batı cephesinin yaşayacağı her zayıflama bölgesel denklem açısından ezilenlerin mücadelesine güç verici bir yerde duracaktır.

Türkiye sermaye sınıfının bölgesel anlamda içine girdiği her macera esasen Türkiye işçi sınıfı için daha fazla ölümü yoksulluk ve gözyaşı anlamına gelecektir. Devrimci siyaset, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi açısında bölgesel denklemi görerek, Türkiye egemen sınıflarının zayıflamasının yaratacağı olanakları doğru okumalıdır.

İşçi sınıfı ve emekçilere ısrarla gerçekler anlatılmalı egemen sınıfların yaratmaya çalıştığı psikolojik harp yöntemlerine karşı dikkatli olunmalıdır. Tarih boyunca ezilenlerin mücadelesi her zaman yeni devrimci çıkış olanakları bulmuştur.

Devrimci siyasetin görevi emperyalizme, siyonizme ve faşizme karşı bu mücadeleyi geliştirmek olacaktır. Bugün görünen bütün karamsar tabloya rağmen, devrimci güçlerin bağımsız siyasetinin olanakları her geçen gün daha güçlü gelişmektedir.

Paylaşın