Geçtiğimiz günlerde NATO zirvesi Türkiye’de Ankara’da toplandı. Türkiye iktidarı abartılı bir şekilde NATO zirvesini şov ve gösteri alanına çevirdi. İktidara yakın medyanın genel değerlendirmesi NATO zirvesinin Ankara’da yapılması ve ABD Başkanı Trump’ın katılımı “güçlü Türkiye imajının” doğruluğunun kanıtıydı.
ABD Başkanı Trump başta olmak üzere dünya liderleri Ankara’ya geldi. Bu açıdan Ankara zirvenin devam ettiği sürece bir açık hava hapishanesine dönüştürüldü. Erdoğan iktidarı binlerce insanı gözaltına alarak NATO zirvesinin protestosuz geçmesini sağlamaya çalıştı. NATO öncesi polis operasyonları ve yaşanan tutuklamalar tam da zirvenin toplanma fikriyle uyumlu bir şekilde ilerlemekteydi. Dünya emperyalizminin savaş örgütü NATO Türkiye sermaye sınıfının iktidarı tarafından en güzel şekilde ağırlanmak için “ayrık otu” olarak görülen devrimci ve demokrat kesimlere dönük polis terörüyle karşılandı.
Öte yandan NATO zirvesinin konusu “NATO 3.00’ın” nasıl hayata geçeceğiydi. Öncelikle NATO Sosyalist ülkeler ve ulusal kurtuluş mücadelelerine karşı kurulmuş bir örgütlenmedir. Kuruluş mantığı karşı devrimci emperyalist bir saldırı örgütüdür. Bu amaç NATO’nun kuruluş amacıydı. Bu amacı bu günlerde “ NATO 1.00” olarak tanımlanıyor.
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra NATO bir anlam yitimiyle karşı karşıya kaldı. Normal şartlarda kendisini feshi en mantıklı olandı. Ama dünya emperyalist sistemi bunun yerine tek kutuplu dünya koşullarında Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonrada NATO’yu yeni misyonlarla devam ettirdiler buna da “ NATO 2.00” dediler.
Bu gün toplanan NATO zirvesiyle çok kutuplu dünya koşullarında kendine yeni misyonlar edinme arayışına girmiş bulunuyor. Yeni koşullarda “NATO 3.00” olarak tanımlanan çok kutupluluk koşullarında yeni stratejik bakış açısını sunmaktadır. Bu bakış açısı Rusya’yı ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni stratejik düşman olarak görmektedir. Rusya’nın Ukrayna’da zayıflatılması ve sonrasında Çin’in çevrelenmesi stratejisine devam edilecektir.
Rusya sosyalist bir düzene sahip olmamasına rağmen NATO tarafından stratejik düşman olarak görülmektedir. Ukrayna savaşı esasen NATO’nun 1991’de varılan antlaşma koşullarını bozarak eski Varşova paktı ülkelerine doğru yayılmasından doğmuştur. Burada saldıran taraf NATO savunmada olan taraf Rusya’dır.
Rusya özel askeri operasyonla dünya planında ABD emperyalizminin tek kutuplu siyasetine büyük darbe vurmuştur. Artık 1991 sonrasında “NATO 2.00” olarak adlandırılan dönemdeki dünyanın jandarması ABD politikası fiilen Donbas ve Donesk savaş hattında yerle bir olmuştur.
ABD ve Avrupa’nın bütün desteğine rağmen Ukrayna yönetimi savaşı kaybetmiştir. Bu gün ABD artık tek başına Ukrayna savaşının finansını karşılamak istememektedir. Aynı zamanda tek başına Avrupa’nın güvenlik mimarisininde garantisi olmak istememektedir.
“NATO 3.00 “ bu yönüyle 3. dünya savaşı konjoktürünün hazırlığı izlerini güçlü bir şekilde taşımaktadır. Yaklaşan dünya savaşı konjoktüründe saldırgan batı emperyalizmi ve onun karşısında Rusya-Çin-Belarus ve Kuzey Kore ittifakı ön plana çıkmaktadır.
Türkiye egemen sınıfları yine her zaman olduğu gibi etten önce kazana atlamaktadırlar. ABD Başkanı Trump’ın bir takım övgüleri sonrasında başı dönen Erdoğan iktidarı kendisini dev aynasında gören kedi misali farklı arayışlar peşindedir.
Öncelikle bölgesel güç olma stratejisini daha da ileriye taşımak istemektedir. Bu amaçla İran’a dönük savaşta çeşitli roller alma arayışı içinde olma konusunda çok isteklidir. ABD emperyalizmi Şii İran’ın direniş eksenini tasfiye ederken bunun karşısında Sunni Türkiye iktidarının Sunni yayılma eksenine alan açabilir. Böylesi bir vaat Erdoğan iktidarının yayılmacı hevesleri için büyük bir fırsattır.
Yine bu NATO zirvesi sonrasında Rusya eksenine dönük daha mesafeli bir politika yürüteceğinin sinyallerini veren iktidar yeni çatışmalarda da pozisyon kazanmak isteyecektir. Ukrayna ve Doğu Avrupa hattında Rusya karşısında durabilecek bir askeri gücün arayışı NATO zirvesine damga vuran meselelerden biri olmuştu.
Erdoğan iktidarı böylesi bir arayışa gönüllü olmuş görünmektedir. Avrupa güvenlik mimarisi içerisinde yer almak istemekte aynı zamanda Ukrayna savaşına çeşitli şekillerde dahil olmak için çok istekli görünmektedir.
NATO zirvesinden hemen sonra AB tarafından Kıbrıs meselesiyle ilgili yapılan açıklamalar Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinde önümüzdeki dönem büyük gerilimler yaşanacağının işareti niteliğindedir.
Faşist Erdoğan iktidarı Kıbrıs’ın Kuzey’indeki askeri varlığını terk etmeme konusunda ısrarcı olacaktır. Bu yönüyle NATO’nun yeni düzeninde Avrupa güvenlik mimarisi içerisinde çeşitli görevlere talip olurken Kıbrıs’daki varlığını koruyacak ve tahkim edecektir.
Bütün bu tablo içerisinde “NATO 3.00” 3. dünya savaşı konjonktüründe savaşa biraz daha yakınlaşan ve bu temelde askeri hazırlıklara hız veren bir kararlaşmayı içermektedir. Erdoğan iktidarı da uzun süredir dillendirdiği “ iç cephe tahkimatı” ile de böylesi bir sürece hazırlanmaktadır.
Emperyalizmin, faşizmin, siyonizmin ve her türlü sömürü politikasının karşısında bir kez daha son sözü direnenler söyleyecektir. NATO 3.00’ın emperyalist hedefleri karşısında direnen emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesi tarihsel bir sorumluluğu yerine getirecektir.
Bütün bu tablo içerisinde dünya işçi sınıfı hareketi ve ulusal kurtuluş mücadelelerini mücadelenin daha da keskinleşeceği bir dönem beklemektedir. Dünya halkları, işçiler, kadınlar ve gençler açısından emperyalist saldırganlığın, sömürü düzeninin ve faşist baskıların karşısında mücadelenin daha fazla yoğunlaşacağı bir sürece gireceğiz şimdiden hepimize kolay gelsin.
