İçinde bulunduğumuz tarihsel dönem Türkiye’de ve Kürdistan coğrafyası açısından kritik bir dönemdir. Her şeyden önce AKP faşizmi, kendisini devletin bütün olanaklarını kullanarak tahkim etmeye devam etmektedir. Siyasi iktidar işçi sınıfı ve ezilenlerin üzerine bir karabasan gibi çökmüş bulunuyor. Ülkede her türlü demokratik hak arama ve muhalif bir zeminde konumlanma doğrudan faşizm tarafından tehlike olarak görülüyor. Ülke siyaseti açısından, parlamentonun bir işlevi kalmadığı her gün biraz daha görünür oluyor. Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilen bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Faşizm devletin bütün kurumlarına hakim olduktan sonra son olarak çıkardığı KHK ile sokakta faşizme destek verecek ve bu amaçla devletin kolluk güçlerinin rolünü üstlenecek sivil faşist örgütlenmeye dönük bir dokunulmazlık zırhı ilan etmiş bulunuyor. İşçi sınıfı ve ezilenlerin kitle gösterileri yasaklanıp her türlü örgütlenmeleri dağıtılırken, bunun karşısında faşizmin sokakta sivil faşist güçlere dönük dokunulmazlık zırhı oluşturmasının tek açıklaması bir iç savaş hazırlığı olabilir.
Faşizm ülke iç politikasında ve dış politikasında kapsamlı bir savaş rejimi olarak kendisini tahkim etmektedir. Dış politikada Kürt halkının bütün kazanımlarını hedef almakta ayrıca bölgede güç odağı olma arayışı içindedir. Aynı zamanda iç politikada da her türlü muhalif duruşu sindirme ve teslim alma politikası izlemektedir.
İşçiler ve emekçiler açısından sömürü çarkı olabildiğince acımasız şekilde dönerken, bu cephede oluşacak her türlü örgütlenme ve anti faşist ittifak arayışı doğrudan faşizmin hedefi haline gelmektedir. Şimdi bu noktada devrimciler açısından nasıl bir konumlanma içerisinde olacağımız önemli bir belirleme noktasıdır. Her şeyden önce, faşizme karşı doğru bir devrimci konumlanma şarttır. Faşist saldırılar karşısında devrimcilerin her zamankinden daha güçlü bir şekilde işçi sınıfı ve emekçilerle doğru temelde dolaysız ilişkileri kurması gerekiyor. Sokaklarda milyonlarca insan faşizmin saldırıları karşısında kendisine bir adres arıyor. Devrimci siyaset doğru adres olmak için var gücüyle çalışmak zorundadır. Bu adres bu gün devrimci siyaset değilse yarın olmayacağı anlamına gelmiyor.
Türkiye’de faşist rejim adım adım varlık yokluk savaşına doğru gidiyor. Bu savaş faşizm ile halk arasında yaşanacaktır. İşçi sınıfı ve ezilenler açısından faşizmin karşısında her türlü olanağı kullanarak güçlü örgütlenmeler inşa etmek savaşın başarısı için olmazsa olmazdır. Son KHK ile çıkartılan mahkemelerde tek tip kıyafet zorunluluğu aslında faşizmin devrimci, demokrat ve yurtsever tutsakları hedef alan yaklaşımının ifadesidir. Burada yapılmak istenen faşizme karşı direnişi örgütleyen işçi sınıfı ve ezilenler için kurtuluş umudu olan devrimcileri teslim alma çabasıdır. Cezaevlerinde faşizmin bütün saldırılarına rağmen devrimcilerin dik duruşu faşizmin planlarını bozmaktadır. Faşizm konuşmayan, sorgulamayan ve itiraz etmeyen bir toplum istemektedir. Burada korku ve teslimiyet üzerine kendisini meşrulaştıran faşizm karşısında diz çökmeyen ve baş eğmeyen devrimci iradeyi kırmak istemektedir. Burada yapılmak istenen moral değerlerin yok edilmesidir. Fetullah’çılara dönük olarak çıkartıldığı söylenen bu yasa esasen devrimcilere dönük çıkartılmıştır. Yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde Fetullah’çılar tarafından faşizme karşı bir direniş yaklaşımı yoktur. Tam tersine faşizmin saldırıları karşısında itirafçılık ve kendini kurtarma derdine düşmüş olan Fetullahçı örgütlenmenin üyelerine dönük böyle bir yasanın faşizm açısından ivediliği yoktur. Faşizm kendisine karşı direnen ve direnişi büyüten bir odağın varlığını kendisi için tehdit olarak görmektedir. Burada hedeflenen devrimciler, demokratlar ve yurtseverlerdir. Faşizm Türkiye’de ve Kürdistan’daki bütün saldırılarına rağmen asla Fetullah’çılarda olduğu gibi bir teslimiyetçilik ve itirafçılık zemini yaratamamıştır. Bu yönüyle hedefinde aslında cezaevlerindeki devrimci tutsaklar vardır. Onların iradesini kırmak ve onları teslim almak faşizm açısından bütün toplumda var olan anti faşist güçlerin iradesini kırmak için kritik bir yerde durmaktadır.
Bütün bu gerçekliğin içinde devrimci siyasetin kendisini doğru bir zeminde konumlandırması gerekiyor. Bütün olanaklarıyla faşizmin bütün engellemelerine rağmen, işçi sınıfı ve ezilenler cephesinde en doğru örgütlenmeyi yaratmak halkların birleşik devrim mücadelesini büyütmek zorundayız. Faşizmin devrimci güçlere dönük saldırıları karşısında bütün mücadele mevzilerini içeren bir örgütlenme zemini yaratamazsak başarı şansımız sınırlı olacaktır. Devrimci siyasetin mücadelesi bir avuç öncünün mücadelesi olmayacaktır. Bütün güçlerimizle faşizme karşı topyekun bir mücadele dönemine gireceğiz. Burada devrimci siyasetin bütün bileşenleri buna göre kendini tekrar tekrar yeniden örgütlemelidir. İşçi sınıfı ve emekçiler mücadelesinde herkesin yapabileceği bir mücadele pratiği vardır. Elbette devrimci öncü gerektiği zamanda ve gerektiği yerde üzerine düşeni yapacaktır. Ancak bunun için bütün örgütlenmenin kesintisiz devrimci taarruz perspektifinde seferber olması gerekmektedir. Bu mücadelede en ileri kadrodan en uzak ilişkimize kadar herkesin yapabileceği bir şey vardır. Sokaklarda, fabrikalarda ve iş yerlerinde mücadelenin bu ihtiyacı doğrultusunda hayatı örmek bizlerin temel görevidir. Bunun için en güçlü şekilde bütün mücadele alanlarına enerji taşımak zorundayız. Herkes bulunduğu alanı en güçlü şekilde örgütlemeli ve kesintisiz devrimci taarruzu kendi mücadele pratiğinde hayata geçirmelidir. Aksi taktirde devrimci siyasete ve bütün devrimci güçlere dayatılan tasfiye olmaktır.
Faşizmin yapmaya çalıştığı devrimcilerin iradesini kırmak, onları teslim almak ve moral değerlerini yok etmektir. Düzen için tehlike olmayan bir sol anlayışı güçlendirmek onun dışında devrimci siyasete yaşam şansı tanımamaktır. Şimdi her zamankinden güçlü bir şekilde devrimci siyasetin mücadelenin bütün alanlarını tahkim etme zamanıdır. Faşizmin saldırıları karşısında devrimci tutsakları sahiplenmek onlara dönük olarak dayatılan teslimiyet politikası karşısında oluşacak eylemlilikleri işçi ve emekçilere anlatmak görevlerimiz arasındadır. Cezaevlerinde başlayacak direniş bütün devrimci güçler tarafından en güçlü şekilde sahiplenilmelidir. Faşizmin bu saldırıyla yapmaya çalıştığı devrimci tutsakları teslim alma hamlesi onları en güçlü şekilde sahiplenilmesiyle boşa çıkartılmalıdır.
