Seçtiklerimiz

Seçtiklerimiz | Atina’da Prosfygika direnişi: Açlık grevi 73. gününde – Çağla Ağırgöl

Atina’da 103 yıllık mülteci mahallesi Prosfygika, devletin tahliye ve “soylulaştırma” planlarına karşı varoluş mücadelesi veriyor. Aristotelis Chantzis’in ölüm orucu 73. gününde sürerken, mahalle sakinleri barınma hakkı ve otonom yaşam için geri adım atmıyor.

Yunanistan’ın başkenti Atina’da, Yüksek Mahkeme ve Emniyet Müdürlüğü’nün yanı başında bulunan tarihi Prosfygika mahallesi, bugün hem 103 yıllık mülteci mirasını koruma hem de devletin “soylulaştırma” projelerine karşı otonom yapısını sürdürme mücadelesi veriyor. Prosfygika mahallesi sakinleri, çeşitli ülkelerde bulundukları sistem ve devlet yapısıyla çatışmış, bu çatışma sonucu göç eden insanların buluştuğu ve burada yeni bir yaşam kurguladığı mekândır. Mahalle sakini Aristotelis Chantzis’in, devletin tahliye planlarına karşı başlattığı açlık grevi 73. gününe girerken, topluluk “yürüyen engeller” olarak yaftalanmaya ve yerinden edilmeye karşı direnişini uluslararası bir boyuta taşıyor. Yaklaşık bir asır önce 1923’te Anadolu’dan kopup gelen mübadillerin barınması için inşa edilen mahallenin sekiz bloktan oluştuğunu ve 22 otonom yapısının olduğuna dikkat çeken Aristotelis Chantzis, Prosfygika mahallesinin barınma ve topluluğun varlığını savunmak için “ölümüne açlık grevine” girdiğini belirtti. “Gerekirse hayatımızı ortaya koyarız” diyor. Çünkü biliyor, bu mahalle giderse sadece evler değil hayatlar da dağılacak. Yaşlılar ölecek, çocuklar evsiz kalacak, bir topluluk yok olacak. Prosfygika mahallesi bugün bir yaşam biçiminin, bir direnişin ve toplumsal hafızanın son sığınağına dönüşmüş durumda. Ve şimdi bu hafıza tahliye edilmek isteniyor.

Aristotelis Chantzis, “İşgal edilmiş Prosfygika Topluluğu olarak, toplumsal önerimizi, insanlarımızı, yapılarımızı ve Prosfygika’nın tarihsel hafızasını sonuna kadar savunmaya karar verdik. Yaşamın devamı için gerekirse hayatımızı bile ortaya koymaya hazırız. Biliyoruz ki Prosfygika tahliye edilirse, büyük bir kısmımız kendimizi sokakta bulacağız. Yaşlılar ve hastalar sokaklarda ölecek, çocuklar evlerini ve okullarını kaybedecek; bu fiziksel ve ruhsal olarak yaşamları ciddi olumsuz etkileyecek. Kendimizi savunma yönündeki bu kolektif karar temelinde, gönüllü olarak ölüm orucuna girme kararı aldım.” diye konuştu.

Mahallenin soylulaştırma politikasıyla ilgili Atina Valiliği, DYPA (İşsizlik Kurumu) ve Kültür Bakanlığı mahalleyi yıkmayı ve dönüştürmeyi amaçlayan bir proje hazırladı. Resmî belgelerde ise mahalle sakinleri “yürüyen engeller” (moving obstacles) olarak tanımlanıyor.

Bu terimin kullanımına Prosfygika Topluluğu üyesi şöyle yanıt verdi:

“Devlet, bu ifadeyle mahallede yaşayan ev sahiplerini, mültecileri ve aktivistleri meşru hakları olan bireyler olarak değil, projenin önünde duran ve temizlenmesi gereken nesneler olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Sözleşmede, bu ‘engellerin’ mahalleden çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Devlet, bu plan kapsamında mahallenin bir kısmını (ilk dört blok) ‘sosyal konut’ ve ‘hastane misafirhanesi’ gibi yapılara dönüştürmeyi hedefliyor. Devlet bu projeyi yaparken burada yaşayanların geleceğine dair hiçbir plan sunmuyor ve onları resmî muhatap olarak kabul etmiyor. Mahalle sakinleri olarak, bu ‘engellerin’ kaldırılması durumunda mahalledeki belgesiz mülteciler sınır dışı edilecek ve devletin sağlık sistemine erişimi olmayan ağır hastalar sokağa düşüp hayatlarını kaybedecek. Yani devletin mahalleyi soylulaştırma projesi önünde engel teşkil eden topluluğu hukuki ve insani olarak yok sayma stratejisinin bir parçasıdır.”

Aristoteles’in başlattığı bu direnişe, önümüzdeki günlerde diğer yoldaşların da katılmasının planlandığını ifade eden Prosfygika Mahallesi sakini, “Bu süreç, taleplerimiz kabul edilene kadar ‘ölüm orucu’ devam edecek. Topluluğun üç temel talebi var: Devletin anlaşmadan çekilmesi, mahalle sakinlerinin evlerinde kalması ve kimseye dava açılmaması. Topluluk, bu talepler aracılığıyla mahallenin devlet kurumlarının eline geçmesini engellemeyi ve buranın otonom bir yönetim modeli olarak resmen tanınmasını amaçlıyor. Mahalle sakinleri, devletin dayattığı mevcut sözleşme feshedilmeden yapılacak herhangi bir görüşmeyi ‘şantaj’ olarak görüyoruz ve bu şartlar altında masaya oturmayacağız.” diye konuştu.

Prosfygika Topluluğu üyesi, “Mahalle, 100 yıl önce Küçük Asya (Anadolu) felaketi sonrası Yunanistan’a sığınan mübadilleri barındırmak amacıyla bir devlet projesi olarak kuruldu. Her şeyini savaşta kaybetmiş insanların bir arada yeni bir hayat kurma iradesiyle şekillenen Prosfygika, tarihsel olarak hep ezilen sınıfların ve direnişin merkezi oldu. Yunan İç Savaşı sırasında komünist gerillaların faşistlere ve hükümet güçlerine karşı verdiği büyük mücadelelere ev sahipliği yapan mahalle, bu ‘direniş kültürünü’ nesilden nesile aktardı.

Prosfygika mahallesi, 2010’da işgalciler ve mahalle sakinlerinin bir araya gelerek ilk meclisi kurmasıyla yapısı değişti. Bu süreçte sakinler, sembolik bir eylemle anahtarlarını masaya koyarak özel mülkiyeti reddetti ve barınma dahil tüm ihtiyaçlarını kolektifleştirmeye karar verdi. Mahalle, o dönemde bölgeyi mesken tutmuş uyuşturucu mafyalarına ve metamfetamin laboratuvarlarına karşı da büyük bir ‘temizlik’ operasyonu yürüterek bu alanları sosyal merkezlere dönüştürdü.” diye konuştu.

Topluluk kendisini tek bir siyasi etiketle (anarşizm, komünizm vb.) sınırlamak yerine, farklı devrimci geleneklerin olumlu öğelerini birleştiren bir “komünalizm” anlayışını benimsediğini belirten Prosfygika Topluluğu üyesi, “Kurduğumuz bu yapının Rojava’daki Demokratik Konfederalizm paradigmasına çok yakın, demokrasiyi bu temelde yeniden tanımlıyoruz. Amacımız, hâkim güçlerin yarattığı kutuplaşmanın dışında, toplumların ve hareketlerin oluşturduğu bir ‘üçüncü kutup’ yaratmak.” dedi.

“2013’te Berkin Elvan Fırını’nı açtık. Bu yapı, sadece gıda sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda baskıya karşı her gün üretim yaparak yaşamın temelini oluşturma iradesini simgeliyor. Fırın, öncelikle mahalledeki yoldaşların, ailelerin ve çocukların gıda ihtiyaçlarını öz-örgütlü bir şekilde karşılamak amacıyla kuruldu. Bu sayede, ekonomik olarak zor durumda olan topluluk üyeleri, gıda gibi temel bir ihtiyaca piyasa koşullarından bağımsız olarak erişebiliyor. Fırın geleneksel bir ‘dükkân’ olarak değil, özerklik ve öz-yönetim temelli bir siyasi öneri olarak işliyor. Bu yaklaşım, mahalle içindeki ekonomik ilişkilerin kâr odaklı değil, ihtiyaç ve dayanışma odaklı olmasını sağlar. Başlangıçta haftada bir kez üretim yapılırken, Kasım 2022’deki polis baskınlarından sonra bir direniş biçimi olarak günlük üretime geçildi. Bu süreçte fırın malzemeleri ve fırınlar yenilenerek üretim kapasitesi modernize edilip yükseltildi. Fırın sadece mahalle sakinlerine değil, aynı zamanda diğer sosyal yapılara, kolektif mutfaklara ve yoldaşlık ilişkisi içinde olunan restoranlara da ekmek sağlıyor. Bu durum, mahallenin ekonomik etkisini genişleterek toplumsal bir dayanışma ağı oluşturuyor. Fırında üretilen ekmek, farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen yoldaşların ortak emeğini ve tariflerini yansıtır. Bu kültürel çeşitliliğin bir ürünü olan ekmek, mahallenin bir arada yaşama ve ortak bir gelecek kurma iradesinin ekonomik bir sembolü hâline geldi. Sonuç olarak fırın, baskılara karşı ‘yaratıcılıkla cevap verme’ ilkesiyle hareket ederek her gün yaşamın temelini üretmekte ve mahallenin ekonomik bağımsızlığını güçlendiriyor.”

Mahalledeki kadın yapısı, mahallenin genel meclisinin yanında yer alan otonom ve siyasi olarak birleşmiş bir karar alma organı olduğunu vurgulayan Prosfygika Topluluğu üyesi, kadınların temel görev ve sorumluluklarıyla ilgili şöyle konuştu:

“Kadın meclisi, kadınların evlerinden çıkarak kendi ihtiyaçlarını, ev içindeki sorunlarını ve maruz kaldıkları şiddet gibi meseleleri özgürce ifade edebilecekleri güvenli bir alan sağlıyor. Bu süreç, başlangıçta kadınların bir araya gelip paylaşımlarda bulunduğu ‘kadın kafesi’ gibi kolektif buluşmalarla şekillendi. Öz savunma mahalledeki herkesin sorumluluğu olsa da kadın yapısı bu konuda en temel sorumluluğu üstlenir ve mahalle savunmasında en ön safta yer alır. Kapitalizm ve ataerkil toplum tarafından eğitilmiş bireylerin içselleştirdiği egoizm ve liberalizm gibi negatif özelliklere karşı devrimci bir mücadele yürütür. Bu süreçte sadece kadınların değil, erkek yoldaşların da kendilerini düzeltmesi ve değiştirmesi için yöntemler geliştirerek ‘kolaylaştırıcı’ bir rol oynuyor. Topluluğun bütününe ulaşmak, yoldaşlar arasında güçlü yoldaşlık ve komünal ilişkiler kurmak kadın yapısının temel rollerinden biridir. Ayrıca topluluk içinde bireylerin birbirine karşı şiddet uygulamasını engelleyerek yatay ilişkileri korumayı amaçlar. Özetle kadın meclisi, mahalledeki sosyal ve siyasi yaşamın her alanında, özellikle de toplumsal dönüşüm ve öz savunma konularında merkezî bir sorumluluk taşıyor.”

Prosfygika mahallesindeki çocuk meclisi, yaklaşık 50 çocuğun yaşadığı bu toplulukta, çocukların sistem dışında, otonom bir şekilde yetişmelerini ve kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmalarını sağlayan temel bir organ olduğunu söyleyen Prosfygika Topluluğu üyesi, çocuk meclisinin görevlerini şöyle açıkladı:

“Mahalledeki diğer yapılar gibi çocukların da kendi toplantıları vardır ve kendi kararlarını kendileri alırlar. Topluluk, çocukların bu bağımsız kararlarını kolektif bir şekilde hayata geçirmeye ve uygulamaya çalışır. Sistemin dışında, çocukların geleceğini nasıl şekillendireceklerine dair otonom bir eğitim modeli işletilir. Özellikle yasal belgeleri olmayan ve devlet okullarına gitmekte zorlanan mülteci çocuklara dersler verilir; okula gidenlere ise ek eğitim desteği sunulur. Çocuklar, aileleri ve topluluk arasında yatay bir ilişki kurulması amaçlanır. Bu yapı aracılığıyla çocuk yaştaki bireylerle yoldaşlık ilişkisi kurulması ve çocukların kendi aileleriyle olan bağlarının bu temelde güçlendirilmesi hedefleniyor. Çocuklar için özel alanlar oluşturularak bu alanlarda çocuk sineması (bahçe duvarına film yansıtılması) gibi çeşitli kolektif etkinlikler organize ediliyor. Çocuklar devlet okullarında sınıf arkadaşlarıyla bir sorun yaşadığında, mahalle bu duruma bireysel bir ‘anne-baba’ olarak değil, kurulan komiteler aracılığıyla bir ‘kurum’ olarak müdahale eder ve çözüm bulur. Devletin sunduğu kamu kreşi imkânlarından faydalanamayan küçük yaştaki mülteci çocuklara hizmet veren yaklaşık 10 çocuk kapasiteli bir kreş bu yapının bünyesinde işletilir.”

Mahalledeki sağlık birimi, topluluğun ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla kurulan 22 otonom yapıdan biri olduğunu vurgulayan Prosfygika Topluluğu üyesi, hem fiziksel hem de psikolojik sağlık alanlarında çok boyutlu bir faaliyet yürüttüklerini ve birimin işleyişine dair şöyle konuştu:

“Mahallenin yanında bulunan kanser hastanesine gelen düşük gelirli hastalar ve refakatçileri için mahallede bir misafirhane yapısı kuruldu. Devletin sunduğu konaklama imkânlarının çok pahalı olması nedeniyle, bu insanlar mahalledeki misafirhanelerde ücretsiz kalıp toplulukla dayanışma içine giriyor. Şu an ikinci bir misafirhanenin inşaatı devam ediyor. Topluluk, hastanelerle bireysel bazda değil, bir kurum/komite olarak muhatap olmayı başardı. Ayrıca hastanelerde çalışan ve topluluğa yakın olan doktorlarla, eczanelerle ve uzmanlarla doğrudan iletişim ve iş birliği kanalları kuruldu. Akıl sağlığı ve bağımlılık konularında, uzman profesyonellerle mahalle sakinleri arasında haftalık toplantılar düzenleniyor. Bu toplantılarda mahalledeki bireylerin yaşadığı psikolojik sorunlar kolektif bir yöntemle tartışılıp çözüm aranıyor. Devletin uyuşturucu rehabilitasyon merkezlerinde uyguladığı ‘bir uyuşturucu yerine başka bir ilaç verme’ yöntemine karşı mahalle, alternatif bir model sunuyor. Bağımlı bireyler dışlanmak yerine mahallenin gündelik işlerine ve kolektif yaşamına dahil edilerek rehabilite edilmeye çalışılır. Bu sosyal entegrasyonun bireylerde köklü değişimler yarattığı gözlemlendi. Resmî evrakları olmadığı için devlet hastanelerinden hizmet alamayan veya korktukları için başvurmayan mülteciler, sağlık ihtiyaçları için mahalledeki bu yapıya güveniyor. Mahalle, bu kişiler için Yunanistan’da sağlık desteği alabilecekleri tek güvenli alan niteliğindedir. Sağlık birimi her sorunu kendi başına çözeceğini iddia etmez; eğer bir hastalık veya tıbbi ihtiyaç için kendi imkânları yetersizse (örneğin bir aşı gereksinimi gibi), profesyonel dostlar, sivil toplum örgütleri ve diğer öz-örgütlü kolektiflerle iş birliği yaparak çözüm üretir. Bu birim sadece tıbbi bir hizmet sunmakla kalmayıp, ‘dayanışma iyileştirir’ ilkesiyle sosyal bir terapi boyutu da taşıyor.”

Prosfygika mahallesinin tarihi, yaklaşık 100 yıl önce, Küçük Asya’dan (Anadolu) gelen mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmak amacıyla devlet tarafından inşa edildiğini söyleyen Prosfygika mahallesi sakini, “Savaş ve nüfus mübadelesi sonucu her şeyini kaybeden bu insanlar için düşük kiralarla bir barınma projesi olarak başlatılan mahallede, ortak alanlar ve paylaşılan zorluklar sayesinde ilk günlerden itibaren çok güçlü bir komünal yaşam kültürü oluştu. Mahallenin tarihsel gelişimi ve direniş mirası çok önemli aşamalardan geçmiştir. Tarihsel olarak alt sınıf ve ezilen kesimlerin yaşadığı mahalle; emperyalizm, savaş ve faşizme karşı mücadelenin merkezi olmuştur. En bilinen örnek, Yunan İç Savaşı sırasında çoğunlukla Yunanistan Komünist Partisi’ne bağlı gerilla oluşumlarının burada faşistlere ve hükümete karşı yürüttüğü büyük sokak savaşlarıdır. Hükümet, mahalleyi yıkmak veya sakinleri tahliye etmek için pek çok plan yapmış olsa da 51 mülk sahibi bir komite kurarak buna direndi. Bu hukuki mücadele sonucunda mahalle, Avrupa mahkemeleri ve kurumları nezdinde ‘modern kültür ve tarih anıtı’ olarak tescil edildi. Böylece yıkılması yasal olarak engellendi. 2000’lerin başındaki savaş karşıtı hareketler ve özellikle 2008’de Alexis Grigoropoulos’un öldürülmesi sonrası Atina’da yayılan işgal evi (squat) hareketi, mahallenin bugünkü otonom yapısının gelişimini tetikledi. 2010 yılı civarında işgalciler ve mahalle sakinleri bir araya gelerek ilk meclisi kurdu. Bu süreçte iki ana eksen belirlendi: barınma gibi ihtiyaçların kolektifleştirilmesi ve mahallenin bir savunma alanı olarak güvenli hâle getirilmesi. Yaklaşık 7-8 yıl önce mahalle, polis koordinasyonunda faaliyet gösteren uyuşturucu mafyalarının ve metamfetamin laboratuvarlarının baskısı altındaydı. Topluluk, silahlı çatışmalara ve polis operasyonlarına rağmen bu grupları mahalleden temizledi ve bu binaları sosyal merkezler ile kolektif yapılara dönüştürdü. Mahalledeki örgütlenme sürecinde, özellikle Türk ve Kürt devrimci örgütlerinin kolektif yaşam, örgütlenme ve uluslararası mücadele tecrübeleri belirleyici bir rol oynadı. Günümüzde mahalle, kendisini belirli bir ideolojiyle sınırlamayan, farklı devrimci unsurları birleştiren ve Rojava’daki ‘Demokratik Konfederalizm’ paradigmasına yakın duran ‘komünalist’ bir yapı olarak varlığını sürdürüyor.” diye konuştu.

Prosfygika mahallesi, kendisini dış dünyadan izole bir “özgürlük adası” olarak değil, küresel sosyal ve politik mücadelenin bir parçası olarak görmekte ve uluslararası dayanışmayı “varoluşsal bir ihtiyaç” olarak tanımladığını vurgulayan Prosfygika mahallesi sakini, mahallenin uluslararası dayanışma ağlarını şu şekilde açıkladı:

“Topluluk, Zapatistalar başta olmak üzere Avrupa’nın doğusundan ve dünyanın pek çok farklı yerinden düzenli olarak dayanışma mesajları alıyor. Bu destekler, yerel bir barınma mücadelesini küresel bir direniş hattına taşıyor. Mahalledeki mevcut açlık grevi (ölüm orucu), bu konuda uzun süreli tecrübesi olan Türkiye’deki devrimci bir örgütle doğrudan irtibat kurularak ve onların deneyimlerinden faydalanılarak organize edildi. Ayrıca mahallenin kuruluş ve örgütlenme aşamasında, Türkiye ve Kürdistanlı örgütlerin kolektif yaşam ve mücadele tecrübeleri temel bir rol oynuyor. Mahallenin tarihsel ve kültürel dokunulmazlığını artırmak amacıyla; mimarlar, üniversite profesörleri, tarihçiler ve arkeologlardan oluşan özel bir komite kuruldu. Bunun yanı sıra tiyatrocular, müzisyenler ve görsel sanatçılar mahallede etkinlikler düzenlemekte ve topluluğun mücadelesini destekleyen deklarasyonlar yayınladı. Topluluk, dışarıdaki destekçilerinden sadece mesaj göndermelerini değil, bulundukları ülkelerde dayanışma ağları örgütlemelerini ve mücadelenin sesini duyurmalarını beklemektedir. Bu bağlamda mahallede bir müze kuruldu ve sanat eserleri aracılığıyla devletin müdahale edemeyeceği bir dokunulmazlık alanı yaratılmaya çalışıldı. Mahalle sakinleri kendi direnişlerini; Filistin halkının veya Türkiye’deki baskıcı rejimlere karşı mücadele edenlerin mücadelesiyle bir tutmakta, bu direnişi emperyalist ve baskıcı güçlere karşı oluşturulan ‘üçüncü kutup’ mücadelesinin bir parçası olarak görmektedir. Sonuç olarak, uluslararası dayanışma bu mahalle için sadece moral desteği değil, devletin tahliye planlarına karşı kullanılan stratejik bir savunma aracı ve politik bir meşruiyet kaynağıdır.”

Paylaşın