Birçok gazetecinin aldıkları ya da alma riski taşıdıkları cezalar nedeniyle sürgüne gittiğini söyleyen Düzkan, “Ege’nin sahillerini, denizi, İstanbul’un sokaklarını, vapurları, İstiklâl Caddesi’ni, müziğin iyi, içkinin ucuz olduğu barları, pazar yerlerini, buralara mahsus yemekleri, pul biberi seviyorum, insanı uykusundan uyandıran ezana, gündüzleri ona karışan çan seslerine, hiç dinlemesem de sözlerini bildiğim alaturka şarkılara, 15 yaşıma kadar varlıklarından bihaber olduğum Alevilerin deyişlerine, Kürtçeye, çocukken kulağıma çalınan Rumcaya, çok sonra tanıştığım Ermeniceye, şimdilerde duyduğum Arapçaya aşinayım, bütün bunlardan ve anadilim Türkçeden kopmak çok zor geliyor bana çünkü bütün bunlar yurdum, yoksulluğa ve savaşa mahkum edilmesi karşısında kahroluyorum ve sürgündeki arkadaşlarımı düşününce…” dedi.
Selahattin Demirtaş’a yönelik AİHM kararından sonra Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in mahkûm edildiğini hatırlatan Düzkan, “Gezi’ye yönelik soruşturmalara baktığımda ve barıştan söz edenlerin yaşadıklarını hatırlayınca, şu 18 aydan bahsetmek bile ayıp geliyor” diye yazdı.

