Gündem

Murat Karayılan “PKK silah bırakmalı” söylemine yanıt verdi

Dengê Gel Radyosu’na özel bir röportaj veren PKK Yürütme Komitesi üyesi Murat Karayılan, “PKK silah bırakmalı” söylemlerine karşı cevap verdi: “Bunlar ya bilinçli ideolojik ve sosyal ajanlardır; ya da Türk devlet hakikati hakkında hiçbir şey bilmeyen kişilerdir.” dedi.

“Devrimci halk savaşı veriyoruz”

Kürt halkı olarak mücadele etmemiz gerekiyor. Bilmemiz gerekir ki Devrimci Halk Savaşı çerçevesinde bir mücadele yürütmezsek bu siyaset değişmez. Ancak bir bakıyorsun kendisini aydın, akademisyen ve bilinçli kişilik olarak göstermek isteyen kimileri çıkıyor, bu gerçekliği göz önüne almadan ‘silah bırakılmalı’ vb. söylemlerde bulunuyorlar. Bunlar ya bilinçli ideolojik ve sosyal ajanlardır; ya da Türk devlet hakikati hakkında hiçbir şey bilmeyen kişilerdir. Türk devlet siyaseti Kürt halkını yok etmek istiyor. Soykırıma karşı sen elin boş durursan, o bu siyasetini hiç bırakır mı! Bırakmaz. Ancak bizler her anlamda mücadele yürütürsek bu siyaseti bıraktırabiliriz. Bakın; ben her şeyin silah ve savaş olduğunu belirtmiyorum; ama silahlı mücadeleden tutalım her biçimde mücadeleye kadar geniş bir yelpazede olan bir mücadele hattını örmek gerekiyor. Biz buna Devrimci Halk Savaşı diyoruz ve Devrimci Halk Savaşı’nın da doğru anlaşılması gerekmektedir. Halkımızın bugün yürüttüğü toplumsal mücadele ve serhildan hareketi de bu savaşın çerçevesinde yer almaktadır.

Türk devleti bugün iki noktada mevcut siyasetini bırakabilir. Birincisi, bizim bu soykırımcı siyaseti yenmemiz halinde bırakabilirler. İkincisi ise, bizi yenemeyeceklerini anlarlarsa, yani Kürt halkı ve özgürlük hareketi olarak bizlerin yenilmez olduğumuzu ve sürekli direneceğimizi anlarlarsa o zaman bırakabilirler. Ancak bu temelde çokça belirttiğimiz gibi eşitlik temelinde yaşamamız mümkün olabilir. Yoksa bu zihniyetleriyle kimse bunlarla yaşayamaz. Bu artık kesin bir şeydir. Bunun için de herkes bu siyasetin kaybetmesi veya tıkanması için her anlamda mücadele çabası içerisine girmesi gerekir. Devrimci Halk Savaşı çerçevesinde mücadeleyi güçlendirme temelinde onları yenerek ve kendi yenilmezliğimizi de ispat ederek bu soykırımcı siyaseti ortadan kaldırmalıyız.

Kayyum ve yangınlara da değinen Karayılan, şunları söyledi

Öncelikle Çinar ve Şemrex’teki olayda yaşamını yitiren tüm insanlarımızı saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm aile fertlerine, yakınlarına ve Kurdistan halkına başsağlığı diliyorum. Ayrıca halen içlerinde durumu ağır olan yaralı kişiler de vardır. Hepsine acil şifalar diliyorum.

Kurdistan’da yaşanan her olayda insanın karşısına çıkan tek bir şey vardır. Bu da Türk devletinin inkar ve yok etme siyaseti, yani soykırım siyasetidir. Gerçekten insan tüm olaylarda bunu görüyor. Mesela kayyum konusunda da böyle. Halkımız sandığa gidiyor, oyunu kullanıyor, temsilcisini seçiyor; sonra kayyum adı altında el koyuyorlar. Dolayısıyla kayyum Kürt halkının iradesinin tanınmamasıdır; halkımızın iradesinin çiğnenmesidir. İşte gördük; Colemêrg’de 3 Haziran gününde bunu böyle uyguladılar. Ondan önce Wan’da da uygulamak istediler ama tepkiler güçlü gelişince geri adım attılar. Şimdi de halkımızın tepkisi vardır ve bu tepkinin daha da güçlü olması gerekiyor. Yani irademizin çiğnenmesi karşısında sessiz kalmamalıyız. Onur ve şahsiyet sahibi olan, ‘bu topraklarda ben de bir insanım’ diyen hiç kimsenin bu iradeyi ezen siyaset karşısında sessiz kalmaması gerekiyor. İnsan olmak buradan geçmektedir. Eğer sessiz kalırsan ve ona göz yumarsan, o zaman insanlığın nerede kalır? Kısacası Türkiyeli tüm demokratlar ve Kurdistanlı yurtseverler bu siyasete karşı durmalıdır. Bu siyaset, esasında bir vahşet siyasetidir. Bu çağda hem seçim yapıyorsun hem de seçimlerden sonra kayyum atıyorsun. Bunun nedeni nedir? Bunun nedeni Kurdistan’daki soykırım siyasetidir. Bu devlet Kürt halkının hiçbir yerde irade olmasını istemiyor. Bakın; Rojava Kurdistanı’nda da yerel seçimler var; orada da halk belediye eşbaşkanlarını seçmek istiyor ama bunlar orada da karşı çıkıyorlar; bir de kıyameti koparıyorlar. Niye? Çünkü Kürtlerin irade olmasını istemiyorlar. Ta Japonya’da Kürtçe dil eğitim hakkı verdiği için bunlar Japonya’yı bile protesto etmediler mi! İşte bunlar böyle bir devlettir. Sadece inkar ve imha siyaseti yürütmüyorlar; Kürtlere genel bir soykırımı dayatmak istiyorlar. Türkiye sınırları içinde olduğu gibi Türkiye sınırları dışında da Kürtleri yok etmek istiyorlar.

Bakıyorsun, sokaklarda Kürt çocukları panzerlerle eziliyor. Bakıyorsun, 83 yaşındaki Makbule Özer ana ve daha birçok anayı tutukluyorlar. Zaten hasta ve yaşlı insanlardır ama alıyor zindana atıyor. Yine az önce de bahsettiğimiz İmralı sistemi gibi bir sistem dünyanın başka neresinde vardır? Kürt halkının bir önderine karşı nasıl böyle bir yaklaşım gelişebiliyor? Ama bu soykırım siyaseti nedeniyle Türk devleti bu yaklaşımı esas alıyor. Bu vahşettir. İnsan haklarının ayaklar altına alınmasıdır. Hukukun çiğnenmesidir. Ama bunu günümüzde Türk devleti Kürt halkına karşı yürütmektedir.

Şayet bu yangın olayı Isparta’da veya Konya’da olsaydı, acaba Türk devleti böyle mi yaklaşırdı! Aynı saatte tüm araçlarını, helikopterlerini, uçaklarını oraya götürmez miydi? Bakanları aynı gece oraya gitmezler miydi? Giderlerdi. Peki niye Çinar’a ve Şemrex’e gelmediler? Çünkü Kürt’türler. Kürtlerin zaten öyle pek değeri yok onların gözünde. Zaten Kurdistan’daki orman yangınlarını kendileri çıkarmıyorlar mı? Ama Türkiye’de her daim yangın söndürmek için uçaklar, helikopterler ve binlerce ekipman sürekli bir biçimde devrededir. Kısacası Kürtlere karşı çifte standart vardır. Bu çifte standart sadece Kürt halkına karşı değil, Kurdistan’ın toprağına karşı, Kurdistan’ın ormanına karşı, Kürt halkının bağına bahçesine karşı, Kürtlerin her şeyine karşı uygulanmaktadır. Kürtlerin hayvanlarına bile çifte standart uygulanmaktadır. Bu yangında o kadar hayvan öldü. İşte Kurdistan’da böyle bir zulüm vardır.

Diğer bir husus ise, bu olay bir katliam biçiminde gelişmiştir. Orada DEDAŞ diye bir kurum var. AKP-MHP devleti bu DEDAŞ’ı Kürtlerin başına bela etmiş ve bu kurum da adeta Kürt halkıyla oynuyor. Günümüzde elektrik sıradan bir şey değildir. İnsanlar yaşamlarını elektriğe bağlı sürdürüyorlar. Elektrik yoksa su yoktur; su yoksa ürün, bahçe olmaz. Sanayinin bu kadar geliştiği bir dönemde insan yaşamı biraz da elektriğe bağlanmış. Ancak bunlar elektriği bir kesiyorlar bir bağlıyorlar. ‘Para ödemediniz’ diyorlar, kesiyorlar. Yani bu biçimde adeta toplumumuzla oynuyorlar. Bunun üzerine bir de hiçbir yatırım da yapmadığı, sadece milleti sömürerek para aldığı ortaya çıktı. Oradaki o direk sistemini 40 yıl önce kurmuşlar. Halen ağaçtan yapılmış direklerdir. Kısacası o yangını bunlar çıkartmıştır. Bu bir katliamdır.

Valilik de onları savunmak için anız yangını olduğunu iddia ediyor…

Bu valilerin hepsi sömürgeci valilerdir. Onların görevi halka karşı devleti savunmaktır. Yalnızca yangın için mi böyle açıklama yaptılar? Nerede bir köylü öldürülse, “biz orada operasyon yaptık, bir PKK’li öldürüldü” diyorlar değil mi? Çocuklarımızı sokaklarda panzerlerle eziyorlar; bir de üzerine, ‘trafik kazası oldu’ diyorlar. Yani bu valiler her şeyi bu biçimde yumuşatarak devleti aklıyorlar. Özellikle de Kurdistan’daki valilerin hepsi özel seçilmiş kişilerdir. Onun için de böyle açıklamalar yapıyorlar. Ama artık bu olayı kendileri de inkar edemezler. Olayı soruşturan birçok kurum açıklama yaptı ve bu yangının elektrik direklerinden kaynaklandığını belirtti. Zaten yöre insanı da bunu gözleriyle görmüş. Kısacası Kurdistan’daki sömürgeci sistem bu olayı gerçekleştirmiştir. Bu sıradan bir yanma olayı değildir. Bu yangın çıkarmadır. Her yerde Kürt toplumu ve Kurdistani olan şeyleri ikinci sınıf gören yaklaşımları açığa vuruyor. Bu artık gizlenebilir bir şey değildir. Bu göz önündedir.

1934 yılında Mahmut Esat Bozkurt isimli bir bakanları, “bu ülkede Türkler efendidir, diğer milletler de mecburen Türklere hizmet etmek zorundadır” biçiminde şeyler söylemiştir. Aradan yıllar geçmiş ama devlet bu siyasetini halen değiştirmemiştir. Belki zaman zaman yumuşak dil kullandıkları oluyor; ‘Kürtler kardeşimizdir’ filan diyorlar ama bunların hepsi sahtedir. Bunlar Kürtleri yok etmek ve ortadan kaldırmak istiyorlar. Kurdistan’ın hiçbir parçasında Kürtlerin iktidar olmaması için, statü sahibi olmaması için, irade sahibi olmaması için çabalıyorlar. Siyasetleri bu temeldedir. Bu siyasetleri değişmediği sürece bu ikilik ve çifte standart da sürekli olacaktır. Bunun için ister Kürt olsun, ister Türk, Arap, Fars veya Asuri-Süryani olsun, tüm özgürlükçü çevreler ve soykırım siyasetine karşı olan hiç kimse Türk devletinin bu siyaseti karşısında sessiz kalmamalı, mücadele yürütmelidir.

Paylaşın