Tarihin en eski ezilme ilişkilerinden olan kadın ezilmişliği günümüze gelinceye kadar farklı biçimlerde devam etmektedir. Özellikle patriyarkal kapitalizm kadın emeği ve bedeni üzerinde her geçen gün tahakkümünü artırmakta, kadınlar açısından yaşamı adeta katlanmaz hale getirmektedir.
Kapitalizmin, derin krizinde tüm dünyada olduğu gibi bedel öncelikle kadınlara ödetilmek isteniyor. İşsizlik, yoksulluk, savaş, salgın, doğa talanı gibi durumlarda domino etkisiyle yıkımlar kadının üzerine devriliyor. Şiddetin her türünü üreten erk yine kadınları vuruyor. Özellikle Ortadoğu’da süren savaş kadınları en ağır biçimde etkilemeye devam ediyor. Savaş sonucunda yoksullaşan, yerinden edilen, taciz ve tecavüze uğrayan, bedeni ganimet olan yine en başta kadınlar oluyor. Şiddetin en ağır biçimlerinden biri olan savaş sadecesavaş bölgesinde kalmıyor maalesef, sonuçları itibarıyla dalga dalga yayılıp tüm toplumu girdabına alarak kötülük üretmeye devam ediyor. Savaşın ekonomik sonuçları olarak yoksulluğun, göçün en çok kadın ve çocukları vurduğu da bir gerçek olarak biliniyor.
Türkiyeli ve Kürdistanlı kadınlar savaşın en ağır sonuçlarıyla yıllardır karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle son 40 yıldır süren kirli savaş koşulları bedelini en ağır biçimde kadınlara ödetmeye devam ediyor. Son 20 yıllık AKP iktidarı kadın düşmanı politikalarını en açık biçimde hayata geçirmeye çalışıyor. Kamusal alandan eğitime, iş alanından ev içine kadar her fırsatta müdahale ederek kadın mücadelesi ile elde edilmiş hakları geri almaya çalışıyor. AKP iktidara geldiği günden bu yana kadınların kazanımları hiç gündemden düşmüyor. Kürtaj yasası diye bildiğimiz yasayı çıkarmaya çalışmasından başlayarak kadınları sınamaya başlayan AKP, kadınların sokakları doldurması karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Her fırsatı değerlendiren AKP, kendi toplumsal yapısını oluşturmak ve geliştirmek için kadınları dizayn etmeye çalışıyor. Hemen her günkadın ve çocuklarla ilgili fetvalar veriliyor, buradan güç alan erkekler kadınları hizaya getirmek için olanca cüretleriyle saldırmaya devam ediyorlar. Heteroseksüel erk, farklılıklara tahammülsüzlüğünü artık saklama ihtiyacı duymadan en ağır şekilde göstermekten çekinmiyor. Saldırılarını toplumun tüm kesimine yayarak nefretin her türlü biçimine yol açıyor.
Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarının artık gerçekten dayanılmaz bir hal aldığı bir durumda bile kadınları koruyan yasaları tartışmaya açmak gelinen durumu anlamak açısından önemlidir. Kadınlar kaybederse, hepimiz kaybederiz bunu biliyor ve o nedenle kadınlara bu kadar saldırıyor.
Rojava’da yükselen kadın mücadelesi ve özneliğine saldırması bu nedenledir. Kürt Kadın Hareketi’ne sistematik saldırının altında yatan kadın düşmanlığı, Kürt düşmanlığıdır. Yerel yönetimlere yapılan gasp, eşbaşkanlık ve kadın kurumlarına düşmanlığının devamıdır. Özellikle son dönem Kürt kadın kurumlarına yapılan operasyonlar esnasında uygulanan şiddet ve işkence topyekûn kadınlara gözdağı olarak algılanmalıdır. Yine Kürdistan’da özel savaş uygulamaları ile kadınlar ve çocuklar hedef alınarak bütünlüklü bir saldırı konsepti yeniden yeniden örgütleniyor.
Emperyalist kapitalizmin içinde olduğu ekonomik kriz derinleşmiş, işsizlik oranları tarihin en üst seviyesine ulaşmış, kadınlar en ağır faturayı ödemek zorunda bırakılmıştır. Eğitim, sağlık gibi en temel haklara ulaşmak neredeyse imkansız hale getirilmiştir. Ev içi emek sömürüsü katmerlenmiş, şiddet artmış, kadın cinayetleri kadın kırımı boyutuna ulaşmıştır. Aynı zamanda iktidar tarafından kadınlar için güvencesizlik artık yasal hale getirilmek istenmektedir.
Kadınlar ne yapacak
Kadınların tarihinde ezilmişlikleri kadar mücadelesi de var. Dünya kadın mücadelesi son yıllarda önemli ivme yakaladı. Bu tabii ki rastlantısal bir durum değil. Yukarıda yaptığımız tespitler sadece Türkiye ve Kürdistan’la sınırlı değil, patriyarkal kapitalizm dünyanın hemen her yerinde kadınları hedef almaya devam ediyor. Arjantin’den Amerika’ya, Meksika’dan Hindistan’a dünya kadınları sokakları tüm şiddet ve zora rağmen terk etmediler. Bazen dans ettiler bazen karakolları ateşe verdiler ama vazgeçmediler.
Biz biliriz; örgütlü mücadele olmadan kazanmak mümkün değil. Kadınlar, kendi öz örgütlerini kurarak erkek egemenliğine karşı mücadelelerini vermek zorundalar. Örgütlü mücadele güçlenmeden kazanmak zordur. Elbette kadınlar, mücadele ederken içinde bulundukları tüm alanlarda erkek egemenlikle karşı karşıya kalıyorlar, evde, okulda, fabrikada, tarlada, sendikada, örgütte, sokakta yani yaşamın her alanında.
İnsanı insanlıktan çıkaran, her şeyi metalaştıran patriyarkal kapitalizme karşı mücadele için kadınlar bulundukları tüm alanlarda örgütlenmek zorunda. Mahallesinde, okulunda, işyerinde, olduğu her yerde. İş bu kadarla da kalmıyor, kadınlar açısından bir de buralarda ayrıca erkek egemenliğine karşı da mücadele verilmek zorunda. Çünkü sınıf, ırk, siyasi düşünce fark etmeksizin erk- erklik kendini hızla üreten bir durumdur.
Kadınlar, bir defa evden çıktıktan sonra tekrar girmeme konusunda tüm bedelleri öder ve geri dönmede dirençlidirler. Baskı ve zulmün en çok olduğu dönemlerde sokağı kadınlar açar. OHAL döneminde 8 Martlar’da kadınlar tüm baskıya rağmen sokaklardaydı.
Şimdi tüm kazanımları ellerinden alınmaya çalışırken Türkiye ve Kürdistan’da kadınlar yine sokaklarda. Tüm tutuklama, şiddet ve baskıya rağmen geri çekilmediler. Burada en önemli meselelerden biri kadınların gücünü birleştirme meselesidir. Kürt kadın özgürlük mücadelesine yapılan bu topyekün saldırıya tüm kadınlar olarak karşı durmak, aynı zamanda tüm kazanımlarımıza yapılan saldırıya karşı koymak anlamına geliyor. AKP-MHP faşizmi saldırdığı yerden cevap bulmadıkça gerilemez.
Kadınların mücadele tarihinden öğreneceği çok örnek var. Clara’dan Sakineler’e, Figen’den Gülten’e, Havva Ana’dan Eylül Zindanları’na, Diyarbakır Zindanı’nda direnen kadınlar yolumuzu aydınlatıyor. Amasız fakatsız kadın dayanışması her yerde tüm kadınlarla kurulduğu zaman kazanan biz olacağız.
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
*Bu yazı ADDKili Kadınlar tarafından Komün Dergi için kaleme alınmış ve Komün Dergi’de yayınlanmıştır.
Kaynak: Komün Dergi Arşivi
