Umut Yazıları

Görünmez kılınan hakikat: İşçileştirilen çocuklar – Beritan Güneş Altın

Çocukları, eşitsiz tarihsel ve toplumsal koşullar içinde daha da asimetrik bir konuma hapseden ve onları eşit toplumsal özne olarak kabul etmeyen kapitalizm,  onları yalnızca korunması gereken “masum varlıklar” olarak görerek toplumsal öznelliklerini yok saymayıp aynı zamanda sermaye birikim sürecinin bir unsuru olarak konumlandırmaktadır. Sistem, çocukluk olgusu mevzubahis olduğunda, meseleyi ekonomi-politik ve ideolojik zeminden çıkardığı yanılsaması yaratarak “duygusal” bir zemine oturtmaya çalışır ve “çocuklarımız siyaset üstüdür” yalanı etrafında yurttaşı konsolide etmeye çalışır. İşçileştirilen çocuk gerçeği karşısında da yine sahte gözyaşları dökerek, sermayedarlara “insaf” çağrıları dışında hakiki bir politika üretmeyen ülkedeki mevcut hegemonik akıl, tam tersine fiili sömürüyü MESEM uygulaması başta olmak üzere türlü yol ve yöntemlerle yasal kılıfa sokmaktadır.

Soğuk rakamların hakikati gizleme özelliğini göz ardı etmeksizin, dünya üzerindeki işçileştirilmiş çocuk sayılarına baktığımızda 160 milyonu aşan bir toplam karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar uluslararası veriler her yıl çocukların işçileştirilme oranlarını “azalıyormuş” gibi gösterse dahi istihdam süreçlerinin tamamen kuralsızlaşması ve kuralsızlığın kural haline gelmesi neticesinde, çocukların işçileştirilmesi yaygınlaştırılmakta hakikat de gizlenmeye çalışılmaktadır. Çocukların yalnızca, sömürgeci paradigmayla mülhem bir kavramsallaştırma olan “3. dünyada” değil, yerkürenin kahir ekseriyetinde işçileştirildiğini ancak savaşlar, mültecileştirme ve ekonomi-politik sömürü vasıtasıyla bu tablonun Ortadoğu’da ve 3. dünya savaşının sahnelendiği coğrafyalarda vahametini arttığını rahatlıkla belirtebiliriz.

Çocukların işçileştirilmesinin temel nedenleri arasında, ulusal ve ulusüstü sermayenin üzerine bina olduğu emek sömürüsünü, bunun sonucu olarak yoksulluğunu, çocukların “ucuz işgücü” olarak görülmesiyle birlikte çocukların bu sömürüye karşı “örgütlülük” ağına sahip olmamasını ve çocuklara yetişkinlerden farklı davranılması gereken bir toplumsal grup olarak bakmayan ve onları “küçük insanlar” kategorisinde değerlendiren yerleşik paradigmayı sıralayabiliriz. Ayrımcılık, mültecileştirme, eğitime erişememe ile birlikte yine sömürgeciliğe içkin olarak belli coğrafyalara dönük hak temelli politikaların belirlenmemesi/uygulanmaması da çocukların işçileştirilmesinin temel etkenleri arasındadır.

Türkiye Projeksiyonu

Türkiye’de neoliberal politikaları düstur edinen mevcut iktidar döneminde, çocukların işçileştirilmesini, çocuk tanımını değiştirme ve çocukların çocukluktan çıkarılmasına dönük tartışmaların sürekli gündeme getirilmesinden; derinleşen çocuk yoksulluğundan bağımsız ele almak mümkün değildir. İhmal, istismar, işçileştirme gibi çok boyutlu ihlallerin çocuk kırımı boyutuna vardığı güncel tabloda, çocukların işçileştirilmesi teşvik edilmekte, bunun yasal altyapısı türlü yol ve yöntemlerle oluşturulmaktayken diğer yandan ise “çocuk işçiliği ile mücadele” programıyla sanki mücadele “ediliyormuş” gibi bir illüzyon yaratılmaya çalışılmaktadır. Lakin bunun gündelik yaşamda bir karşılığının olmadığını, iktidarın ekonomi-politik ajandasında “çocuk işçiliği ile mücadelenin” bir yer kaplamadığını, en çok da her gün sömürü çarkları arasında ezilen çocuklar hissetmektedir.

Türkiye’de işçileştirilen çocukların sayısına dair herhangi bir nitelikli ve periyodik veri kamu kurumları tarafından toplumla paylaşılmamaktadır. İktidarın bir bilinmezlik perdesinin ardına gizlediğinde hakikatin görünmez olacağını zannetmesine karşın kimi sendikalar ülkeden en az 2 milyon çocuğun çalışmak zorunda bırakıldığını belirtmektedir. Hakeza TÜİK verileri de artık bu gerçeği saklamakta zorlanmaktadır. Elbette ki bu durumu ülkedeki yoksulluktan ve işsizlikten de bağımsız düşünmek mümkün değildir zira eğitimden kopan/koparılan çocukların kahir ekseriyeti işçileştirilen çocuklardan oluşmaktadır. Ülkedeki en güvencesiz, kırılgan, sömürülen ve şiddete uğrayan kesim olan çocuklar bu yolla çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Bizzat Devlet Eliyle Çocukların İşçileştirilmesi: MESEM’ler

Türkiye özelinde işçileştirilen çocuklardan bahsettiğimizde, iktidar ve devlet rolünün en sarih görüldüğü alan olarak MESEM’ler karşımıza çıkmaktadır. İlk günden itibaren bizler ve eğitim bilimciler tarafından neye hizmet edeceği belirtilmesine rağmen sermaye dostu ilkeler neticesinde 2012 yılında hayata geçirilen eğitimde 4+4+4 düzenlemesinin ardından çıraklık ve stajyerlik uygulamalarıyla çocukların eğitimden uzaklaşmalarına ve işçileşerek sömürü çarklarının birer nesnesi haline gelmesine zemin hazırlanmıştır.

Kapitalist sömürüden en çok etkilenenler olan işçileştirilmiş çocuklar, mevcut istihdam ilişkileri ve emek rejimi içerisinde yetişkin emekçilerle çarpık bir şekilde “eşitlenmektedir.” Burada bir parantez açarsak eğer “çarpık eşitlemenin” farklı alanlara yansıtılması çabalarına, evlilik adı altında çocukların çoklu istismarında, çocuk adalet sisteminde cezai yaş sınırının düşürülmesi tartışmalarında ve bir bütünen çocukluk tarifinin değiştirilmesine ilişkin politik hamlelerde de karşımıza çıkmaktadır. Bugün MEB’in verilerine göre MESEM’lere kayıtlı “öğrenci” sayısı 500 bini aşmıştır. MESEM’lerde, “bir gün okulda dört gün iş yerinde eğitim alma” mottosuyla “maaş ve sigorta” ve “iş garantisi” sloganlarıyla, sermayedarların/sermaye dostu iktidarın bir “memleket meselesi” olarak gördüğü bu uygulamayla çocuklar, haftanın 5-6 günü, günde 10-12 saat çalıştırılarak yoğun emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır. 2025 yılı içerisinde iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısının, 6’sı MESEM’lerde çalıştırılan olmak üzere, en az 94 olduğunu düşündüğümüzde, MESEM’ler ve çocukların işçileştirilmesinin bir çocuk kırımı düzeyine geldiğini görmemek mümkün değildir!

Mezkûr sloganlar ve mottolarla oluşturulan “iş garantisi illüzyonu” ve Türkiye’de derinleşen yoksulluğun neticesinde, MESEM’lerde en çok yoksul ailelerin çocuklarının bulunmasına ve doğalında, mevcut emek rejiminin temel amaçlarından olan, yoksulluğun nesiller boyu aktarımına yol açmaktadır.

Bir yandan “çocuk işçiliği” olgusu ile etkin bir mücadele ediyormuş algısı yaratmak için göstermelik projeler düzenleyen diğer yandan da MESEM uygulamasının yasal ve pratik zeminini oluşturan ve çocukların işçileştirilmesini teşvik eden iktidarın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir MESEM’deki iş cinayetinde yaşamını yitiren bir çocuğun ardından “MESEM’lerde kurallar net ancak olaylar bize uygulamada sorun olduğunu gösteriyor.” itirafında bulunarak sorunun özünü görmezden gelmeye ve kendilerini sorumluluktan azade kılmaya çalışmaktadır. Tüm bu çabalara karşın çocukların işçileştirilmesi de MESEM’lerdeki iş cinayetleri de bizzat bu iktidarın çocuk düşmanı politikalarının bir sonucudur.

Özcesi çocuk emeği üzerine kurulu bir sömürü düzeninin ve çağın tam ortasında olmamız sebebiyle çocuk ve çocukluk mücadelesi adil dünya idealimize giden yolda temel cephelerden birisidir. O sebeple “çocuk, ekmek, özgürlük” şiarımızı büyütmeli çocukların sömürülmediği bir ülke ve dünyayı inşa etme yolunda ilk adımı yarına bırakmadan şimdi atmalıyız!

Dem parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş

DEM Parti Çocuk Komisyonu Eşsözcüsü

Paylaşın