21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirmiş bulunuyoruz. Tarihin sonu geldi tezlerinin havada uçuştuğu 90’lı yıllardan bugünlere mücadele çeşitli yükseliş ve düşüş dönemlerini gördü. Gençlik bu yükseliş dönemlerinin hepsinde önemli rol oynadı. 2004 NATO eylemleri, 2008 IMF eylemleri, 2013 Gezi Direnişi ve 2015…
Fakat şunu söylemek gerekiyor ki bu örnek verdiğimiz eylemlilikler ve devamındaki yıllar aynı gençlik kuşağının ürünü değildi. Devrimci mücadelede hep 68′ ve 78′ kuşağı bir kuşak olarak konuşulur ancak 3 Mayıs 1988’de öğrenci derneklerinin kapatılması ve polislerin artan baskısına karşı gençlik bir eylemler silsilesi yaratmış, akabinde 90’larda yeniden örgütlenen TDH açısından bu bir maya görevi görmüştür. 90’larda oluşan parti ve derneklerde örgütlenen 98′ gençlik kuşağı özgüvenli, cesaretli, fedakar ve yaratıcı yanlarıyla mücadelede doğal önderliği kazanmış oldu. Bu kuşak kendisinden daha genç olan ama mücadelede en az kendileri kadar mahir olan 2008 kuşağı ile NATO eylemlerinden, IMF eylemlerine, Gezi Direnişi’nden Rojava Devrimi’ne kadar mücadelemize ışık oldular. 2015-2017 dönemi ise devletin, TDH’yi bitirme, yok etme saldırılarıyla geçen, kimileri için bir geri çekilme kimileri için ise bir yenilgi dönemiydi. 2018’e geldiğimizde üniversitelerde ve sokaklarda gençlik mücadelesinin eski eşiğine gelmesi bir hayal, bir düş olma noktasına dönüşmüştü. 2021’de ne kadar Boğaziçi Direnişi’nin gençlik mücadelesine bir hareketlilik getirdiği söylenilse de devrimcilikle-aktivistlik arasında muğlak bir durum oluşmuştur. Bunda pandeminin de önemli bir etkisi oldu. Hemen hemen 2 yıl boyunca eğitimin uzaktan olması, sosyal yaşamın sıfıra inmesi ve her şeyin dijital olanının öne çıkarılması mücadeleye oldukça zarar verdi.
2018 ve civarlarında mücadeleye dahil olan insanların gerek beslendiği kültür gerek motive olduğu şeyler önceki kuşakta gerçekleşenlerdi. Zorun rolü gözle görülür olmaktan gün geçtikçe uzaklaşmış fakat hafızalarda hala canlılığını koruyordu. Yazımızın asıl ilgilendiği gençlik kuşağı ise 2023 seçim döneminde mücadeleyle tanışan veya o dönem ve sonrasında politikleşen gençler. AKP karşıtlığında buluşan toplumsal kesimler 2024 1 Mayıs’ında ve 2025 Saraçhane eylemlerinde çeşitlilik gösterdi. Belirli bir sayıda arkadaş gençlik mücadelesine adım atmış olmasına rağmen kitlenin büyük bir kısmı bu örgütlülüğün dışında yer aldı. Bu gençliğin kendi tercihi olarak düşünülmemeli, bu durum on yıllar içinde devletin egemen sınıf ideolojisinin gençliğe empoze ettiği bir durumdur. Örgütlü mücadelenin, sosyalist siyasetlerin öcüleştirilmesinin sonucuydu. Politik sosyalizasyon, mevcut sömürü düzenini meşrulaştırılan ve gençliği “uysal özneler” haline getiren bir hegemonya aracıdır. Genç kuşakların zihinlerinde sınıfsal tahakkümün inşa edilmesine hizmet eder. Marx’ın dediği gibi “her çağda egemen fikirler egemen sınıfların fikirleridir.” Sosyalizasyon süreci, bugünün yarı zamanlı geleceğin tam zamanlı işçisi olan gençlerin kendi gerçekliklerini görmelerini engelleyip, burjuvazinin çıkarlarını toplumun genel çıkarı gibi sunar.
Politik sosyalizasyon, üst yapıda gerçekleşen bir süreçtir. Ancak bu süreç ekonomik altyapı tarafından şekillendirilir. Üstyapının (okul, aile, medya vb.) temel görevi, altyapıdaki sömürü düzeninin devamını sağlayacak itaatkar bireyler yetiştirmektir. Louis Althusser, politik sosyalizasyonun nasıl işlediğini devletin iki ana aygıtı üzerinden anlatır. İdeolojik aygıtı daha fazla rıza mekanizmasını üretme yönünde işine yarar. Okullar modern kapitalizmde en güçlü politik sosyalizasyon aracıdır. Biyoloji dersinde evrimsel sürecin kolektif bir mücadele ve dayanışma yönlerini silikleştirip, güçlü olan ayakta kalır zayıf olan yenilir mottosuyla bireyciliği, bencilliği öğretir. Gerçekte ise olay “ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan.” şeklindedir.
Aynı konuda Gramsci hegemonya kuramıyla bu konuya derinlik sağlar. Kapitalist sistemin doğal, değişmez ve en iyi sistem olduğu anlatılır. Medya ve popüler kültür, bireylere tüketim alışkanlıklarını ve bireyci yaşam tarzını aşılayarak kolektif sınıf bilincinden uzaklaştırır. Medya bir kültür endüstrisi oluşturur. Gençliği apolitikleştirir, eğlence ile uyuşturur ve sistemin sorunlarını bireysel başarısızlıklar olarak gösterir.
Bu yaratılan mevcut politik sosyalizasyon sürecinde genlik üzerinde “yanlış bilinç” yaratılır. Gençlik, kendini sömüren sistemi savunur hale gelir. Bu gelecekte patronun da giderleri çok fazla gibi ifadeler ile su üzerine çıkar. Bu döngünün kırılması anca karşı-sosyalizasyon veya daha çok kullandığımız üzere hegemonya mücadelesi ile mümkündür.
Saraçhane eylemlerinde gençlik kitlelerinde gördüğümüz, “seküler” dünya görüşüyle soslanmış olarak önümüze yeni nesil milliyetçilik diye sürülen zırvalıklar egemenlerin yarattığı politik sosyalizasyondan başka bir şey değildir.
Burada değinmemiz gereken asıl konu, bu bahsettiğimiz ekipler ve toplulukların sağ cenah dışında sözüm ona solcularda karşılık bulmasıdır. Yeniden hortlatılmaya çalışılan Doğan Avcıoğlu düşünceleri ile ulusalcılık, gençliği devlet solcusu olmaktan bir adım öteye götürmeyecektir. İki kitlenin de attığı “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” sloganları bir çıktı olarak önümüzde durmaktadır.
Burada bir televizyon programında bu slogana dair yorum yapan Bülent Uluer’e ve 78′ kuşağına kulak vermemiz gerekir. “Bilmem kimin askerleriyiz…Gençlik kimsenin askeri olmak için devrimci, solcu, sosyalist olmadı. Gençlik kimsenin askeri olmamak için devrimci, solcu, sosyalist oldu.”
Faşist AKP-MHP iktidarı ile mücadele ettiğimiz gibi bir yandan da kendi “mahallemizde” ideolojik mücadeleyi büyütmeli, ısıtıp ısıtıp önümüze konulan işe yaramaz pratikler ve yanlışta ısrardan kurtulmalıyız. Eski kadrolar belirli şeyleri ezberlemişler devamlı olarak onları tekrar ediyorlar. Devrim olan Rusya, Çin, Vietnam gibi ülkelerde devrimi yapan kadroların bile devrimden bir süre sonra karşılık bulamadıkları ve yeni kuşakların çözüm yeteneğiyle önlerine geçtiği görülmüştür. Böyle bir devrime tanık olmayan bu topraklardaki gençlerin geçmişin aynı taktikleriyle başarıya ulaşamayacağı su götürmez bir gerçektir. Aynı derede iki kere yıkanılmayacağını artık öğrenmiş olmamız gerekiyor.
Marx, Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’inde “İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ancak bunu istedikleri gibi yapmazlar; kendi seçtikleri koşullar altında değil, zaten var olan, geçmişten gelen ve aktarılan koşullar altında yaparlar.” diye söyler. Genç arkadaşlarımıza çağrımızdır. Gelin mücadelede inisiyatif alın hep beraber gençliğin kendi kültürünü, kendi medyasını, kendi alternatif eğitim süreçlerini örelim.
68′ kuşağında Sinan Cemgil’in ODTÜ’de kullandığı “hocam” kelimesinin tüm üniversite gençliğinde yayıldığı gibi biz de bugün, hem dilimizde hem bilincimizde proleter devrimciliği beraber yaratalım. Şimdiki zamanı gelecek zamana feda etme indirgemeceliğine girmeden hem bugün için hem de güzel yarınlar için bir adım öne çıkalım.
