Nereden başlayacağını bilmediğinde yapacağın en iyi şey, bir yerden konuya girmektir. Eminim, daha özlü bir sözdü beklediğiniz. Ben, size tıpkı bu söz gibi her şeyiyle müthiş olmayan ama çok değerli hikayemizden bazı kısımları anlatmaya çalışacağım. İçinde bol neşe, bol hüzün, bolca kız kardeşlik olan. Bu anlatılan bizim hikayemiz.
Şu sıralar T.C. işgali altında olan, Serekaniye yakınlarınlarındaki Cizire kantonunda bulunan ilk noktamıza ayak bastığımda, sıcak bir Ağustos ayıydı. Herkes gibi ben de bir enternasyonalist olarak devrime katılmanın, emperyalizmin son vahşet sürümü olan IŞİD’e karşı savaşacak olmanın, bir de ne zamandır görmediğim yoldaşları görecek olmanın heyecanını yaşıyordum. Dış kapıdan içeri girdim,o sırada nöbetçi olan yoldaşla selamlaştım, daha sonra askeri eğitimde ağır silahla sürüneceğimiz,canımız çıkana kadar koşacağımız alanı cahilliğin verdiği rahatlıkla,korkusuzca adımladım. Kapıdan girdiğimde ilk gördüğüm, ay gibi yüzüyle Göze oldu. İkinci yüz de bir diğer canım, ciğerim kadın yoldaşımdı. Bir iki adım attım, kalakaldım. Zaten onlar çoktan boynuma atlamışlardı. Sarıldık, öptük , kokladık. Onlara nasıl hitap edeceğimi sordum. Göze’yi artık Aynur diye çağıracaktım. Başlangıçta zor gelse de sonraları alıştık birbirimize başka isimlerle seslenmeye. Hepsi güzel isimler almışlardı. Aynur ismi ise Göze’ye tam oturmuştu. Bir iki dakika boyunca mutluluk, heyecan ve özlemle, saçma sapan gülerek sarıldık. Derken bir diğer kadın yoldaşımı daha gördüm, onunla da sarıldık. Biraz sonra o kadın yoldaşın komutanımız olduğunu öğrenecektim. Artık, Kadın Özgürlük Gücü ve Göze’nin esprileri tarafından teslim alınmıştım .Tüm yoldaşlarla selamlaştım, bazıları ile tanıştım. Mehmet yoldaşla zor ama şimdi hatırlayınca bir o kadar komik bir sohbetten sonra hoş gelmiştim, hoş görmüştüm. Şimdi düşünüyorum da ne şanslıydım. Ne güzel ne sıcak bir karşılamaydı benim için, bir kadın için buralarda. Yoldaşların, sohbetin sıcaklığı bir yana buraların sıcağı da sıcak hani. Elbette bir de yakarcalar (sivrisineğin minimize olmuş hali).
Kadın mangasında uzun bir sohbet sonrası uyuyalım dedik, ne mümkün. Sabah olduğunda hepimiz ayrı yerlerde uyandık. Herkes için sıradan benim içinse oldukça mühim bir gündü. Zira ilk eğitim günümdü ve yine o kadar şanslıydım ki eğitimimi Aynur verecekti. Tarihte küçük, ikimizde ise büyük bir andı. Aynur elime ilk ferdi silahımı verdi. Kendi silahıydı ki benim için büyük bir şerefti. Aslında, elime ilk silah alışım değildi bu. Yıllar önce, şehirde yine Aynur vermişti ilk kullandığım tabancayı. Hatta sök-tak pratiği yapmak için bir tuvalete girmiş, silahı sökmüş ama parçaları geri takamadığımız için epey zor anlar geçirmiştik. Nihayet silahı toplamayı başardığımızda çok büyük bir şey yapmış gibi sarılmış, sevinçten kendimize has dansımızı yapmıştık,o küçücük tuvalette. Dışarıya çıktığımızda ise insanlar, iki kadın tuvalette neden o kadar süre kaldığımızı sorgular gözlerle bize bakmış, biz ise çoktan onların homofobik bakışlarını neşeli adımlarımızla geride bırakmıştık. Şehirde ilk mermi atışımı ise İmran ile yapmıştım. Boş bir arazide, hava kararınca, şarjörü boşaltmış ve gece bekçileri gelmeden oradan hızla kaçmıştık. Sonra bu ve benzeri anılarımıza neredeyse boyumuza gelen silahları taşırken çok gülmüştük.
İmran, güzel yüzlü çocuk,yoldaşım ne iyi gelmiştin sen bize, buralara.Yetmedi vaktimiz daha cok is yapmaya, daha çok gülmeye…
Her ne kadar daha önce silah görmüş, kullanmış ya da taşımış olursan ol, özgür topraklarda eline aldığın ilk silah farklıdır. O silahın adı; Suphi olur, Aziz olur, Mehmet Ali olur…
Sanıyorum, bahsettiğim noktanın, tüm yoldaşlar için değeri ayrıdır. Ancak bizim için, yani kadınlar için yeri çok farklıdır. Bu alanlarda kadınlar olarak, en güçlü olduğumuz yer orasıydı. Sayının çokluğundan değil, tüm kadınlar bir arada olabildiğimiz son yer olması açısından en güçlü anılarımız, oraya, o mangalara, satırlara, spor alanına ve nöbet çatısına dairdir. En keyifli, lady’s night’ larımızı o mangalarda yaptık. Bedenen en çok, o parkurlarda zorlandık. Ah o satırların dili olsa…
Bir bir o noktada toplandık, birer birer gittik, yittik. Biz bir grup kadın, çok ayrı, çok aynı. Bir grup eli silahlı, gözleri ufukta kadın; can alan, can veren ve bahara inancını yitirmeyen kadınlar; biz. Kadınların Özgürlük Gücü olmak için, evleri başlarına yıkılan kadınlar için, bombardımandan yalın ayak kaçan, pazarlarda satılan, tecavüze uğrayan kadınlar için en güzellerimizi, canlarımızı verdik.
Toprağı ilk çatlatanımız oldu Cemre; kanı en delimiz, zeytin karamız, canomuz. Geldiği yerin, hakkını verenimiz. Bu savaş, kolay alamadı Cemre’yi bizden. Cemre, Menbiç’te, düşmanı alnından vurup öyle gitti aramızdan. Rengini, buralı kadınların fistanlarına verip gitti. KÖG, ilk kez, bir kız kardeşini toprağa verecekti, binlerce kadın taşıdı Cemre’nin tabutunu, kafalarında Cemre’nin en sevdiği yemeniyle.
Biz kadınlar, biliriz esas güç ne bilektedir, ne kasta. Biliriz, güç; iradedir, ideolojidir ve yoldaşlıktır. Bunun hayatımızdaki karşılığı İdil. Boyuyla, kilosuyla küçücük bir kadın… Düşünün ki, bir seferinde, onun ayak numarasına uygun ayakkabı bulamayıp, çocuk ayakkabısı göndermişler. Hem de arkası ışıklı, hani çocukken ‘ayağın yanıyor’ esprisi yaptıklarımızdan. İdil, küçüğümüzdü evet ama girdiği her ortamda gücün erkekçe tanımını yıkar, duruşuyla, ideolojisiyle herkesi hizaya çekerdi. İdil demek, Zahide demek, Zahide demek İdil demek şimdi. Cömert, Cihan demek, ana demek,türkü demek.
Ne çok şey var söylenecek. Zahide; tesbih severlerin korkulu rüyası, bana has sakarlığı ile belalım. Nasıl yaptığını çözemediğim şekilde, üzerime koca kapıyı düşüren, kimyasalla elimi yaktığında canı benden çok yanan Zahit,Zahidem. Mutfak görevlisi olduğu günler, tüm yoldaşları doyurma azmi ile kavgasındaki azmi bir olan, her ikisine de aynı ciddiyetle yaklaşmayı başaran, tiz sesi şen, kahkahasıyla istemsiz öne çıkan, farkettiğinde, yüzünü allar basan kardeşim. İdil’le omuz omuza yürüdüler, ölümsüzlüğe. Yoktu tarihlerinde teslimiyet, nitekim bunu dosta da, düşmana da çok iyi gösterdiler. Cemre’den aldıkları gücü bastılar şarjörlerine ve giderken kız kardeşliğin en güzel resmini çizdiler.
Çok cephe gördük buralarda, çok savaştık. Bazen şehirlerinde bazen çöllerinde. Çölde, her doğa olayı ayrı bir zulümdür. Bir simülasyonun içinde gibi hissedersin; sıcağı leş, soğuğu pistir. Bir taş, hafif bir yükselti, hayat kurtarır. Tuvaletin geldiyse ve ezilen cinse mensupsan, bazen gözden kaybolacağın bir yükselti için çok uzun mesafeler yürümen gerekebilir. Ama en kötüsü fırtınadır. Gözlerini açamazsın. Devrim mücadelesinin prototipidir adeta. Zordur, zahmettir. Rüzgar, hep aynı yöne esmez çölde, tek ağaçtırsın gelir gider sana vurur. Dallarını kırar, savurur.
Ceren, ne güzel bir öğreti hepimize, ne olursa olsun kuşatmak sevgiyle, anlayışla, dayanışmayla dostu, yoldaşı. Bir doğum gününü, malzemede yoksul, manzarada zengin bir çadırda başbaşa kutlarken, ikimizde biliyorduk, bu yaşananlar hiçbir şeydi. Çok yaralanacaktık daha. Ne hüzünlü, ne güzel anlardı. Ölümsüzleşmeden birkaç gün önce, yaralanmıştı, hafifti. Sardım yarasını, temizledim. Bilemiyor insan, keşke diyor; gücüm yetse, daha büyük yaraları sarmaya. Sarılmak önemlidir, arkadaşlar iyidir. Giden bizden, canımızdandır.
Yetmez saatler, günler, yıllar. Dosta sarılmanın, yoldaşa kavuşmanın sonu yoktur. Canım, ciğerim, dostum, yoldaşım, bacım, Aynurtom. Dokunsan ağlayacak, dokunsan kahkahayı basacak… Özgür olana sevdalı, sevdası deli kadın. O kadar zaman, ne ağladık, ne güldük be. İçimde bir yangın, beni göğsünde uyutan kadın. Deli deliyi gözünden tanır, tanıştık, tutunduk birbirimize. Ayrı yerlerden gelmiştik ama aynı şekilde ezilmiştik. Bazı insanlar vardır, anlaması güç, çözmesi zaman alan.Öyle derinlikliydi Aynur. Aramızda en iyi müzik dinleyen, çok iyi yaptığı taklitlerle kadın gecelerinin aranan ismi. Zekasına, kavgasına, fikrine hayran olduğum yoldaşım. Mehmet yoldaşın en iyi öğrencisi, bize savaşmayı öğreten, cephelerde komutanımız. Aynur’u anlatması zor bana. Dolu dolu yaşadığım dostluğum.
Aynur’u son görüşümdü, çok ağır konuştuk. Bu gerçekle yaşıyor herkes burada. Sıramız her an gelebilirdi, biliyorduk. Sözler verdik birbirimize, söyleyene kolay, dinleyene eziyet. Önce gidenin saçlarını, geriye kalan kesecekti. O kesecekti benimkileri, olmadı. Hazırlanmak mümkün değil böyle şeylere, soğuktu, buz gibi. Bir tek Ankara’nın soğuğunu sever, elleri çok üşürdü arkadaşımın. Bunu düşündüm, nöbetlerde yaptığımız gibi ısıtmak istedim. Sonra, kestim saçlarını, tuttum sözümü. Koymadım karanlığa, toprağın altına. Çiçekler koydum yerine, yaşlarımı koydum. Bir ağıt yaktım içimden, tabutuna kuş koydum. Şimdi, birlikte güldüğümüz her şeye, biraz hüzün bırakıp gitti. Benim diğer yanım, arkadaşım. Nesini diyeyim, her dostluk eşsizdir. Çok zor anlatması bazı şeyleri. Dilin gitse, kalem yazmaz. Öyle güzellikler var ki, daha çok anlatılacak. Zaman, onları artık yaşlandırmayacak.
Günler ağır, yıllar ne çabuk geçiyor. Havada bir mermi, yüzde çizgi, saçta ilk beyaz. Evet buralarda çabuk büyüyor çocuklar ve hızlı yaşlanıyor insan. Savaş, zulüm çok açık buralarda. Doğrudan ve tepeden tırnağa erkek. Savaş, öyle bir şey ki, attğın kurşunun nedenini unutturur insana. Öyle bir vahşet, erkek ve acı kuşatması. Zor olan aklını tutmak, aklında tutmaktır. Yani, ideolojiye ve yoldaş eline yapışmaktır çaresi.
Bilinsin; biz buralarda sadece savaşmadık, olanca kadınlığımızla savaştık. Ne kan, ne bizi saran öfke ne de egemen erkek akıl bizi esir alamadı, aklımızla oynayamadı. Hamdık,piştik,yandık. Çok yendik, çok yenildik. Esas olan ise, biz bu mücadelede rengimizi kaybetmedik. Alı mora kattık, moru ala çaldık. Birbirimizi doğurduk, birbirimizi büyüttük. En çok kanatan, en sıkı saran olduk. Savaşmayı ve yaşamayı birlikte öğrendik. Çok keyifli vakitler geçirdik. Haberler hep iyi gelmez, bir de hava soğuksa hiç çekilmezdi. Bir özgürlük çayına hasret mi ölecektik, kalktık bir çay demledik. Sezen’le hüzünlendik, Nazan’ı hep sevdik.
Onlar, üzerlerine düşeni yaptı. Bu yola çiçekler ve bir irade bıraktı. Biz, geriye kalanlar, heybemizde çokça acı, bir dolu anıyla bu yolu yürüyeceğiz. Dostun yükü ağırdır, ama bir kere nasıl sırtlayacağımızı öğrendik. Olur ya sendelersek biliriz, dengemizi sağlayacak yoldaşlarımız gelir ardımızdan, yüzleri farklı, gülüşü bize benzeyen. Belki bizim menzilimiz yetmez ama o kurşun hedefini mutlaka bulur, buna inanır ve buna güveniriz.
Cemre, İdil, Zahide, Ceren ve Aynur, bu mücadeleye güzelliklerini verdiler ve biz en güzellerimizi verdik bu mücadelede. Şimdi ve daima, anıları yüreklerimizde yürüyeceğiz. Kadınların kurtuluş mücadelesini, onlardan öğrendiklerimizle, büyüteceğiz. Adları, direnen tüm kadınlara çağrı olmaya, silahları hesap sormaya devam edecek. Dağlarda, şehirlerde ve zindanlarda patriyarkaya ve faşizme direnen tüm yoldaşlara , ‘bu meydan bizim’ diyen, gücünü özgürlüğünden alan ve bize güç veren kız kardeşlerimize, ablalarımıza, kadınlara sevgiyle,saygıyla ve hasretle.
Kaynak: Komün Gücü
|
|
|
