Bazen en iyi seçenek mantıksız gibi görünendir!
“Dalların sevdası düşmüş toprağa
Umutlar sığmıyor meydanlara
Gözlerinde umut yüreğinde aşk
Bağdaş kurar mısın soframa” Adnan Yücel
Bu yazıyı yazarken Helin Bölek’in ölümsüzlük haberi geldi, yazıyı onunla açmak istiyorum ve eminim ki bu şiiri herkes Grup Yorum sesiyle okumuştur. Gençliğimizin her anı onların şarkılarıyla doldu taştı ve ölümsüzlerimize adandı. Helin Bölek’in ölümsüzlüğü ile bir kez daha devrimcilere neden ‘ölümsüzdür’ dediğimizin kanıtı oldu. Milyonlarca insanın yıllardır dinlediği şarkılara ses olan Helin, bugün o milyonların ağzından çıkan ‘ölümsüzdür’ sloganıyla hayat buluyor. Helin şahsında bütün ölümsüzleri bir kez daha yanı başımızda hissettik. Onlara ses olduk, onlara atan kalp olduk, onlara yüz olduk ve en güzeli de anılarıyla beraber toprağın altına girmedik. Yeryüzünün en güzel insanları anılarıyla beraber toprağın altına girmezler, binlercesi yeryüzünde onları yaşatır ve herkes gibi o da öyle oldu. Yeryüzünün sokakları, onun gerçek sahiplerinin gelişini kutlamaya hazır olduğunu hissettirdi. Sokaklar kollarını açtı devrimci gençliği kucaklıyor. Yeryüzü, yerin altını unutturmuyor. Ona ve onlara saygıyla…
Devrimci gençlik, koronavirüsü salgınının olduğu bu süreç veya buradan sonra gelişecek olan bütün süreçlere damgasını vuracak olan bir pratiğin bugün provasını yapıyor. Sokağın tek adres olduğu, direnişin, hayatı durdurabilmenin ve mücadelenin de kazanımlarının ancak buradan olduğu hiç unutulmamıştı. Yapılan prova, mücadele yöntemlerinin her zaman değişime açık olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Pandeminin hala hızla yayıldığı şu günler kaybedecek bir şeyi olmayanların neler yapabileceklerinin de ön görülemeyecek olduğu günlerdir. Salgın ve işsizlik/yoksulluk arasında ki gelgitlerin hangisinin daha ağır bastığı ortadadır. Devlet, ülkenin her bölgesinde bu salgını emekçilerin, gençliğin, kadınların ve topyekun halkın üzerine basarak fırsata çevirmek için var gücüyle çalışmaktadır. Adına önlem denilen herşey patronlar içindir. Fabrikada üretim yapmak istemeyen işçilerin dövülmesi, Sağlık Kurulu’nun üretim yapılabilir açıklaması ve patronun ‘buna rağmen kendini tedirgin hissedenler varsa çalışmasın. Çalışmak isteyenler çalışsın’ diyerek ölüm tehditi seçenek olarak sunuldu. Büyük şehirler ve bunlara ek olarak Zonguldak’a giriş çıkışların yasaklanması bu kentlerin emekçi yığınların bulunmasıyla alakalıdır. Türkiye burjuvazisi en çok sömürüyü bu kentlerde yani büyük şehirlerde yapmaktadır. Ve bu şehirler kapitalist sömürü için büyük bir hinterlanttır, bizim için büyük bir mücadele ortamıdır. Bu şehirlerde veya ülkenin tamamında yapılanları anormal veya ‘bunu nasıl yaparlar’ diyerek karşılayamıyoruz. Çünkü sınıfsal bakışımız bunu yapmalarının olağan olduğunu göstermektedir.
Bunlarla beraber, devlet emekçilere bu ve benzeri yöntemlerle saldırırken benzer üst yapısal ve fiziki saldırılarını gençliğe yöneltmektedir. Yurtların bir gece yarısı karantina alanlarına çevrilmesi, eğitimin online ortama çekilerek aslında internet erişiminin ve teknolojik imkanların eşitsizliğinin bir kez daha ortaya çıkması, EBA TV’de izlettirilen görüntüler, evine dönmek isteyenlere yüksek fiyatlara bilet satılması, bursların kesilmesi, ücretsiz izinle iş atmalar vs. Bunlar hızlıca sayılabilecek örneklerdir. Devlet bunları yaparken muhtemelen insanların salgın korkusuyla sokak eylemine geçmeyeceğini düşünüyor. Başta işçi sınıfı ve beraberinde gençlik evde kal çağrıları ile bunu yapabilmenin imkansızlığının çelişkisini yaşam özgürlüğüne saldırılar olarak hissetmektedir. En başta da gençlik öfkesini cesaretle sokağa yansıtacaktır. Mücadele tarzı farklılık gösterebilir ama hayatı durdurma gücü hala mevcuttur. Ayrıca, sizce de bu dönemde hiç kimse temel ihtiyaçları için ‘keşke’ deyip kendince özgür, eşit ve adil bir ülke ve dünya hayal etmiyor mudur? Ev kiraları, faturalar, ulaşım, sağlık ve yiyecek harcamalar yani yaşamsal her şey bugünün ana gündem konusudur. Bu keşkelerin hayalleri şu an sadece sosyal medya ortamında hayat bulmaktadır. Hayatın realitesi bu keşkeleri sanal ortamdan çıkaracak büyüklüktedir, peki ama devrimci gençlik o ‘keşkeleri’ nasıl reel hayata geçirecektir? Bu pandemi ortamında kitleler sokağa nasıl çıkacaktır ve hayatı durduracaktır? İşte hikaye tam da bu noktada başlıyor, mantıksız gibi görünen ama sadece mantıksız hissettirilmek istenen cümleler hayatın gerçek akışı olmaya başlıyor.
Dünyayı döndüren sınıf mücadeleleridir. Toplumlar binlerce yıldan beri, erken devlet döneminin sonrası daha baskın ve keskin olarak, egemen sınıflar ve onların içindeki kliklerin mücadelelerine veya ezilenlerin onlarla olan mücadelelerine şahit oldu. Ezilenlerin devrimci şiddeti yeri geldi kazandı yeri geldi kaybetti. Yıllar öncesinden bugüne kadar verilen mücadele yöntemi bugün aynı kuralla hayat buluyor. Kendin gibi olan ile dayanışmak! Tarzları elbette farklı ama bir sorun daha var ki o da başka bir sınav oluyor Türkiye devrimci hareketi ve devrimci gençlik hareketi için. Dayanışmalıyız ama nasıl sorusu tek başına kalırsa yetersiz, birilerine kalırsa kifayetsiz oluyor. Çünkü salgın günlerinde iktidarın hegemonyası içine giren bir sivil halk dayanışmasına katılmak gerçekler perdesini aralamamaktır. Birileri, geçmişte çok güzel olacak diyenlerin peşine de takıldı şimdilerde ise EvdeKal çağrılarına devletten daha çok sahip çıkıyor. Tek başına kalırsa yetersizdir, çünkü bugün Türkiye burjuvazisi de dayanışma çağrıları yapmaktadır. Zenginlerin özel araç ve her türlü imkanı bulunan evlerinden yaptıkları çağrı ile sadece emek gücü ve kolonyası olanların aynı çağrıya sahip olması mümkün değildir. Bizim için dayanışma ile çağrı, Gezi Komünü’nden öğrendiklerimiz ve daha fazlasıdır. Yani o gün başta Taksim Meydanı olmak üzere diğer şehir meydanlarında eksik bıraktığımız işlerdir.
Kimle ve nasıl dayanıştığımızın bilincindeyiz. Yoksulluk almış başını giderken, 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirilmiş iken hangi insan mecbur değilse sokağa çıkar? Market alışverişini kastetmediğimize göre en temel mecburiyet, çalışmaktır. İnsanlar bu yüzden sokağa çıkıyor. Devlet üstüne üstlük daha sonra ’18-20′ yaş çalışabilir diyor. Bu göz göre göre işçilerin ve gençlerin ölüme gönderilmesidir. #EvdeKal çağrısı ile yoksulluğun mecburiyeti, kapitalizmin sömürü mantığının birebir örtüştüğü bir çağrıdır. Kapitalizmin kendisi gibi tezatlıklar içeriyor. Evde kalmaya mecbursun çağrısı nasıl bir oksimoron cümleyse evde kalalım ama nasıl olacak sorusu da bir noktadan onu açabilecek kilittir. Evsizler, bu dönemde çalışamadığı için işsiz kalan gençler ve yine milyonlarca emekçi evde kal çağrılarının imkansız olduğunu fazlasıyla bilmektedir. Sorunun çözümü için dilden dile yayılan ama bir türlü sokağa yansımayan değiştirici devrimci gücü nasıl bir atılımla mümkün kılacağız ? İktidar bugün alkışladığı sağlık emekçilerine ek olarak yarın hangi sektör işçilerinin alkışlanmasını isteyecek? Üstelik bütün bunları yaparken ‘koronaya karşı milli görevimiz’ demeyecek mi? Dayanışmak görevimiz ama bir fark var. Biz mücadele ediyoruz ve palyatif çözümlerle devletin istediği ve onun güdümünde olan bir dayanışma ağı içerisine girmiyoruz. Mücadele pratiği ile kesin ve sonuç alıcı bir alternatif/komün yaratma göreviyle karşı karşıyayız. Mahallelerde, üniversite ve lise gençliğiyle, fabrikalarda… hayatın olduğu her yerde bu komünün bugünden adımını atabilmek bir fırsattır. Çünkü bu komünün kendisine uygun bir ‘yasallık’ anlayışı vardır. Sistemden geleceğini ve yaşamını alabilmek için yapacağı her şey daima meşrudur. Sol’un ve devrimcilerin veya örgütsüz birinin devrimci bir özgürlük gücü eyleminin meşruluğunu tartıştırmayız çünkü her yer ve an’da yapılması gerekendir, yapılmıştır.
Devrimci görevlerimizin kifayetsiz bir anlam taşımaması için bugün yine devrimci gençlik içerisinde bir ideolojik ve pratik önderlik olması gerekmektedir. Bunun ilacı birleşik gençlik zemini içerisinde mevcuttur. Sol’a mensup gençlik hareketlerinin bir kısmı hala nasıl bir yaşam içerisinde olduğunu bilmezmiş gibi bugünleri de hayatın normal akışı içerisinde sürdürmek istemektedir. Bir kısmın yenilgi hissiyle bezenmiş ruh haliyle bir kurtarıcı beklediği ortadadır. Hatta bu dönemde yine evde kal çağrılarını en çok önemseyenler de bu cenahtan çıkmaktadır. Çünkü bu bile devlet gücüne karşı bir karşı koyuşu aklına getirmeyip sadece teşhir yapmakla yetinenlerin bu salgın birgün bittiğinde ‘sizi biz kurtardık’ demesi için yeterlidir. Burada Türkiye devrimci gençlik hareketinin en önemli sorunlarından birisi ortaya çıkmaktadır. “İdeolojik ve pratik önderlik”. Geçmişte her şeyin çok güzel olacağının rüzgarına kapılanlar bu önderliği alamayacaktır. Çünkü bu bir sınıflar savaşıdır, kafa sayısı savaşı değildir. Bu yanılgının en büyük panzehiri ideolojik ve pratik anti-faşist ve anti-kapitalist birleşik gençlik zeminidir.
Cesaret, bugünün ve her anın parolasıdır. Kopuşun ve atılımın her saniye yeniden-üretiminin gerçekleşmesi üstümüze yüklenmeye çalışılan ablukayı abluka altına almakla mümkündür. Dünyadaki en kötü şey, yapabilecek iraden ve gücün olduğunu bilirken, beklemektir. Belirsiz ve bir şey yapmadan geçirilen bir bekleyişin kimseye bir şey kazandırmayacağını bilirken, korkunun ve kaygının da beraberinde gelebileceğini bilmek gerekmektedir. Umudun korkuyu hapsetmesi toplumsal anlamda ‘rüzgarı arkana aldırman’ demektir. ‘Aldırmak’ diyoruz çünkü o da bir iradi göstergedir. Dayanışma ve ablukayı kırma birbiriyle paralel ilerleyen süreçlerdir. Başta birleşik gençlik zemini olmak üzere, planlı ve sistematik ilerleyen bir süreci örgütlemek, faşizme ve kapitalizme karşı büyük bir avantaj sağlanmış demektir. Bunun için özgürlüklerimize olan saldırılar için mücadele başlatılmalıdır. (En başta da yaşam özgürlüğü ve akademik- demokratik- siyasal talepler yer almalıdır)
Komün bütün cesaret eylemlerinin vücut bulduğu yapıdır. Evsizler için işgal evleri kurmak, ev sahibine kira ve devlete fatura ödemeyi reddetmek(hatta tam da bu paragrafı yazarken bir sağlık emekçisinin evinden atıldığı haberini gördüm), burjuvazinin bize satışa sunduğu ama aslında bizim olan ne varsa onları kamulaştırmak , alternatif ve eşit-ücretsiz sağlık birimlerinin kurulması, devrimci ve demokrat güçlerin halkın öncü kurumlarını oluşturup doğru haberler almasını sağlamak, grevler örgütlemek ve grev alanlarını korumak, … vb. Ayrıca bu örnekler gerçekleşirken de devletin saldıracağı mahallelerimizi korumak için en dinamik güç başta gençlik olmak üzere bu komünün asli görevlerindendir. Devletin ideolojik aygıtlarıyla zihinlerde ‘olmazı’ öğrettiği bu sistemde tam da olması gereken, yapılması imkansız ve mantıksız gibi görünen her şeydir. Dinamik gücümüz ve cesaretimiz mantıksızı hayata geçiren, imkansızı olduran bilinç ve eylemlerimizdir. Salonlara sıkışan ve kendi varlığı bile başta gençlik kitleleri için bir açmaz olan bir yapıyı kabullenmemek bu öncüleşmeyi yaratmak demektir. Yapılmazı yapmak için herkesin gözü önünde yapılacak bir var ediş, bir aktif direniş, bir çemberin kırılışı… Bu zamanlarda yapılması gereken şey, cesaret ve biraz delilik.
Anti-faşist ve anti-kapitalist gençlik zemini ülkemizde geniş bir zemin bulabilecek öncel imkanlara sahiptir. Birleşik gençlik hareketi kendisini ideolojik ve pratik önderlik pozisyonuna derhal geçirerek kurumsallaşmalı, kampanyalar örgütlemeli ve komünler kurmalıdır. Bunun günün ihtiyaçlarına binaen bir araya geliş değil, kazanım ve zaferlerin stratejik bel kemiği olduğunu bilmeliyiz.
Özgürlüğe cesaretimizle ulaşacağız!
5 Nisan 2020
