Avrupa Devrimci Demokratik Komün İnisiyatifleri (ADDKİ) 1 Mayıs açıklması yaptı.
ADDKİ tarafından yapılan açıklamada tüm ülkelerde sağlık bahanesiyle engellenmeye çalışılan 1 Mayıs’ın bu sene işçi sınıfının gücünü-birliğini göstermek ve örgütlü bir mücadeleyi yükseltmek için daha önemli olduğu vurgulanarak ; krizlerin faturasını ödemeyi reddedenlerin, ‘faturayı patronlara ve iktidarlara keselim’, ‘kapitalist saldırganlığa dur’ diyenlerin eylem günü olacağı vurgulandı.
ADDKİ “Ya Barbarlık Ya Sosyalizm” şiarıyla 1 Mayıs’ı iş yerlerinde, sokaklarda ve mahallelerde en güçlü şekilde örgütleme ve her yeri 1 Mayıs alanına çevirme çağrısı yaptı.
Açıklamanın tam hali ise şöyle;
Kadın ve erkek İşçiler, göçmenler ve toplumda tüm ötekileştirilenler,
Dünyamız pandemi ve derinleşen ekonomik kriz ortamında 2020 yılı 1 Mayısını karşılıyor. 2000’lerde içine düştüğü derin krizi atlatamayan emperyalist-kapitalist sistem, Korona krizini kullanarak savaşı bir üst boyuta yükseltip krizine çözüm bulmaya çalışıyor. Emperyalizmin temsilcileri kendi ağızlarıyla, bugünleri 1.ve 2. Emperyalist Paylaşım Savaşlarıyla kıyaslıyorlar ki, bu büyük ölçüde doğrudur. 2000’lerden bugüne alınan tedbirler, çıkartılan bölgesel savaşlar, Afrika, Asya ve Güney Amerika’nın yoksul halklarının iliklerine kadar sömürülmesi, yüz milyonlarca insanın topraklarından göç ettirilmesi, açlık ve hastalıklarla kırıma uğratılması bu krizi atlatmalarına yetmedi, yetmeyecektir.
Doğu Avrupa’nın eski halkçı/sosyalist ülkelerinin sömürgeleştirilmeleri de yetmedi. AB’nin “çeper ülkeleri” olarak ifade edilen Portekiz, İspanya, Yunanistan ve hatta 4. Büyük ekonomisi olan İtalya’nın ekonomilerinin yağmalanması, işçi sınıflarının yarattığı değerlere el konulması ve onlarca yıldır bu ülke emekçi sınıflarının sırtlarına kemer sıkma paketleriyle Alman ve Fransız emperyalistleri tarafından yüklenen ağır bedeller de bu krizleri atlatmalarına yetmedi, yetmeyecektir de.
Emperyalizmin bu yapısal kriziyle cebelleşip çözümler bulmaya çalıştığı/ çırpındığı koşullarda Korona salgını ortaya çıktı/çıkarıldı. ABD bunu kullanmak istiyor. Çin’e, Rusya’ya ve hatta bir ölçüde rakip olarak gördüğü Avrupa emperyalistlerine karşı uygulamaya başladığı hibrid savaş hamleleriyle rakiplerini yıkıma uğratma bu olamıyorsa da en azından geriletmeye çalışıyor. Elbette ki emperyalistler ve finans oligartları arasındaki bu çekişmelerin yükü her zamanki gibi dünya halklarının, kadın ve erkek işçi sınıfının ve diğer yoksul kesimlerin sırtına yüklenecektir. Bu konu da istisnasız sistemin bütün aktörleri hem fikirdirler.
Rusya ve Çin’e karşı doğrudan bir silahlı müdahaleyi göze almayan ABD ve NATO bileşenleri, bölgesel savaşlardan daha yüksek ve geniş kapsamlı bir şekilde Korona krizini devreye sokarak fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Trump, Johnson, Bolsonaro, Netenyahu, Orban, Erdoğan ve daha birçok ismin kişilik bozukluklarından, kişi olarak şiddete eğilimlerinden kaynaklandığı sanılan saldırgan, sınır tanımayan terör ve baskıcı dengesiz jargon ve söylemlerinin arka planında yatan esas olarak bu emperyalist savaş gerçekliğidir. Bu saydığımız kişiliklerle yer yer kendi basınlarının bile dalga geçmesi ve onları birer patolojik vaka olarak sunması (Hitler örneğinde de bunu yapmışlardı), emperyalist saldırganlığın yapısal-sistemsel temellerini gizlemeyi hedeflemektedir. Kaşıkçı, Süleymani cinayeti, Lula’nın tutuklanarak Bolsonaro faşistinin iktidara taşınması, Maduro(Venezuella) ve Morales’e(Bolivya) karşı düzenlenen ve hala süren yer yer kontra silahlı güçlerin de kullanıldığı komplolar; bütün bunlar bu planların hayata geçirilmesine dönük hazırlıklardır, acımasız ve pervasız bir şiddeti gündeme aldıklarının açık ilanıdır.
Emperyalist devletler arka arkaya trilyon dolarlık/euroluk adına yardım dedikleri kurtarma paketlerini açıklıyorlar. Bu paketlerin tümü, işçilerin ve yoksulların sağlığının korunmasını değil, Tekelleri ve tekelci finans kapitali, emperyalist sistemi kurtarma paketleridir.
Krizin Faturası Ödemeyeceğiz!
Kadın ve Erkek emekçiler, göçmenler,
Emperyalist-kapitalist sistem, yapısal krizlerinin faturasını sömürgeleştirdiği ülkelerin emekçilerine ve dünya halklarının sırtına yükleyerek hafifletebilir ama bu krizlerinden tamamen kurtulamaz.
Bu nedenle;
Çağrımız siz yerli ve göçmen kadın ve erkek işçileredir. Çağrımız siz evlere pizza, makarna servisi yapmak zorunda olanlaradır. Çağrımız posta ve paket taşımak zorunda bırakılan siz kuryeleredir. çağrımız siz spargel tarlalarında çalışsınlar diye mevsimlik işçi olarak özel vagonlarla getirilip, izole barakalarda yaşamak zorunda bırakılan tarım işçilerinedir. Çağrımız; hastanelerde çalışan sağlık emekçilerinedir. Çağrımız siz süper marketlerde raf dolduran, kasada duran, fırınları açık tutan satış elemanı olarak çalışan işçileredir. Çağrımız; siz işsizlere, emeklilere, engellilere, kalacak bir evleri olmayanlara, kısacası evde kalsalar açlıktan ölecekleredir.
Sarı, işbirlikçi, aristokrat sendika bürokrasisi bu dönemde de emperyalist tekellerin hizmetinde olduklarını gösterdiler. Sosyal-şoven iki yüzlü sendika ve partilerden bir beklentimiz olmamalı. Sarı sendika bürokratlarının ve reformistlerin düzen sözcülüğüne soyunarak sizlere yaptıkları “evde kalın” çağrılarına uymayın. 1 Mayıs gibi, sınıfımızın birlik, mücadele ve zaferini sembolize eden tarihsel öneme sahip bir günde işçi ve emekçilerin Finans-kapitalin yeni saldırılarına karşı “eve kapanmaya” değil sokakları fethetmeye gereksinimi vardır. Savaş hazırlıkları yapan finans kapitalin hizmetindeki devletler dikensiz gül bahçeleri isterler. O yüzden bütün bu “evde kalın” çağrıları aynı zamanda büyük tarihsel mücadelelerle kazanılmış temel demokratik haklarımızın kısıtlanmasını hedefleyen bir programın deneme adımlarıdır. Bu çağrılara itibar etmemeliyiz!
Sağlık sisteminin reforme edilmesi, ilaç sanayinin devletleştirmesi vb. gibi talepler, sadece refomist talepler olmanın ötesinde sistemin kurtarılması amacına hizmet eden taleplerdi. Bu sektörlerde zaten krizler vardı. Kriz gerekçesiyle kurtarma adı altında devlet tarafından finanse edilen tekeller bir kez daha kamusal kaynaklar aracılığıyla ihya edilirken, bir yandan da sağlık sektörü bütün bir alt yapısıyla savaş düzenine sokulacak. Sık sık sağlık ve satış elemanı olarak çalışan siz emekçilerden “cephenin en önündeki kahramanlar” diye söz edilmesi de bu sektörlerde çalışanları ve halkları militarist hazırlıklara alıştırma amaçlı propagandadan başka bir şey değildir.
Bu zorlu dönemde mütevazi fakat devrimci bir kararlılığın devamı olarak kurulan, Avrupa Devrimci Demokratik Komün İnisiyatifi olarak diyoruz ki;
- yüz yılın başındaki gibi önümüzde iki seçenek var. Ya sosyal demokrasinin ihanetini tekrarlayarak paylaşım savaşlarına onay verip faşizmin dünya çapında hegemonyasına gidecek yolu açacağız ya da Devrimci Komünistlerin yolunu takip ederek Emperyalist savaşa karşı devrimci savaş diyerek yeni Sovyetler yaratacağız. Bu, bugün bizim ellerimizdedir.
Bizler Emperyalist merkezlerde yaşayan yerli, göçmen kadın ve erkek işçiler ve ötekileştirilen en alttakiler olarak, sarı sendika ve reformist partilerle aramıza kalın bir çizgi çekerek radikal işçi grupları, anti faşist ve anti emperyalist yapılarla birlikte direnişi yükseltmeli, emperyalist saldırgan cepheyi içeriden zayıflatarak bu savaş ve sömürü düzenini işlemez hale getirmeliyiz.
Türkiyeli ve Kürdistanlı kadın-erkek devrimciler, yurtseverler, işçi- emekçi göçmenler olarak elbette bir gözümüz ve aklımızın bir parçasıyla da Türkiye ve Kürdistanı izliyoruz. Oradaki sınıf kardeşlerimizin ve halklarımızın faşizme karşı yürüttüğü özgürlük, eşitlik ve ekmek kavgasına omuz vermek sorumluğuna sahibiz. AKP-MHP-Ergenekon ittifakı dışarıda Libya’ya, Suriye’ye, Kürdistan’a yönelik işgal politikası yürütüyor. İçeride ise Kürt ve Türk halklarımıza, devrimcilere, Alevilere ve Kadınlara ve bir bütün olarak ötekileştirilenlere karşı dizginsiz bir terör uyguluyor. Her açıdan meşruluğunu yitirmiş bu faşist rejimin yıkılması Türkiye ve Ortadoğu halkları açısından elzemdir. Bu görev kadınıyla ve erkeğiyle Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler, yurtseverlerin ve proletaryasının omuzlarındadır. Bu sorumlukla davranmak ve bu devasa görevi layıkıyla yerine getirmek için Devrimci öncü kurmaylığının kurulması ve büyütülmesi günün en yakıcı acil görevidir. Bu krizi bu şekilde ancak fırsata dönüştürebiliriz.
Bütün emperyalist, kapitalist, faşist devletler her zamankinden daha büyük bir pervasızlık içerisinde zenginlerin çıkarlarını korumak için bizleri her gün ölüme, fabrikalara, atölyelere göndermekten geri durmuyor. Ancak söz konusu meydanlar, sokaklar olunca 1 Mayıs’ı engellemek için sağlık bahanesine sarılıyor. Böylesi bir süreçte 1 Mayıs’ı karşılamak; işçi sınıfının gücünü-birliğini göstermek ve örgütlü bir mücadeleyi yükseltmek her zamankinden çok daha büyük bir önem kazanmıştır. 1 Mayıs; krizlerin faturasını ödemeyi reddedenlerin, ‘faturayı patronlara ve iktidarlara keselim’, ‘kapitalist saldırganlığa dur’ diyenlerin eylem günü olacaktır. İş yerlerinde, sokaklarda ve mahallelerde “Ya Barbarlık Ya Sosyalizm” şiarıyla 1 Mayıs’ı en güçlü şekilde örgütleyelim. Sosyalizmin kızıl rengini 1 Mayıs günü her tarafta tüm insanlığa gösterelim. Her yerin 1 Mayıs alanı olduğunu herkese bir kez daha hatırlatalım. Tüm coşkumuz ve tarihin bize yüklediği mücadele azmi ile bulunduğumuz her alanda 1 Mayıs’ı dosta da düşmana da hissettirelim.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!
Avrupa Devrimci Demokratik Komün İnisiyatifi
Nisan 2020
