AKP hükümetinin anti-Kürt savaş politikaları, öncelikle Kürtleri, onların temsilcilerini ve örgütlü güçlerini vursa da, bundan özellikle Kürtlerle yan yana duran sol/sosyalist hareketler de nasibini alıyor. Bu hareketlerden biri de Devrimci Parti. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de AKP hükümetinin 7 haziran sonrası hız verdiği anti-Kürt politikalarla birlikte yoğun bir baskı, gözaltı ve tutuklama furyasıyla boğuşan Devrimci Parti’nin Genel Başkanı Musa Piroğlu ile konuştu. Partiye yönelik baskıları ve AKP hükümetinin anti-Kürt savaş politikalarını ve bu politikalarla birlikte ‘Başkanlık seçimlerine’ yönelik attığı adımları değerlendiren Piroğlu, sürece yönelik açıklamalarda bulundu.
- Muhalefete dönük ciddi bir baskı var. Bundan siz de nasibinizi alıyorsunuz. Partinizin üyelerine yönelik ciddi bir gözaltı ve tutuklama söz konusu. Neden siz de hedefleniyorsunuz?
Bizim partimize, HDP ve ESP’ye, bir bütün sola yönelik saldırıyı bütün siyasetin bir parçası olarak el almak lazım. AKP/ Saray başarısız darbe girişimini OHAL’in bir gerekçesi haline getirmiş ve OHAL’e dayanarak ülkeyi bir dizayna girişmiştir. OHAL altında bir referanduma götürdüler ülkeyi ve o günden bugüne binlerce insan işinden atıldı, gözaltına alındı, tutuklandı. Şimdi ise Efrin harekâtını Efrin’deki saldırı girişimini fiili bir sıkıyönetimin gerekçesi olarak kullanıyor ve ülke bir çeşit sıkıyönetimle yönetiliyor.
‘AKP ayakta kalmayı savaşta görüyor’
Ne yapmaya çalışıyor? Birincisi Efrin’deki savaşı bahane ederek hem içeride toplumsal muhalefeti kendi arakasında bir dizayna zorluyor, kendinden olmayanı düşmanlaştırarak düşman hukuku uyguluyor. İkincisi kendi içindeki olası çatlakları tamamen bitirmeyi umut ediyor buradan. Üçüncüsü de toplumsal sorunlar ve sıkıntıları savaş gerekçesi ile yok sayıyor. Şöyle düşüneceksiniz işgal harekâtı başlamadan önce 115 çocuğa tecavüz edildiği haberleri çıkmıştı, işçiler bedenlerini ateşe vermeye başlamışlardı. O günden bugüne havalimanı inşaatında 400’e yakın işçinin öldürüldüğü açığa çıktı. Çocuklara tecavüz artık bütün sınırları aşmış durumda ve bebeklere indi. Artık toplumsal vicdan ya da toplumsal ahlak diye bir şey kalmadı. Herkes utanç içinde yaşıyor. Şuan yapılan saldırının birinci kaynağı bu. Bir diğeri ise siyasal iktidar toplumu kendi tabanına veya kendisi ile beraber uyumlu muhalefet, sistem içi muhalefeti kendi arkasına sürmeye iteklerken, onların karşısında kalan bütün güçleri de ciddi bir şekilde diz çökmeye zorluyor.
‘Kürtlerin yanında duran bedelini öder!’
- Şu an kaç parti çalışanınız tutuklu?
Şimdi 50’den fazla parti çalışanımız cezaevinde. Ceza alan arkadaşlarımızdan birisi de Bedrettin Akdeniz’in annesi. Kobane sürecinde Rojava’da hayatını kaybeden arkadaşımızdı Bedrettin. Devlet, Türkiye sosyalist hareketine ve tüm toplumsal muhalefete şöyle bir mesaj veriyor. Bir; Kürt hareketi ile yan yana duranlar bunun bedelini ödeyecek diyor. İkincisi de devleti karşınıza almayacaksınız, siyasi çizgimize de itiraz etmeyeceksiniz diyor. Siyasi çizginizin şu anda kristalize olduğu yer savaştır, savaş da işgaldir. Ona itiraz etmeyeceksiniz, susacaksınız diyor.
‘Efrin saldırısı bir seçim hareketidir’
- Bu saldırılar bir seçim hazırlığı olabilir mi?
Efrin sadece Suriye’de bir işgal hareketi değil. Efrin aynı zamanda bu ülkedeki bir işgal hareketidir. Bir seçim hareketidir. Aynı zamanda Erdoğan’ın bir koza ihtiyacı var. Yoksul çocukların kanı üzerinde bir iktidar planı yapacak. Ve aslında savaş birebir bir seçim yatırımı olarak kullanıyor. İşte Abdulkadir Selvi en son açıkça itiraf etti. Oylarımız artı diye. Bunun benzerini Ankara katliamından sonra da yaptılar. Türkiye’de bütün egemen iktidarlıların ortak karakteri de kanın üzerinden, yoksul ve işçilerin üzerinden, ezilen hakların kanı üzerinden iktidarını devam ettirir. Şuan da bunu yapıyor. Sadece bu değil, normal bir koşulda yapılan uygulamalara bakarsak hepsi seçim havası çıkarır. Mazot indirimi yaptılar, şimdi mazot desteği vermeye başladılar. Çok ciddi teşvikler yapmaya başladılar. Esnafa büyük paralar akıtmaya başladılar. Kadro açtıklarını ilan ediyorlar, işte öğretmen, işçi alacağız diyorlar. Ve büyük oranda kendi tabanlarına bir para akıtmaya çalışıyorlar. Buradan da bir çıkış yapmaya çalışıyor. İşin ilginci şu savaş, Efrin’deki işgal hareketi, yatırıma rağmen hala kendilerini güvende hissedemiyorlar. İttifak yasasını da çıkardılar yetmedi, sandığı da rehin almaya çalıştı ama güvenemiyor.
‘Ne zaman sıkışsalar şovenizmi körüklüyorlar’
- Efrin saldırısı sadece bir gündem ötelemesi miydi?
Efrin’i işgal saldırılarını bir devlet politikasıdır. Ergenekon’u orada, İyi partisi orada, MHP’si orada, bütün Türk egemen zihniyeti birleşmiş durumda. Sermayesi de birleşmiş durumda. Efrin’deki saldırının iki üç boyutu var. Bir; Özellikle bu alanda ABD ve Rusya arasındaki çatlaklardan beslenerek bir yer kapma, bir alan doldurma ve bu alan doldurma üzerinden de Kürt hareketinin ve halkının kazanımlarını bitirmek üzerineydi planları. Efrin’le sınırlı kalır mı, onların niyeti burada sınırlı kalmamak. Saldırı sadece bir gündem kaydırma değil stratejik planın bir parçası. Hükümet burda ikinci bir adım olarak birkaç kuş vurma niyetinde. Yani şöyle bir birikimleri var. Ne zaman Türkiye’de hükümetler sıkışsa, ne zaman siyasal iktidarlar sıkışmış olsa ya da yeni bir yönelime girmek isteseler bunu Türk milletçiliğini, şovenizmi en tepeye çıkardıkları noktadan yürütüyorlar. Geçmişte de oldu, 6-7 Eylül’de de oldu, Kürt düşmanlığı Türkiye cephesinde en prim yapan şey olarak kullanılmaya devam ediyor.
‘Şiddet öfke de doğurur’
- Bütün bu olan bitenler, -baskı, şiddet, savaş, inkar, imha, yoksulluk, cinsiyetçilik, talan vb.- bir noktada toplumsal bir patlama doğurmaz mı?
Şiddet iki tane yansıma doğurur. Bir; şiddet uyguladığınız grup ya da kişiyi baskı altına alır, kimliksizleştirir ve pelte haline getirir. İki; şiddet öfke doğurur. Eğer dağıtamıyorsa, bunu teslim alıp çürütemiyorsa sadece öfkeyi biriktirir. Mesela sürekli anketler yayınlanıyor. İttifak yasası yapıyor. MHP’ye büyük tavizler veriyor. Kamuoyuna sürekli para pompalayarak taviz veriyor. Bütün bunlar gösteriyor ki AKP bunca şiddete, savaşa ve hoyratlığa rağmen kendi karşısındaki gücü ikna edebilmiş ya da arkasında kendine boyun eğdirebilmiş, diz çöktürebilmiş değil. Karşısında tam tersine dimdik duran bir yüzde 50’yi geçen bir taban var. Efrin savaşı aslında AKP’nin Kürt halkı ile bütün bağını kopardığı anlamına geliyor. Salt bir Kürt- Türk Milliyetçiliği üzerinden Kürt halkına seslenmeye çalışmaktan da vazgeçti, ezip onu çaresiz bırakmaya çalışan bir niyeti var. Zaten Bu Güney’deki referandum süresinde de açığa çıkmıştı.
‘İki blok arasında mevzilenerek alan buluyor’
- Türk devleti-AKP iktidarının uluslararası alanda yalnız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Şöyle bakıyorum, Cizre katliamı olurken, kuşatma altında iken yaralıları çıkarmak adına ambulans girsin diye HDP AİHM’e defalarca müracaat etti. Bu dönem aslında bu uluslararası kuruluşların gerçek sınıfsal kimliğini, emperyalist karakterini yani halkalara ve ezilenlere dönük düşman karakterini bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmasını sağladı. Almanya’yı düşünün. Bütün ihaleleri imzaladı para karşılığında. Ülkeyi şirket gibi yönetmek istediğini söyledi. Tüccar mantığını Türkçesi şudur; diyor ki ben bu piyasayı, ülkeyi tek başına ele alırsam, bütün muhalefetimi ezersem mecburen benimle iş yapacaklar. İkincisi ise esas olarak ülkelerin içine girdiği yeniden paylaşım sürecidir. 2 blok arasında; Çin, Rusya bloğu ile ABD ve temsil ettiği blok arasındaki çatışmada bir mevzilenme yaratarak yol yürümeye çalışıyor. ABD ve Rusya arasındaki iki tarafta Türkiye’yi bir şekilde diğerini rahatsız etmek için yâ da bölge politikalarında oyun bozucu olarak kullandığı için Türkiye bu alanda öbürlerinin desteğini ya da sessizliğini sağlıyor.
‘Türk devleti Kürtlere karşı demoklesin kılıcı gibi’
Çok çıplak gerçekler var. Dera Zor’da Rusya’ya bağlı paralı askerlerin Amerika ordusu tarafından vurulduğu gün Rusya hava savunmasını tekrar açtı. Ve Türk uçakları yoğun bir bombardıman yaptı. ABD Dışişleri Bakanı gelip Türkiye ile yakınız dediği andan itibaren bu sefer Suriye hükümeti yapmadığı kadar YPG’ye destek vereceğini açıklamak zorunda kaldı. İlginç bir şeydir Türkiye bu oyunda iki çatlak arasında oyun oynadığını görür gibi olduğu yerde bile aslında kullanışlı bir malzeme olarak iki tarafta Türkiye’yi kullanıyor. Orada belirleyici güç Kürt özgürlük hareketidir. Gerek ABD gerek Rusya Kürt özgürlük hareketini kendi yanlarına çekmek için Türkiye’yi demoklesin kılıcı gibi sallıyorlar.
‘AKP, Türkleri halklarla düşmanlaştırıyor’
Her iki tarafında Türkiye’yi aslında çok kullanışlı bir araç olarak kullanıyorlar. Bunu AKP ile yapıyorlar. AKP dışında hiçbir hükümet Türkiye’yi bu kadar kullanışlı bir araç haline getiremez. Ben AKP’nin savaşa mecbur olduğu inancındayım. Bu yüzden de bunu yapıyor ve bedelini kim ödüyor derseniz. Bedelini en başta Türkiye yoksulları ödüyor. Askerler ölüyor, bir nevi maaşına haciz koydular ve evlerine bayrak çektiler. Ama en fazla destekte oradan gidiyor. Yani savaşı onlar çıkardı ama faturayı yoksullar ödüyor. Tabi bu aynı zamanda Türk ve Kürt halkları arasındaki bağı da adım adım bitiriyor. Yan yana yaşama imkânlarını da hızla tüketiyor. Sadece Kürt halkıyla değil Türk halkını Ortadoğu’nun bütün halklarıyla düşman haline getiriyor.
‘Anti-Kürt konumlanmayla çoğunluk arıyor’
- ‘Cumhur ittifakıyla’ tam olarak ne yapmaya çalışıyor AKP…
Erdoğan ve AKP yukarıdan aşağı devleti ve toplumu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Yeni bir sermaye hareketi kendi kendine kuruyor. İnşaat ihaleleri ile hastane sağlık hizmetleri ile benzer bir dizi savaşla bir sermaye grubunu devlet eliyle güçlendirme çalışıyor. Öbür yandan da toplumu yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Bunun içinde Başkanlığı almak zorunda. Çünkü Erdoğan hükümeti bunun farkında. 7 Haziran’da bunu gördü. En ufak demokratik adım, çözüm yönünde atılacak en ufak barışçıl adım Sarayı götürecek. Kürt sorununa yönelik en ufak bir çözüm hareketi bu ülkedeki bütün soruların çırılçıplak açığa çıkmasını getirir. Gezi çözüm sürecinin ürünüdür. Yani Kürt hareketi silahını susturup devletle masaya oturmasaydı Türkiye’de gezi dönemi olmazdı. Bugün o gezi olmaz. Ne olursa olsun olmaz. O yüzden de bugün “Cumhur ittifakıyla” yapmaya çalıştığı şey esas olarak şu; Toplumu ikiye bölüyor ve Kürt düşmanlığını, şovenizmi bunun temel mihenk taşı haline getirmeye çalışıyor. Herkesi Kürtlerin yanına ya da Kürtlerin karşısına mevzilenmeye zorluyor. Bu mevzilenme ekseninde de kendi çoğunluğunu sağlamaya çalışıyor.
‘Daha fazla savaşı tırmandıracak’
Bu sahte mevzilenme üstünden seçimden çıkmaya çalışıyor. Tabi handikabı şu; Bu onu daha fazla MHP’ye yaslıyor. Bir sıkıntıda şu; Saadet Partisi’ni ikna edemiyor. Bu da sorulması gereken bir soru olarak duruyor. Ben iki yönden bakıyorum. Bir, bu kadar anket yapıyorlar ki Saadet de aynısını yapıyordur. Bir de Erdoğan’ın politikaları kendi tabanında özellikle de mesela Kürdistan’daki dindar kitlelerden bir rahatsızlık yarattığının farkında. O oyu alamayabilir. Kendisini de MHP ile o oyu alamayacağının farkında. İki Saadet de Kılıçdaroğlu’ndan daha dik duruyor. Bir yerlerden bir beklentisi olmazsa, bir büyüme çizgisine girmediğine inanmazsa onlarda bunu yapmaz. Doğal olarak Erdoğan’ın zayıf olduğunu onlar da gösteriyor. Bu yüzden de daha fazla savaşı tırmandırmaya çalışacak. Gazeteleri açmaktan usanır hale geldik hepimiz. Bu nedenle ittifak savaş, kan, sömürü, işsizlik, geleceksizlik, Kadınlara ölüm, tecavüz ve daha fazla zulüm dışında bir şey vaddetmiyor.

‘Çıkış HDP/HDK çizgisi’
Bu ittifakın karşısına çıkacak yegâne güçse tamda buradan beslenmek zorunda. Yani halkların eşitliğini sağlayan, Alevilerin, Kürtlerin, Sünnilerin ortak hayatını savunan, işçilerin sömürülmesine karşı mücadeleyi yükselten, demokrasiyi, laikliği ve anadilde eğitimi savunan bir yapının gündeme gelmesi gerekiyor ki sistemin içerisindeki muhalefetin bunu karşılama şansı yok. Bir HDP çizgisi var başkada bir çizgi yok. HDP çizgisi de karakteri de dindarla ateisti, sosyalistle bir başkasını yan yana getirebiliyor. Türk ile Kürd’ü yan yana getirebiliyor ve bu karakteri bu rengi verebiliyor. Bu aynı zamanda halka doğru örülmesi gereken yani HDK ile toplumsal muhalefetin bütünüyle örülmesi gereken bir dönemde gösteriyor. Başka çözümü yok bu ülkenin. O yüzden buradan çıkılacaksa bizle çıkılacak. Bizle çıkışta herhalde bu ülkede büyük mücadelelerin, devrimin, sosyalizmin yeşermesine yol açacaktır diye düşünüyorum.
‘Öcalan’a tecrit bu ülkenin temel meselesidir’
- PKK lideri Abdullah Öcalan böylesi bir dönemde ağır tecrit altında ne dersiniz…
Ben kendim hatırlarım Mandela’nın özgürlüğü için sol/sosyalist hareket olarak elimizden geldiğince işler yaptık. Biz Amerika’daki Kübalı tutsaklar için kampanyalar yürüttük. Abimael Guzman, aydınlık önderi tutuklandığında kampanyalar yürüttük. Biz, İrlanda’nın özgürlüğü için faaliyetler yürüttük. Türkiye sosyalistleri olarak İspanya’da Katalanların referandumunu destekleyip güneydeki Kürt halkının referandumuna itiraz edecek kadar haksızlığın içine girdik. Filistin’de Hamas’ı destekledik, Lübnan’da Hizbullah’ı destekledik. Ama ne zamanki Kürt meselesi, Abdullah Öcalan ve PKK devreye girdi başka bir yerde durduk. Çünkü devletin çizdiği çizgi oydu ve o çizgide mevzilendik. Oysa İmralı’daki tecrit bu ülkenin temel meselesidir. Niye derseniz çözüm süreci İmralı’daki görüşmelerin açılmasıyla başladı. İmralı’daki siyaset Türkiye siyasetinin özetidir. Oradaki baskı ne zaman arttı, tecrit ne zaman yoğunlaşmıştı ülkede aynı şey oluştu. İmralı çözümün kristalize olduğu yerdir. Ve Kürt sorunu bu ülkede tarihinde hiç olmadığı kadar Türkiye siyasetinin temel sorunu haline gelmiştir. Efrin’i, Rojava’yı, Türk devletinin bütün baskıcı karakteri savaş ve tecrit üzerinden ibarettir. O yüzden Sayın Öcalan’ın bırakın tecridin kalkması en ufak hafiflemede, yani görüşlerin yolunun açıldığı gün okumamız gereken şu olur; Hükümetin politikası değişiyor. İşte bize ödetilen faturaların özünde bunları söylüyor olmamız yatıyor.
‘Görevimizi yerine getiremedik’
- Peki büyük bir demokratik bir cephe mümkün müdür?
Toplumsal muhalefet çok uzunca bir süredir yani darbeden bu yana sürekli bir cephe arayışına girdi. Kimle konuşsam bir birleşik cephe tarif etti. Ama benim anladığım ve gördüğüm şey şu: Bir, gelmekte olanın acilliğini ve yoğunluğunu herkes aynı düzeyde hissetmiyor. Bu yüzden de hiç kimse bu cephede ortak bir hamle ve ortaklık görmek istemiyor. Büyük oranda sosyalist hareketin toplumsal muhalefetin büyük bir kısmı AKP’nin uluslararası bir müdahaleyle ya da bir seçim başarısızlığıyla iktidarı bırakacağına inanıyor. Bu yüzden de iki tane şey yapmak istemiyorlar. Bir, sokağa çıkmaları gerekiyorsa Kürt halkıyla yapacaklar, bunu yapmak istemiyorlar. Kürt hareketiyle siyasi olarak ya da mecliste HDP ile yan yana durmamak için mahsus yapıyorlar. İki, bedel ödemek istemiyorlar. O yüzden de cephe için işimiz çok zor. Nasıl kurabiliriz? Tartışmalarla kuramıyoruz. İki senedir deniyoruz. O zaman yapılması gerekeni halkın çoğu söyledi. Yan yana duran bütün güçler çıkacak sokakta ve politikada yan yana duracak ve bir cepheyi zorunlu hale getirecek. Yani ancak bir mücadele içinde bir cephe kurulacak. Yetişebilirsek, başarabilirsek bunu öreceğiz geçmiş değil. Sol Kürt halkıyla barışmak zorunda. Bedel ödemekten korkmamak zorunda, kendi özüne dönüp devletle mücadele etmeye başlamak zorunda. HDP’nin korkunç bir saldırı yaşadığı koca bir ilki yaşadı. Kürt halkı en ağır saldırılarını yaşadığı bir dönem yaşadı. Şehirler yakıldı, insanlar bodrumlarda, mahallelerde diri diri yakıldı, öldürüldü, katledildi. Ve bunu televizyonlarda canlı seyrettik. Seçilmiş belediye başkanlarımız tutuklandı, belediyelerimiz yakıldı. Parti başkanımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklandı. Milletvekillerimiz tutuklandı. Benim aklım hakikaten almadı. Sur’un yakılması korkunç bir şeydir. Biz o dönemde sokağa çıktık ve binalar, insanlar yakılırken yalnızdık, Kobane’de de yalnızdık, şimdi Efrin’de de yalnızız. Bunu büyütmek gerekiyor bu cephede. Bu cepheyi sokaklara çıkarak kadınlara işçilere anlatarak büyütebiliriz. Ama bu kolay olmaz. Toplumsal mücadeleyi büyüterek yapabiliriz. Yapmazsak en başta bedeli biz ödeyeceğiz, sosyalistler ödeyecek. Bizim ayrı durmamız, bizim mücadelenin içinde olmamız, Kürt özgürlük hareketiyle, HDP ile yan yana durmamız bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü HDP’nin bileşenlerine düşen görev Türkiye halklarına, Türkiye bileşenlerine bunu anlatmak olması gerekiyor. Biz şimdiye kadar bu görevi yerine getiremedik. Biz de bunu başarmak için uğraşıyoruz. Devlette başarmayalım diye sürekli bizi nefes alamaz hale getirmeye çalışıyor.
Kaynak: ÖDG
