Gündem

Kobane Serhildanı’ndan Cenga Haftanin Direnişine – İmera Fera Yeşilgöz

AKP-MHP faşizmi işçi sınıfı ve ezilenlerin iradesinden duyduğu korku ile Türkiye’de, Kürdistan topraklarında ve daha birçok bölgede baskı, sömürü ve işgal politikalarını sürdürmektedir. Ülke içerisindeki her krizi, kendi iktidarı için fırsata çevirmek isteyen egemenler yolun sonuna geldiklerini iyi bilmektedirler. İşçi sınıfı ve ezilenlere zulüm ekenler fırtına biçeceklerdir.

Korona virus ile devletin sağlık, ekonomi ve eğitim sistemlerinin çürümüşlüğü büyük dalgalar ile kıyıya vuran çöpler gibi ayyuka çıkmıştır. Eğitim sistemi aşamalı olarak durmuş, sağlık sistemi yetersiz kalmış, ekonomi çökmüştür. Devlet sisteminin köhnemişliği artan vaka sayısı ve ölümlerden açığa çıkan işsizlikten, kadına yönelik işlenen suçların ulaştığı boyutlardan gözlemlenebilmektedir. Yönetenler halklar nezdinde başarısız olmuştur. Korona virus süreci Lenin’in sözlerini doğrulamaktadır. “Yönetenler eskisi gibi yönetememektedir, yönetilenler eskisi gibi yönetilmek istememektedir.” İşçi sınıfı ve ezilenler Gezi direnişinden bu yana korona virus süreci ile yeniden görmüşlerdir ki bu devlet ezenlerin devletidir.

İktidar yaşanılan sürecin faturasını işçi sınıfı ve ezilenlere kesmektedir. İş bulmaya dahi kapı komşusundan aldığı borç para ile giden işsiz işçiye binlerce lira para cezası kesmektedir. Halkın sofrasına koyacak ekmeği yok iken, sokaklarda artık yemek toplarken, iktidar- özelde hazine ve maliye bakanı “güçlü ekonomi” naraları atmaktadır. Maskeniz düştü beyler!

Dünyanın her yerinde kadın cinayetleri ve kadına yönelik işlenen suçlar artarak devam etmektedir. Kadınların kendilerine ilişkin her türlü hakkın öncelikli sahibinin erkekler olduğunun varsayılması, kadına yönelik her türden şiddetin önünü açmaktadır. Erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki iktidarı, başka iktidar ilişkileri ile bir arada çok uzun süredir, hayatın bütün alanlarına yayılmış ve yaşadığımız toplum biçimine yön veren bir egemenlik. Kadınların baskı altına alınışını olağanlaştıran bir çok etken var.

Ülkemizde, Aleyna’lar katledilirken, Deniz’ler, Nisa’lar şiddet görürken, İpek’ler tecavüze uğrarken, erkek devlet İstanbul sözleşmesinden çekilmeyi gündemleştirmiştir. Ülkenin her yanından kadınlar patriyarkal kapitalizme, faşizme karşı yaşam haklarını, kazanılmış haklarını korumak için sokaklara çıkmışlardır. Kadınların direnişi, erkek devlete geri adım attırmıştır. “İstanbul Sözleşmesi mor çizgimizdir” diyen kadınlar Bell Hooks’un “Kız kardeşlik güçlüdür” sözlerinin eylem hali olmuşlardır. Erkek devlet, kadınların mor adaletinin enselerinde olduğunu hissetmelidir!

Tacizciyi, tecavüzcüyü koruyan devlet, kendisinden olmayanı terörist ilan etmeyi sürdürmektedir. Adil yargılanma talebi ile ölüm orucuna giren ve ölümsüzleşen avukat Ebru TİMTİK’in cenaze töreninde, İstanbul Barosu’nda asılan pankart baş faşist Erdoğan ve şurekası tarafından terör ve terörist propagandası olarak değerlendirilmiştir. Terörle ilişkilenen avukatların da avukatlıktan men edilmesini “önermiştir.” Erdoğan’ın “önerisi” bir kaç gün içerisinde yasalaşmıştır. Bu yasa ile muhalif birçok avukat hiç kuşku yok ki soruşturmaya uğracak ve birçoğu mesleklerinden “terör propagandası” gerekçe gösterilerek men edilecektir.

Erdoğan, kendinden olmayanı yok etme politikasını siyasetten sanata, hukuktan askeriyeye tüm alanlara uygulamaktadır.

AKP-MHP faşizmi;

Ülke içerisini baskılar tutuklamalar ile “kontrol altında” tutmaya çalışırken, sınır ötesi, askeri ooperasyonlar ile işgal politikalarını sürdürmektedir. Rojava’dan İdlip’e, Güney Kürdistan’dan Libya’ya, Akdeniz’e kadar çatışma üretmektedir. “Gösterişli” isimler verdiği operasyonlarının seyri istedikleri gibi gitmemiş, ağır yenilgiler almışlardır.

Haftanin’e başlattığı işgal saldırısında Türk ordusunun, özgürlük gerillalarının, karşısında pençe-kaplan değil, kağıttan kaplan oldukları bir kez daha görülmüştür. İşgalci Türk ordusunun kullandığı tüm teknik ve psikolojik savaş yöntemlerine karşı şehit Heval Yeşilgöz yoldaşın söylediği gibi, gerilla en büyük cevap olmuştur. Türk ordusu anlattığının tersine ilerleme gösterememiştir. Gerillanın direnişi karşısında ağır kayıplar vermişlerdir.

Haftanin, Kuzey-Güney- Rojava üçgeninde çok stratejik önemdedir. İşgalci Türk ordusunun yönelimide bundandır. Kuzey’le Güney’i birbirinden koparmak istemektedir. Haftanin’i işgal ederek Rojava’ya da hakim olmayı hedeflemektedir. Cenga Haftanin direnişi kazanımların sonuna değin savunulacağının göstergesidir.

Son mermisine kadar çatışan, teslim alınmamak için kendisini yaralı olarak Xantur’un kayalıklarından sonsuzluğa bırakan Rustem yoldaş, düşmana sayısız kayıp verdiren Esmer yoldaş, bombalarını düşman mevzilerinde patlatan Goran ve Çekdar yoldaşlar tek başına iki silahla bir tepeyi tutan Zeryan yoldaş Cenga Haftanin direnişinin oluşturucularıdır.

Bu süreç bizlere Kobane Serhildanlarını anımsatmalıdır. Aç kurtlar ağızlarını açmış “Kobane düştü düşecek” diyerek beklerken, Arin Mirkan yoldaş işgalcileri kendi bedeninde patlatarak, zaferin habercisi olacak eylemini gerçekleştirmiştir. Kobane yalnızca Kobane’den savunulmamıştır. İzmir’den, Mersin’den, Ankara’dan, İstanbul’dan savunulmuştur. Türk, Arap, Kürt, Alevi… tüm halklar ve ezilenler Kobane Serhildanları ile sokakta “Biji Berxwedana Kobane” sloganlarını haykırmışlardır. Sınırlar boyu insanlık zincirleri oluşturulmuştur. Kobane’nin kesin zaferine değin ülkede ve bölgede tüm alanlar Kobaneleşmiştir. Çünkü Kobane insanlık dirinişiydi, kara bayraklılara karşı renklerin savunusuydu.

İşçi sınıfı ve ezilenler, tüm dünya halkları, kadınlar, gençler;

Kobane’nin Işid’i, bugün Haftanin’i işgal etmektedir. İşgalci Türk ordusunun, AKP-MHP faşizminin yürüttüğü sınır ötesi operasyonlar bölge halklarına ve halkların yaşam değerlerine, kültürlerine gerçekleştirilen saldırılardır. Yürütülen teknik savaş sonucu gerçekleştirilen hava saldırıları, bölge halklarının yaşam alanlarını yok etmektedir. Türk ordusunın Haftanin’de ve diğer sınır dışı bölgelerinde yürüttüğü politikaların tek tanımı işgaldir.

Haftanin’i olduğumuz yerde faşizme karşı savunmamız gerekmektedir. Cenga Haftanin direnişi, Kobane serhildanları gibi, faşizme ve onun işgal politikalarına karşı seferberlik çağrısıdır. Türkiye devrimci güçlerinin, Kürt Özgürlük Hareketi ile Birleşik Devrim mücadelesi temelinde halkların mücadele birliğinin mevzisidir.

Devrimciler yalnızca faşizmin işçi sınıfı ve ezilenler için daha fazla zorbalık, sömürü ve işgal olduğunu belirtmekle yetinmez. Zaferi garantileyen, tereddütsüz ve kopmaz bir şekilde ona bağlı olan ve o yolda ileryen kişiye devrimci denir.

Halk düşmanı güçlerin yenileceği Türkiye ve Kürdistan’da, dünyada birçok örnekle ispat olmuştur.

Zalimlerden daha cüretli olmayanın, zalimlerle savaşmayı göze almayanın zaferi kazanma şansı yoktur. Faşizme karşı devrimci savaşta işçi sınıfının, halkların ve insanlığın kaybetme ihtimali yoktur. Çünkü faşizme karşı devrimci savaş tüm insanlığın kurtuluşunun bir parçasıdır.

Bu anlamda Rojava Devrimi’nin, Medya Savunma Alanları’nın ve tüm özgürlük alanlarının faşizme karşı savunulması ÖZGÜRLÜK GÜÇLERİ’nin devrimci sorumluluğudır. Birleşik devrim bayrağı Özgürlük Güçleri mevzilerinde, Ulaş’laşan gerillaların ellerinde yükselecektir.

ÖZGÜRLÜK GÜÇLERİ gerillaları, faşizmi yıldırım gibi çarpacaktır.!

İmera Fera Yeşilgöz

Paylaşın