Umut Özel – Hasan Gezgin
Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin “kayyım” Melih Bulu’yu istifaya çağıran eylemleri birinci ayını geride bıraktı. Bugün için üniversitenin Güney Kapısı’na yaptıkları eylem çağrısı önce İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı, ardından kampüs ve ona çıkan tüm yollar polis ablukasına alındı, meydanı gören binalara keskin nişancılar yerleştirildi. Buna rağmen rektörlük önü başta olmak üzere birçok noktada öğrenciler direnişlerini gözaltılara rağmen sürdürdü.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine uygulanan yasaklar, cihatçı bir grup için geçerli değildi. Tıpkı toplanma yasaklarından AKP kongrelerinin muaf olduğu gibi. Anadolu Gençlik Derneği (AGD) isimli bu oluşum cihadist ve nefret içerikli sloganlarla polis koruması altında İstanbul Üniversitesi önünde eylemlerini gerçekleştirdiler. Bugün “kayyım” rektör şahsında iktidara yönelik gerçekleşen öğrenci eylemlerinde 100’ün üstünde genç işkence edilerek gözaltına alındı. Gözaltı saldırıları içerisinde en dikkat çekeni ise Etiler’de yaşandı.
“Aşşağı bak aşağı, toplu yürüme” tehdidi ile bir öğrencinin üzerine yürüyerek saldıran İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Muharrem Yazgan, kişinin bakış yönüne göre “suç” icat ederek gerçekleştirdiği saldırıda emrindeki grubun amiri olarak onlarca öğrenciye işkence edilerek gözaltına alınmasının da yolunu açmış oldu. Amirlerinin “cesurca” müdahalesi diğer polisleri de cesaretlendirerek, işleyecekleri suçlarda hesap vermeyeceklerine olan güvenle işkencede birbirleri ile yarıştılar. Gözaltına alınan onlarca öğrenciye polis otosunda da işkence uygulandığı görüntülere yansıdı. Görüntülere yansıyan başka bir şey ise öğrencilerin her türlü baskı altında dahi direnişlerinden vazgeçmediği gerçeği oldu.
Muharrem Yazgan, daha önce de HDP Milletvekili ve Devrimci Parti MYK Danışmanı olan Musa Piroğlu’na yönelik saldırıda yer aldığı kameralara yansımıştı. Yazgan, Piroğlu’nun tekerlekli sandalyeden düşürülmesinde yine çevresindeki diğer polislere öncülük ederek görevini icra etmişti. Yine kamuoyunda çokça tartışılan, açlık grevleri için sokağa çıkan tutuklu ailelerine yönelik hapishane önünde, hakaret içerikli ve saldırgan tavırların uygulayıcısı arasında yine Yazgan’ın yer aldığı görülmekte.
Yazgan’ın açık “suç” içeren bu eylemleri, onu polis teşkilatı içerisinde yükselten nişanelere dönüşmüş durumda. 2020 yılında il içi görevlendirme ile emniyet müdür yardımcılığına getirilen Yazgan’ ın, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası cemaatçi polislerin tasfiye edilmesinden boşalan yerlerin, AKP’nin yeni ittifakı MHP’nin doldurması üzerine önü açılan ve emniyette MHP kadrolaşmasını sağlayan kişilerden biri olduğu basına yansımıştı. Ayrıca Yazgan hakkında başka bir iddia ise Avrupa’da yasaklanan ülkü ocaklarının organizasyonunda ve yönlendirilmesinde “derin” görevler üstlendiğidir. Yazgan’ın önceki görev yerlerinde ülkü ocakları ile yakın ilişkileri, ziyaretleri, kent üzerine istişareleri yerel basında sıkça yer bulan haberler arasında görülmektedir.
Özellikle saraya karşı gelişen kitle eylemlerinin kritik anlarında, seçtiği hedeflere yönelirken boy gösteren Yazgan adeta bir “derin” görevi icra eder gibi davranmakta, işkencenin ve kötü muamelenin başlatanı olarak görülmektedir.
Gazetemizde yer alan bu haber muhtemeldir ki; “görevi başında bir memuru hedef gösterme” nedeni ile yasaklanacak, sansüre uğrayacaktır. Oysa Yazgan’ı haber konusu haline getiren içerik, onun “maaşlı bir memur olarak görev yapması” değil, tüm kamuoyuna yansıyan “derin” görevlerini icra etmesine ve işkence suçunu işlemesine rağmen iktidarca neden ve niçin korunduğunun teşhiridir.
