Umut Yazıları

Buradayız! Biz kazanacağız – Cemali Koçer

Faşizm kendisini inşa ederken, kurumsallaşma adımlarının hız kesmeden atarken bir yönüyle bütün kurum ve kişilikleriyle birlikte rıza kültürünü inşa etmeye kalkışırken bir yönüyle de bunun tek çözüm olmadığını bildiğinden kaynaklı dönemin ortağı Işid ile birlikte kitlesel katliamlar gerçekleştirirken, zor aygıtlarının tümüyle sokağın sesini kısarak, karşısında duranı her ne neden ile olursa olsun ezmek, toplumsal dinamikleri harekete geçirecek, karşı-devrim ittifakı karşısında konumlanan birleşik mücadele güçlerinin bileşenlerini ve devrimcileri tasfiye operasyonuna soyunmuştu.  Bu süreci bir düzeyde olsa başarı elde ederek devam ettirebildi. Bir yanda faşizme karşı düzen içi siyasetin kanatlarının altına girerek geri çekilen bir odak açığa çıkarken, bir yandan da bütün öngörü ve hazırlıklarına rağmen yetersiz kalan ancak yine de savunma da ya savunmanın bir adım geri adımında durmayı bir kez dahi düşünmeden var olan imkân, olanaklarını seferber ederek faşizm karşısında birleşik bir hatta odak yaratımının öncülüğünü ve fedakârlığını gerçeğe çıkaranlar oldu. 

Bu süreçle birlikte politik özgürlüklere saldırı, yaşam alanlarına yönelik saldırılar, kültürel soykırımın daha da açığa çıkması toplumsal anlamda öbek öbek direnişleri açığa çıkararak faşizmin süreklileşme hamlesinin önündeki barikatları düşük düzeyde de olsa kurmuş oldu. Öğrencilerin yaşam alanlarının kısıtlanması, okulların rant ve faşizmin kültür, sosyal ve siyasal yaratım alanına çevrilmesi, barolara saldırı gerçekleştirerek hukuk alanında ki değişimini tamamlamaya dönük operasyonu, bir türlü elde edemediği yerel yönetimleri özellikle ırkçılık zemini üzerinden meşruluk yaratma çabaları ile HDP Belediyelerine kayyum atayarak ve bunu daha sonrasında diğer belediyelere de yaygınlaştırarak teslim almak istemesi başarısızlık elde ettiği her alana direk cepheden saldırması aynı zamanda cepheden bir karşı koyuşu yaratmış oldu. Yani kısacası kendini katliamlar, tutuklamalar üzerinden var etmeye çalışan faşizm bu süreç içerisinde defalarca tökezleyerek var olan krizin derinleşmesi ve yüzeye çıkmasını engelleyemedi. Aynı paralellikte karşısında konumlanmaya başlayan ve bütün coğrafyaya hâkim kılmaya çalıştığı korku iklimini kendi renkleriyle bir gökkuşağına dönüştürerek yırtan işçilerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin, Lgbti+’ların ve toplumun bütün kesimlerinin kendine karşı potansiyel bir tehlike olduğunu gördü.  

Karşı devrimin saldırı konsepti

 Devletin kuruluş sürecinden beri varlığını gösteren, 80 ve 90 süreçlerinde aktif rol alarak devletin savaş gücü aparatlığının bir bölümünü üstlenen kontra güçler bir süredir geride sessizce bekleyen bir pozisyondaydı. Bahsettiğimiz durumlar itibariyle de yırtılan korku iklimini tekrardan hâkim kılmak, devrimcileri hareketsizleştirirken, kitleleri ya kendi tabanına yedeklemek ya da tarafsız kılmak adına iki yıllık bir çalışmayla birlikte tekrardan kontra güçler devreye sokuldu. İlk adım olarak devrimcilere, sosyalistlere, yurtseverlere yönelik kaçırma ve işkence yöntemleriyle varlığını gösteren kontra güçler daha kapsamlı bir saldırı konseptine geçildiğini HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı ile açıklamış oldu. HDP kontra güçlerin ilk adımı olarak seçilmiş bir hedefti. Ne yaparlarsa yapsınlar HDP’yi siyaset arenasında bir güç olmaktan tasfiye edememeleri, Kobane kumpas davası, HDP kapatma davası gibi saldırı biçimlerinin de yetersizliğinden kaynaklı hedefi ilk olarak HDP olarak belirledi. Bu saldırının birinci sebebi potansiyel güç olarak gördüğü ve tasfiye etmenin tüm yollarına başvurduğu HDP’yi tümden yok etmek ve bunun üzerinden de karşısında duran her güce ve toplumun tüm kesimlerine bir gözdağı vermekti. İkinci sebebi ise ekonomik krizin pandemi ile daha da yüzeye çıkması, kendi kitle tabanının da yaşam alanlarına, ekonomik-siyasal-kültürel alanlarına saldırması bir güç kaybediş yaratırken ırkçılık ve “devletin bekası” algısıyla birlikte kaybettiği gücü toparlayabilmek, diğer kontra güç yapılanmalarını ve bu yapılanmalar içinde bulunan faşist bireyleri motive ederek başlatmış olduğu saldırı konseptini hızlıca hayata geçirmektir.

 İlk kurumsallaşma sürecinde başarılı kılamadığı durumu kontra güçlerinde bütünlüğe dâhil olarak başarılı kılınması açısından planlı hedefli bir organizasyon olarak başlangıcı sağladı. Bunun karşısında devrimcilerin aldığı konumlanış önemli idi. İlk başlangıç adımında 7 Haziran süreci gibi düzen siyaseti aracılığı ile bir çözüm arayışına düşme hali yeni saldırı dalgasının art arda gelmesine tekabül ederdi. Ancak başta birleşik mücadele güçleri olmak üzere devrimci odağın büyümesini ve buradan da doğruda çözüm odağının da burası olması gerektiği gösterildi. Daha öncesinde başlayan devlet-mafya işbirliğinin politik teşhir çalışmaları, politik eylem bilinci Deniz Poyraz yoldaşımızın katledilmesi ile birlikte bir üst basamağa taşıdı. Binlerin cenazeyi sahiplenmesi ve uğurlaması, İzmir il binası önünde kurulan faşizmin kolluk güçlerinin çadırını kaldırılmasına yönelik ısrarlı eylem biçimi, İstanbul ve Amed başta olmak üzere illerde açığa çıkan hesap sorma ve direniş hattı öyle kolayca bu saldırı konseptinin hayata geçirilmeyeceğini ve teslim alma operasyonun bir boş avuntu olduğunu göstermiş oldu. Bu saldırı konseptinin bütünlüğü içerisinde, hemen hızlıca bu hattı kuvvetlendirmek isteyenleri hedef alarak, Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik 105 kişiyi gözaltına alma, Devrimci Parti’ye istihbarat talimatı ile operasyon gerçekleştirme, evdeki misafirlere kadar korkuyu hâkim kılmak adına işkenceci karakterini gizlemeden saldırması önümüzde ki dönemin de sert ve zorlu geçeceğini göstermektedir.

Devrimci odak ve bize düşenler

 Bugün özellikle Birleşik Mücadele Güçleri’nin ve devrimci, sosyalist, yurtseverlerin hedef tahtasına konulması ve saldırı konseptinin başat hedefleri olması, toplumun kendine karşı örgütlenebileceği alanların tamamını kapatmaya yöneliktir. Gezi’den, Kobane süreçlerinden çıkardığı ders örgütlü bir biçimiyle gelecek saldırıyı göğüsleyememe halidir. Bu sebeple Devrimci Partiye dönük saldırı da buradan okunmalıdır. HDP’nin, Birleşik Mücadele Güçleri’nin kuruluş ve devamlılığında aktif rol alması, kurucu pozisyonda durması, bütün her şeyiyle Türkiye ve Kürdistan Devrimi için seferber olması, süreklilik içerisinde gençlik ve mahalleler başta olmak üzere tüm alanlarda öncülüğü üstlenmesi, 11 Haziran pratiğinin kitlelerde karşılık bulması, burjuva medyada dahi yer edinerek kitlelerde  ‘bu yapılabilir, kurtulabiliriz’ algısının yer edinmesi ve dosta düşmana hatırlatma yapması ve de pratik politikada güncelin dışına çıkmaya dair sorumluluk bilinciyle birlikte hareket etmesi tam da bu örgütlü bir biçimiyle gelecek saldırıdan korkularına tekabül edişiyle gerçekleştirilmiş İstihbarat talimatlı bir operasyondur. Devrimci Parti’nin MYK, PM çalışanlarına yönelik operasyonla birlikte var olan havanın dağılacağı ve bir sürede olsa karşı güç odağı içerisinden bir gücü zayıflatarak derin bir ‘oh’ çekeceklerini zannedenler, güçlü bir sahiplenme ve birleşik mücadele güçlerinin sarsılmaz kardeşleşmesi bu anlamda ki planlarını da boşa düşürmüş oldu.

Kısa ve öz bir değerlendirmenin ardından bugünden sonrasında ne yapılması gerektiğine dair birkaç önerme açığa çıkıyor. Birincisi birkaç gün içerisinde gerçekleşecek olan savcılık ve mahkeme sürecinin en güçlü şekilde örgütlenmesi, sahiplenilmesi, yoldaşlarımızın ailelerinde aktif bir biçimde rol alacağı bir biçimin açığa çıkması gerekmektedir. İkincisi özellikle gençlerin ve kadınların başta olmak üzere tüm parti üyelerinin sempatizanlarının, dostlarının hem Devrimci Parti’nin çalışmalarında hem de birleşik mücadele güçlerinin çalışmalarında bir adım daha ileri çıkarak sorumluluk bilinciyle aktif rol alması gerekmektedir. Bir sıçrama tahtasının üzerindeyiz ancak biz kendimizi yukarı fırlatıp o tahtanın üzerine tekrardan ayaklarımızla basana değin aynı yerde kalmaya devam edeceğiz, ayaklarımız değdiği anda zaten devrimci sıçrama gerçekleşmiş olacaktır. Üçüncüsü birkaç gün içerisinde gelecek sonuca göre ‘Tutsaklara Özgürlük’ kampanyasını bir siyasal kampanya ile bütünleştirerek bu saldırı konseptinin boşa olduğunu ve aynı zamanda bunun karşısında ki zafer hattının çekim merkezine dönüşeceği bir süreklileşmiş, planlı-programlı, herkesin aktif rol aldığı bir çalışmayı hayata geçirmek gerekmektedir.

 Faşizmin tüm düğümleri çözülüyor, yakıp küle dönüştürmek devrimcilerin görevidir. Mafya-devlet-sömürü düzeninin karşısında olan, rahatsızlık duyan herkesi bir araya getirme, bilincin ve eylemin aktif olarak işlendiği günü örgütlemek bize düşen görevdir. Şimdi öne çıkmanın, bir adım ileri atılmanın vaktidir.

Paylaşın