Emek - Sermaye

“Ücretler arttırılsın zamlar geri alınsın!”

Devrimci örgütler Küçük Çekmece’de son zamanlarda gerçekleşen zamlara karşı eylem yaptı. Yapılan eyleme BDSP, DP, EMEP, HDP, Kaldıraç ve PDD katıldı. Yapılan eylemde “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Temmuz ayından itibaren ülkenin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak ki, uçacağız” demesinin hemen ardından elektriğe yüzde 15,doğal gaza yüzde 12 zam yapıldı.” denildi.

Yapılan eylemde basın açıklaması okundu. “Her geçen gün geçim koşullarının ağırlaşması ve hayat pahalılığının artması ile ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünen emekçilere bir öneri de Emine Erdoğan’dan, “Porsiyonlarınızı küçültün” ile geldi. Bir tek çantası 50 bin dolar olanlar, halkın sefaleti karşısında adeta dalga geçercesine açıklama yapıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşadığı sarayın sadece aylık elektrik gideri en az 1 milyon lira! Bunun karşısında ise 2020 yılında 4 milyona yakın abonenin elektriği, ödeyemedikleri gerekçesiyle kesildi.” denilen açıklamanın tamamı;

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Temmuz ayından itibaren ülkenin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak ki, uçacağız” demesinin hemen ardından elektriğe yüzde 15,doğal gaza yüzde 12 zamyapıldı.Yapılan zamlar sadece bu iki kalemle de sınırlı kalmıyor; temel gıda ürünleri başta olmak üzere iğneden ipliğe her şeye zam yapılıyor. Geniş tanımlı işsiz sayısı 10 milyona ulaşmış durumda. İşçi ve emekçiler bir taraftan işsizlikle boğuşurken, henüz işsiz kalmayanlar da işten atılma korkusuyla yaşarken yapılan zamlar ile birlikte iktidar, emekçi halka açlık ve sefalet koşullarını reva görüyor. Sermayenin ve zenginlerin temsilcisi iktidar, elektrikten doğalgaza, akaryakıttan gıda maddelerine kadar en temel ihtiyaçlara yönelik yaptığı zamlar ile halkın her geçen gün daha da yoksullaşmasına sebep oluyor. Gerçek enflasyon en az yüzde 40’larda ve emekçilerin tenceresi doğru düzgün kaynamıyor. Peş peşe yapılan zamlar ve yeni vergiler ile krizin ve salgının faturası işçi-emekçilere kesiliyor.

İşten çıkarmalara, kamu mallarının yağmalanmasına izin vermeyelim!

Her geçen gün geçim koşullarının ağırlaşması ve hayat pahalılığının artması ile ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünen emekçilere bir öneri de Emine Erdoğan’dan, “Porsiyonlarınızı küçültün” ile geldi. Bir tek çantası 50 bin dolar olanlar, halkın sefaleti karşısında adeta dalga geçercesine açıklama yapıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşadığı sarayın sadece aylık elektrik gideri en az 1 milyon lira! Bunun karşısında ise 2020 yılında 4 milyona yakın abonenin elektriği, ödeyemedikleri gerekçesiyle kesildi. Ülkemiz son dönemde sermaye-devlet-siyaset-mafya sarmalında vahim iddialarla çalkalanmaktadır. İktidar temsilcilerinden bürokratlara, medya patronlarından çetelere, uyuşturucu tacirlerinden emniyet ve yargı temsilcilerine uzanan kirli ilişkiler, silsile iddialar halinde ortalığa saçılıyor.

Sermaye iktidar aracılığıyla memleketin kaymağını yerken, işçi ve emekçiler ise işsizliğin, yoksulluğun, sefaletin ve sömürünün pençesinde kıvranıyor. Sosyal yardımlar için en çok talebin işçiler tarafından yapıldığını ve en çok da gıda yardımı talebinin olduğunu biliyoruz. Ülkenin dört bir tarafı sermayeye ve iktidar yandaşlarına parsel parsel peşkeş çekilirken, yüz binlerce işçi ve emekçi aile açlığa mahkum edilmiş durumda. İşçiler, emekçiler kuru ekmekle bir günü
geçirmeye uğraşıyor ve yaşam savaşı veriyor. Pandemi sürecinde sadece bin liralık bir yardım için PTT önlerinde kilometrelerce kuyrukların oluşması hafızalarımızda hala çok taze! Küçükçekmece’de herhangi bir pazara akşam saatlerinde gittiğimizde yoksul halkın daha ucuza alabilmek uğruna çürük sebze ve meyveleri topladıklarını görüyoruz. İşçi ve emekçilere en kötü koşullar reva görülürken, kamu malları ise patronlar ve iktidar yöneticileri tarafından yağmalanıyor.

Ülke her anlamda tam anlamıyla yangın yeri haline gelmişken, artık kaç noktada yangın var sayamıyoruz. “İtibardan tasarruf olmaz” diyerek saraylar yapan, Cumhurbaşkanlığına birkaçı uçan saray olmak üzere 8; Genelkurmayı, Bakanları derken toplam 13 uçak alan iktidar, farklı illerde çıkan yangınlara, kiralık 3 uçakla müdahale ediyor. İtibarı sarayda, gösterişte, lüks ve şatafatta arayanlar, yangınların arasından ne malımızı ne de canımızı kurtaramıyorlar. Kapitalistlerin kar hırsına kurban edilerek talan edilen doğa, tahrip edilen çevre ve yetersiz koruma önlemleri, sonuç olarak halka hep yıkım ve acı olarak dönüyor. İktidar partisi, tarım ve ormanlık alanlar başta olmak üzere bütün canlıların yaşam alanlarını imara ve betonlaşmaya açan bir partidir. Hükümetiyle, otel patronlarıyla, inşaat baronlarıyla sermaye grupları bir yandan timsah gözyaşı dökerken, diğer yandan el ovuşturup daha önce defalarca olduğu gibi yangınla açılan yeni rant alanlarının hesabını yapıyorlar.

Birlikte insanca yaşamak için faşist ve ırkçı saldırılara karşı mücadeleye!

Son süreçte ekonomide, iç ve dış politikada ülkeyi açmaza sürükleyen tek adam yönetimi, yükseltilen şoven ve gerici politikalar ile hedef şaşırtıyor ve sorumluluklarından kaçmaya çalışıyor. Mültecilere, Kürtlere ve diğer ezilen toplumsal kesimlere yöneltilen saldırılar artıyor. Bizler çok iyi biliyoruz ki, ülkemize dönük son dönemde artan göçlerin sorumlusu mülteciler değil, sorumlu olan emperyalistler ve iktidarın dış politikasıdır. Ortada bir ‘Göçmen krizi’ yok. Krizin göçmenleri Var. Cumhur başkanı danışmanı Yasin Aktay’ın “Suriyeliler olması ekonomi çöker” söylemi göçmen işçilerin nasıl ucuz iş gücü olarak çalıştırıldığının kanıtıdır.

Bu krizi yaratanlar da, emperyalistler ve iktidar gibi işbirlikçileridir. Türkiye’de mültecilerin büyük bir çoğunluğu 13-14 saat asgari ücretin çok altında en ağır işlerde çalıştırılıyor. Ağır sömürü göçmenlerden başlayarak, yerli işçilerin kötü koşullarda çalışmasına da etki ediyor. Yerli ve göçmen emekçiler için bu sömürü çarkını oluşturanlar ve bu çarktan beslenenler ise kapitalistler ve zenginlerdir. Yine Kürt halkına karşı son günlerde devam eden şoven ve ırkçı propaganda ağır sonuçlar ortaya çıkarmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Konya’da aynı aileden 3’ü kadın, 7 Kürt yurttaş katledildi. Bu faşist saldırı, Afyon, Ankara ve yine daha önce Konya’da gerçekleşen ırkçı saldırıların bir devamıdır. Saldırıları önlemekle yükümlü iktidar yöneticileri, 12 Mayıs’ta Konya’da yaşanan vahim saldırıdan sonra bile Dedeoğlu ailesini koruyamamıştır. Katliam çok açık bir şekilde göz göre göre geldi. Sorumluluktan sıyrılmaya çalışan hükümet sözcüleri ise yaşanan faşist ve ırkçı saldırıları “adli vakalar” olarak lanse edip işi geçiştirmeye çalışıyor.

Yoksulluğun, işsizliğin ve sefaletin kıskacında kıvranan işçiler ve emekçiler, yaşanan son gelişmelere dair uyanık olmalıdır. Çünkü mülteciler ve Kürtler üzerinden yapılan şoven kışkırtmalar aynı zamanda emekçilerin birliğini bölmeye yönelik girişimlerdir ve insanca yaşam taleplerinin önüne geçmektedir. Emekçi halkımız, Kürtlere ve mültecilere yönelik ayrımcı ve sorumsuz ifadeler kullanan burjuva muhalefet anlayışına asla prim vermemelidir. Gün; ormanlarımız ve yerleşim yerleri cayır cayır yanarken bir yangın uçağını bile halka reva görmeyenlere karşı birleşik mücadeleyi büyütme günüdür. Gün kardeşlik ve barış günüdür; bu topraklarda hep birlikte eşit bir şekilde yaşamak için ırkçılığa ve faşist saldırılara karşı dayanışma ve omuz omuza verme günüdür. Türk, Kürt, Arap her milliyetten işçi ve emekçiler olarak işimiz, ekmeğimiz ve geleceğimiz için insanca yaşam taleplerimizle birlikte demokrasinin, adaletin, barışın ve özgürlüğün sesini yükseltelim! Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Paylaşın