Umut Gazetesi Haber Servisi
Emperyalist bunalımın dibi
Dünya gündemini bir süredir zirve haberleri işgal ediyor. Dün yapılan Putin-Xi zirvesinin hemen öncesinde Putin-Biden, Biden-Xi zirveleri yapıldı. Ve daha Putin-Biden buluşmasının meali anlaşılmaya çalışılırken Rusya başkanlık sözcüsü Peskov, bu yıl bitmeden yeni bir Putin-Biden zirvesi ihtimalini basına aktardı (https://www.rt.com/russia/543328-putin-biden-meet-again-kremlin/). Bütün bu trafiğin arkasında emperyalist kapitalizmin sürekli bunalımının yarattığı çöküntü ve emperyalist burjuvazinin dünya insanlığına yönelik tehditleri bulunuyor.
Kısaca bu arka plana bakacak olursak:
Uluslararası emperyalizm 2020 Martı’ndan bu yana içinde bulunduğu krizden çıkmak için yaptığı her hamleyle kendi bunalımının üstüne yeni düğümler atmaktan başka bir yol katedemedi. Pandemi savaşıyla küresel tedarik zincirlerinde kopuntulara yol açınca talebi karşılamakta sorunlar ortaya çıktı ve bu gelişme doğal olarak fiyatlara basınç yaptı.
OECD Aralık raporu küresel ekonomik büyümeyi bu yılki %5.6’dan 2022’de %4.5’a, 2023’de %3.2’ye çekiyor. Büyümedeki öngörülen bu düşme emperyalist kapitalizmin içinde bulunduğu derin krizin nasıl kilitlendiğini bize gösteriyor. Aynı rapora göre aynı dönem zarfında küresel enflasyon bu yıl sornu itibariyle %5, 2023 sonuna kadar ise %3-3.5 civarında sürmesi bekleniyor. İşsizlik ise pandemi öncesinin %5 üzerindeki değerini her yıl daha da katlayarak büyüyecek. Bütün bu veriler emperyalist burjuvazinin 2020’de kontrolden boşalan cehennemcil bunalım döngüsünün devrimci karakterini bize gösteriyor. Emperyalist burjuvazi açısından insanlığı hergün daha fazla barbarlığa sürüklemekten başka bir yol olmadığı ortada.
Bunun taktik denemesi Ukrayna’da gözleniyor. Nato’nun Ukrayna’daki ırkçı faşist rejimi silahlandırması ve her gün Karadeniz ve Rus hava sahası civarında yürütülen taciz operasyonları Rusya’nın “kırmızı çizgi” hatırlatmalarıyla bir savaş ihtimalini iyice gündemleştirince geçtiğimiz günlerde Putin ve Biden, daha bir öncekinin üzerinden 6 ay geçmeden yeni bir zirvede durumu görüşmüşlerdi. ABD emperyalizmi hegemonyal ağırlığını koruma derdiyle Avrupa ve Rusya üzerine etkin bir vekalet savaşını içinde bulunduğu çaresizlikte giderek denemeye değer bir yol olarak görmeye başlayınca zirveler ardı ardına gündeme geldi.
Anglosiyonist emperyalizmin Avrupa emperyalizimini kendi hegemonyası altında tutabilmek için Ukrayna üzerinde bir gerilimi açık bir şekilde kışkırttığı Umut gazetesinde ele alınmıştı (Zirveden zirveye, 9 Aralık). Bu arada geçen kısa zaman içinde G7 dışişleri bakanları zirvesi, yayınladıkları sonuç bildirisiyle Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesi halinde çok ağır bedeller ödeyeceğini duyuruyordu. Bu içerik, özellikle yeni Alman dışişleri bakanı Baerbock tarafından daha yüksek sesle yinelendi. Yeşil parti eşbaşkanı Baerbock, Amerikan muhibbi ve WEF “genç küresel liderler” programından geçmiş biri olarak Rusya düşmanlığıyla tanınıyor. Daha önceki dönemde Kuzey Akımı2 projesine karşı sürekli muhalefet eden Baerbock, dışişleri vekaletini alır almaz ilk iş olarak Rusya’yı ağır siyasal ve ekonomik yaptırımlarla tehdit etti. Oysa Ukrayna’daki sorun, konuyu bir iç mesele olarak diplomatik yollarla çözülmesini karara bağlayan Minsk anlaşmasını tanımayan iktidardaki ırkçı faşist Ukrayna çetesi tarafından çıkartılmaktaydı. Neonazi yönetimin Nato’dan aldığı yüksek teknikli silahlarla Donbass halk cumhuriyetine yönelik yaptığı saldırılar karşısında Rusya da, bu ülkedeki halkı yalnız bırakmayacağını ifade etmişti.
Şimdi ABD ve Alman Yeşil parti başkanı olan Baerbock, Putin’in son zirvedeki “kırmızı çizgi” deklerasyonu itibariyle Ukrayna’yı Nato’ya katmaya kalkamasalar da bu yönetim üzerinden Rusya’yı yeni bir Afganistan problemi içine sokmaya çalışıyorlar. Oysa bu gelişme en çok Alman burjuvazisine zarar vereceği için Almanya, Ukrayna’ya gönderilecek silahlar konusunda tavır almaktan özellikle kaçınmaya çalışıyor. Zaten yeni Alman hükümetinin son anda puanı yükselen Sosyal Demokratlar üzerinden kurulması Almanya’nın içinde bulunduğu bu darboğazdan nasıl geçmeyi planladığını bize göstermişti. Bir tarafta Baerbock ve Yeşil parti yönetimi Amerika adına havlarken öbür taraftan geleneksel Alman Doğu politikasına bağlı SDP yönetimi onların tasmasını tutacaktı. Yeşil parti eşbaşkanı ve şimdiki hükümetin ekonomi bakanı olan Robert Habeck de geçtiğimiz aylarda “savunma silahlarının Ukrayna’ya verilmesi”ni savunmuştu.
Alman emperyalizmi açısından böyle bir darboğazdan başka türlü bir geçiş görünmemektedir. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin yeni yayınladığı “Güç Atlası”, bir bütün olarak Avrupa devletlerinin gelecek onyıllarda küresel ekonomik büyüklüklerde gerileme yaşayacaklarını gösteriyor. Örneğin ekonomik çıktı itibariyle bugün dünyanın beşinci büyük ekonomisi olan Almanya’nın 2030’da 6, 2050’de 7. sıraya düşeceği hesaplanıyor. Alman burjuvazisinin bu cendereden çıkabilmesi için Doğu politikalarına doğru daha fazla yönelmesi gerekiyor. Bu onun Amerikan politikalarının dışında arayışlara girmesi demek oluyor. Tedarik zinciri olarak Amerika’dan ayrı bir projeye yönelmeleri ve Kuzey Akımı2 projesini tamamlamaları bu zorunluktan kaynaklanıyor.
Ancak Amerika da kendi programını zorluyor. Rusya’yı Ukrayna üzerinden diplomatik olarak Avrupa’dan uzaklaştırmak ve ekonomik olarak darboğaza sokmak için bir taraftan faşist Ukrayna rejimini silahlandırarak Donbass’a saldırı sürecine zorluyor, diğer taraftan ise Rusya’yı uluslararası tedarik zincirlerinden kalıcı bir tecride uğratabilmek için bankalar arası temas zinciri olan swift programının dışına atmayı planlıyorlar.
Son Biden Putin zirvesinden sonra Ukrayna’ya yapılacak askeri destek 300 milyon civarına çekilmesine karşın ABD bugüne kadar Ukrayna’ya içinde 180 Javelin tanksavar füzesi ve 30 tanksavar sistemi olan 2.5 milyar dolarlık askeri yardım yaptı. Şimdi daha ziyade bir iç savaş ayarında gitme ihtimali taşıyan Ukrayna krizinde özellikle sniper silahları gündeme geliyor. Almanya, Nato’nun bu yöndeki talebini reddettiği için Ukrayna tarafından eleştiriliyor. Almanya’nın bu konuda ne yapacağı önümüzdeki günlerde açığa çıkacaktır. Anglosiyonist emperyalizmin Avrupa’yı aşağılayıcı küfürüyle tanınan dışişleri müfettişi Nulland bu sahada insiyatif sahibi olduğu için Ukrayna’nın bir savaş zorlamasında bulunması giderek öne çıkıyor.
Daha önceki Priştina, Osetya, Kırım gibi operasyonlardan bilindiği üzere Rusya’nın bir yıldırım savaş taktiğiyle ülkenin Rus olan orta ve kuzey kesimlerini de kendine katması askeri tartışmalarda hesaplanıyor. Bu çerçevede özel olarak eğitilen Birinci Muhafız Tank Ordusu’nun operasyonu iki saat içinde tamamlayabileceği askeri analizcilerde dile getiriliyor. Bu nedenle, Afganistan’da bombardıman uçaklarına karşı stinger’larla devreye giren Amerikan askeri yardımı, Ukrayna’da tank savarlar üzerine oluşturuluyor.
Dolayısıyla Ukrayna’nın provokasyonlarının Rusya tarafından sessizlikle karşılanmayacağı ortaya çıkmış durumda . Bu da demektir ki Rus ekonomisi tehditlerde ifade edilen “ağır ekonomik yaqtırım” itibariyle swift’ten çıkarılacak ve Rusya’nın bütün ticari faaliyetinin felç edilmesine çalışılacaktır, çünkü swift dünyadaki 13 bin civarında bankanın telekominikasyon ağıdır bu sistemin dışına atılan bir ülkenin para trafiği ve haliyle mal trafiği duracaktır.
Ancak Rusya, uzun zamandır anglosiyonist emperyalizmin bu yönlü tehdidi altında olduğu için bu yaptırım programına karşı hazırlıksız değildir. SWİFT’e karşı kendi SPFS sistemini 2018’den beri işletmektedir. Her ne kadar bu kuruluşun içinde henüz 400 kurum varsa da SPFS’in, doğrudan Çin’in SWİFT’ine bağlanma planları söz konusu edilmiştir ve keza Almanya ve İsviçre de geçtiğimiz yıl bu sisteme dahil olmuşlardır. Dolayısıyla oldukça zorlanacak olsa da Rusya, para trafiğinde özellikle Avrasya ekonomilerine uzanmakta sonuç alabilecek görünmektedir. Ve tıpkı 2020 Martı’nda Suudi petrol dampinginde olduğu gibi Rusya bu süreci tedarik zincirlerinin kopmasından dolayı yüksek enflasyona gömülen batı ekonomilerine karşı bir silah olarak kullanma imkanı da bulabilecektir; şu koşulla ki Çin tarafından mali yönden finanse edilirse. Rusya, daha önceki ekonomik ambargoyu Çin’le yaptığı 400 milyar dolarlık sözleşmeyle aşabilmişti.
İşte Putin-Xi zirvesi uluslararası emperyalizmin Doğu’ya doğru yeni bir zorlama sürecinin cephelerinin oluşturulması anlamında önemlidir.
Transatlantik ittifakın Biden’la birlikte yeniden yapılandırıldığı dönemde Çin’in üzerine yönelen emperyalist saldırganlık karşısında Rusya ve Çin hem kendi aralarındaki “İyi komşuluk, dostluk ve işbirliği” anlaşmasını yenilediler, hem de Putin, Amerika’nın Çin’i Rusya için de tehdit olarak gösteren politikalarına karşı “Batı’yı Rusya ile Çin arasına kama sokmaya çalışmak”la itham ederek Rusya’nın Çin’i bir tehdit olarak değil bir gelecek ortağı olarak gördüğünü ifade etmesi üzerine Çin tarafından “bilge”likle değerlendirilmişti. Bu nedenle Putin-Xi zirvesi, kışkırtıcı olmamak için olacak Rus basınında çok yer tutmazken Çin resmi merkez basınında çok itibarla karşılandı. Ama emperyalist basın gereken sonucu çıkarmayı bildi ve Rusya ve Çin’in bir blok oluşturduğunu haberleştirdi. (New York Times, 16 Aralık)
Gerçekten de Tayvan ve Ukrayna meselelerinin benzerlikleri yanında Çin Olimpiyatlarına karşı ABD’nin açtığı boykot kampanyası Rusya ve Çin ortaklığını artık daha kurumsal olarak öne çıkarmaya başladı.
Zirve’de yaptığı konuşmada Putin’in iki ülke arasındaki ilişkiyi dünyanın geleceğine dair bir “model” olarak tanımlarken ÇKP merkez komitesine bağlı Global Times, bu ilişkiyi Amerika için “bir kabus” olarak gördü. “Büyük bir gücü tehdit etmek kötü bir tercihtir. Hele ki bunu iki büyük güce karşı yapmanız hiç de akıllıca değildir” diye yazan Global Times editoryası Afganistan’daki utanç verici kaçıştan sonra ABD’nin Rusya ya da Çin’e askeri olarak meydan okumasının koşulu olmadığını, bunun için de kendine bağlı küçük güçleri ileri sürdüğünü ifade etti. Bu nedenle, örneğin Ukrayna, Polonya,Baltık ülkeleri ve Tayvan gibi küçük ülkelerin Amerika’nın yönlendirmesiyle ateşle oynamamaları gerektiğini, aksi takdirde yalnız kalacaklarını yazdı. Bu rağmen gene de “kırmızı çizgiyi geçerlerse ABD’nin müttefiki olsunlar veya olmasınlar cezalandırılmaları kaçınılmaz olacaktır” diye bu vekalet savaşı gönüllüsü ülkeleri sert bir tarzda uyardı.
Bütün bu çabalar ve ön görülebilir gelişmeleri itibariyle uluslararası emperyalizmin gelecek süreçlerde kendini bunalımdan çıkartacak bir yol tutturması imkansız gibi görünüyor. Bu gidişin ekonomide yarattığı sorunların emperyalist metropollerdeki proletaryayı ve orta sınıfları oldukça olumsuz etkilemekte olduğu pandemi tedbirlerine karşı sokak gösterilerinin giderek yaygınlaşması, katılımın çoğalması, eylemlerin istikrar kazanması ve şiddete doğru yönelmesiyle anlaşılmaktadır. Emperyalist burjuvazi de işinin çıkmaza girdiğini görmekte ve kendi çalışan sınıflarını kontrol altında tutabilmek için aşı terörü üzerinden devlet kontrolünü yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.
Avrupa proletaryası ve çalışan sınıflarındaki bu gelişme Türkiye gibi devrim kuşağı ülkelerinin devrime doğru yöneliminde 23 Kasım’da görüldüğü gibi taktik fırsatlara imkan sağlamaktadır.
Bu imkanlardan yararlanarak emperyalizmin ve oligarşinin krizini devrimci tarzda zorlama görevi küresel, bölgesel ve ülkesel gelişmelerin ortak sonucu ve tarihsel itkisi olarak devrimci güçlerin karşısında durmaktadır.
