Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Halkların düşmanları Türkiye’de toplanıyor – Cenk Ağcabay

NATO 1949 yılında emperyalist savaş sonrası emperyalist-kapitalist dünyanın yeni hegemon gücü ABD’nin sosyalist ülkeler ve ulusal kurtuluş hareketlerine karşı savaş amacıyla oluşturduğu militer bir merkez olarak doğdu. NATO sosyalist ülkelere ve ulusal kurtuluş hareketlerine karşı kesintisiz bir savaş yürüttü. Savaşın kapsamı genişti; ülkelerin politik yapılarından eğitim kurumlarına dek uzanıyordu. NATO’nun yasal, kurumsal çerçevesinin dışında örgütlenmiş yer altı örgütleri de NATO’nun temel hedefleri doğrultusunda sürekli hareket halindeydi. İtalya’da oy oranını sürekli arttırarak ciddi bir güç haline gelen komünist partinin etkisiz hale getirilmesi için harekete geçen NATO’nun yer altı örgütlerinin kent merkezlerindeki kalabalık alanlarda patlattıkları bombalar, NATO’nun katliamcı ve hilekar karakterinin önemli göstergeleri oldu. NATO üyesi Türkiye’de NATO’nun yer altı örgütleri tarafından örgütlenen faşist çeteler gelişen devrimci halk hareketlerine karşı-devrimci şiddeti yükselterek halklara kan kusturdu. Faşist çetelerin yetersiz kaldığı momentlerde NATO güdümlü faşist darbelerle Türkiye büyük bir hapishaneye çevrilmeye çalışıldı.

NATO kuruluşundan itibaren varlığını “komünist yayılma tehlikesi” gerekçesiyle meşrulaştırdı. Oysa gerçekte ABD emperyalizminin küresel hegemonya hedefinin militer aygıtıydı. Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte sözde varlık gerekçesi de ortadan kalkmış oldu ancak NATO genişlemeye devam etti. Afganistan ve Yugoslavya’ya yönelik saldırıları bir savunma değil saldırı aygıtı olduğunu açık biçimde ortaya koydu. Balkanlarda, Doğu Avrupa’da genişlemeye devam etti. Varlığını meşru kılmak için, “Terörizme Karşı Küresel Savaş” gibi yeni konseptler üreten NATO dünya çapında yasal ve yer altı ağları örgütlemeye devam etti ve ediyor.

Geçtiğimiz günlerde basına açıklamalarda bulunan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “NATO Sadece Avrupa’nın savunma kalkanı değildir, ABD’nin dünya sahnesinde gücünü sergilemesi için bir platformdur.” dedi. Eski Hollanda Başbakanı Rutte’nin bu sözleri Avrupa’da ciddi bir tepki yarattı. Rutte konuşmasında bununla yetinmedi, ABD’nin “Avrupa’daki kilit varlıklardan yararlanmasının, ABD-İsrail’in İran’a yönelik kampanyasının başarısı için hayati önem taşıdığını” belirtti. Rutte’nin bu sözleri şaşırtıcı değil, onun Trump’la kameralar karşısına geçtiğinde Trump’a “babacığım, babacığım” diye yalakalık yapmasının üzerinden henüz çok zaman geçmedi. Rutte ABD-İsrail’in İran operasyonlarında başarılı olabilmeleri için Avrupa’nın daha farklı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtiyor ancak şu ana dek bunlar laftan öteye geçemedi.

İçinden geçilen sürecin temel karakteristiği de bu çelişkide gizli. NATO derin bir bunalım yaşıyor çünkü NATO bütçesinin yaklaşık yüzde 60’ını tek başına karşılayan ABD emperyalizmi bir süredir NATO’daki müttefiklerine “daha fazla asker” ve “daha fazla para” baskısı yapıyor. Trump son haftalarda sürekli olarak, İran savaşında yanında yer almayan Avrupalı müttefiklerine saldırıyor. Ukrayna’da ABD tarafından “satıldığını” düşünen Avrupalı müttefikler sahip oldukları askeri ve mali kaynakları Ukrayna’ya yönlendirmelerinin daha uygun olduğuna inanıyor. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından komünist tehlikeye karşı kendi güvenliklerini ABD merkezli NATO’ya teslim eden Avrupa egemen sınıfları şimdi zor seçimlerle karşı karşıya.

ABD emperyalizmi küresel hegemonya hedefine ulaşmak için askeri ve mali kaynaklarını Asya-Pasifik odaklı bir çerçeveye yerleştirmek zorunda olduğunu biliyor. Bu nedenle, Avrupalı NATO Müttefiklerine kendi bölgelerinde daha fazla askeri inisiyatif, daha fazla askeri harcama dayatıyor. Trump’ın Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltma ve Avrupalı müttefiklere daha fazla alan açma yönündeki hamleleri sanılanın aksine esas olarak NATO’yu genişletme ve güçlendirme hedefiyle gerçekleşiyor. Kimi yüzeysel yaklaşımların ifade ettiği gibi, ABD NATO’dan vazgeçmiyor; ABD NATO’yu yeni dünya dengeleri ve hegemonya tasarımları içinde yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Bunun için NATO müttefiklerinin kaynaklarından daha fazla yararlanmaya çalışıyor. ABD’nin hedeflerini kavramak için Ukrayna savaşı önemli veriler sunuyor. Ukrayna NATO üyesi değil ama Rusya Ukrayna’da doğrudan NATO’yla savaşıyor. ABD’nin NATO’yu yeniden yapılandırma hedefini kavrarken, Ukrayna savaşında uyguladığı taktikler açıklayıcı ögeler sunuyor. Ukrayna savaşıyla birlikte rekor düzeyde yükseliş yaşayan Avrupa askeri harcamaları, Almanya’da otomobil fabrikalarını silah fabrikalarına dönüştürme projeleri NATO’nun geleceğine dair çok şey anlatıyor. NATO ABD inisiyatifiyle büyük bir savaşın hazırlıklarına hız vermiş durumda ve Avrupa’da toplumsal ilişkiler, kültür bu yeni doğrultuda şekillendirilmeye çalışılıyor. NATO’nun önemli bir bileşeni olan Avrupa’da oluşan Rus karşıtı blok tahkim edilerek “sürekli savaş” sosyal-psikolojisi kitleler arasında yaygınlaştırılıyor. Bu sayede, Alman ordusunun 45. Zırhlı Tugayı, Nazi Almanyası’nın yıkılmasından seksen yıldan fazla bir süre sonra ülke dışında kalıcı olarak konuşlandırılan ilk tam teşekküllü muharebe tugayı oldu. Litvanya’da kalıcı olarak konuşlanan tugaya yönelik Almanya’da yüksek sesli bir muhalefetin gelişmemesi Avrupa’da “savaş atmosferinin” ne derece yaygınlaştığının önemli bir göstergesi oldu. Tugayın konuşlanma töreninde konuşan Alman Şansölye Friedrich Merz, “Bütçesini genişleterek ve modernize ederek Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu kuracağız.” dedi. Alman burjuva siyaset düzlemi NATO’nun en büyük savunucularındandır. Almanya’nın silahlanma ve militarizme daha fazla alan açma tercihlerine yönelmesi kuşkusuz ki NATO’yu daha da güçlendirecek. 

Dünya proletaryasının ve ezilen halkların baş düşmanı NATO’nun yeni büyük savaş hamleleri dünya halkları ve proletaryası için sadece kan, gözyaşı ve daha fazla yoksulluk anlamına geliyor. NATO şefleri içinse bunun anlamı daha fazla kar ve hegemonya tesisi. NATO savaş aygıtı yoğunlaştırdığı militer faaliyetlerle sahibi Finans-Kapitalin hedefleri doğrutusunda kesintisiz hareket halinde. Bu noktada NATO Genel Sekreteri Rutte’nin konuşmasındaki bir unsura yeniden bakmak gerekiyor. Rutte ABD ve İsrail’in İran’da başarı kazanması için Avrupalı NATO müttefiklerinin daha aktif çalışması gerektiğini söylemişti. Bu sözler tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi, İran’ın doğrudan NATO ile savaşmakta olduğunun güçlü bir işaretidir. NATO’yu yeniden yapılandırma hamlelerine bakarken bu unsurları mutlaka dikkate almak gerekiyor. NATO nerede başlar, İsrail nerede biter sorusunun yanıtı açıklayıcıdır. Gazze soykırımını bu kez Lübnan’da gerçekleştirmek isteyen İsrail’in NATO istihbaratı, NATO silahları ve NATO üyesi ülkelerin siyasi desteğiyle yol aldığının altı mutlaka çizilmelidir.

Ortadoğu’nun NATO saldırılarıyla kan deryasına dönüştüğü bir dönemde NATO Zirvesinin 7-8 Temmuz’da Türkiye’de yapılacak olması, hem NATO’nun yeniden yapılandırılması hedefiyle yakından ilişkilidir hem de Türkiye’ye yüklenecek yeni rollerle. NATO yeni bir büyük savaş hazırlığındayken, gerek jeo-stratejik konumu gerekse de genç nüfus kitlesi Türkiye’ye olan ilginin artmasını getirmiştir. Son yıllarda silah üretimine ağırlık veren ve bu konuda bazı başarılar elde eden Türkiye’nin egemenleri yüklenilecek yeni rollerin sağlayacağı kar kaynaklarının hayaliyle yaşamaktadır. NATO’da daha etkin bir konum geniş emekçi halk sınıfları için ölüm, yıkım ve yoksulluk, bir avuç parababası için süper karlar demektir. Faşist AKP-MHP iktidarı son yıllarda ciddi gerilemeler yaşamıştır. Son zamanlarda burjuva muhalefete yönelik baskı ve tutuklamalar esas olarak bu gerilemenin engellenememesinin ürünüdür. NATO’da daha aktif yer alma arzusunun gerisinde yatan önemli bir unsur, emperyalizmden elde edilecek mali ve siyasi destekle durumu toparlama umududur. Faşist iktidar bu karta oynayarak konumunu güçlendirme arayışındadır. Bu girişimin bölgesel sürecin akışında Türkiye egemenlerine ciddi avantajlar kazandıracağı aşikardır. İran’ın savaşta ortaya koyduğu yüksek performans bölgesel bir aktör olarak Türkiye’nin emperyalizm nezdindeki önemini daha da arttırmıştır. Faşist iktidar bu durumdan yararlanarak fiyatını yükseltmeye çalışıyor.

NATO Zirvesi öncesi Türkiye’de oluşturulan çeşitli mücadele platformları dünya halklarının düşmanlarına layık oldukları türden bir karşılama ve ağırlama sunmak için çalışıyor. Türkiye’de dünyayı kana ve ateşe boğan bu alçaklara karşı güçlü bir anti-emperyalist mücadele birikimi ve geleneği vardır. Bu gelenek ve birikim yeni büyük mücadeleler için hazırlanılırken dayanılacak en sağlam temeldir. Bu zirve güçlü mücadele birikiminin kitlelere taşınması için olanaklar sunmaktadır. Zirve Türkiye’de yapılmaktadır ve bu durum Türkiyeli devrimcilere özel görevler yüklemektedir ancak NATO ve emperyalizm karşıtı mücadele tüm dünya halklarının öncelikli gündemlerindendir. NATO ve emperyalizm karşıtı mücadele örgütlerinin oluşturacağı uluslararası birlikler, ortak kampanyalar içinden geçilen büyük savaş konjonktüründe özel bir önem kazanmıştır. Bunun için harekete geçilmesi yaşamsaldır.

Emperyalist-kapitalizm bunalım ve savaş üretir bu onun doğası gereğidir. Derin bunalımlar büyük savaşlar üretir ancak unutulmaması gereken önemli nokta, iki büyük emperyalist savaşın yarattığı dev yıkım ve kıyımların da devrimleri getirmiş olmasıdır. Birinci emperyalist savaşın alevleri arasından Ekim Devrimi yükselmiştir. İkinci emperyalist savaşın yarattığı yıkıntıların arasından Çin Devrimi, Halk Demokrasileri çıkmıştır. NATO VE emperyalizmin hazırlandığı büyük savaşın da benzer sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemeldir. NATO ve emperyalizm karşıtı örgütlülüğü ve mücadeleyi yükseltmeye çalışırken, bu tarihsel hakikat hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Dünya halkları için büyük tehlikeler ve fırsatlarla dolu bir dönemin kapıları sonuna dek açılmıştır. Devrimciler bu koşullar altında tarih yapıcı kimliklerini yeniden yapılandırabilir, dünya proletaryası ve dünya halklarıyla güçlü mücadele örgütlerinde bütünleşebilirler.

Paylaşın