15 Temmuz sonrasında faşist kurumsallaşma sürecini hızlandıran AKP-MHP faşist bloğu, güvenlik bahaneleri öne sürerek, binbir zorluklarla halka hizmet veren HDP belediyelerinin tamamına kayyumlar atadı. Belediyeler HDP’nin; halkla bütünleşmesi, toplumsal örgütlenmelerin kurulması, halkın kendini yaşamda var edebilmesi adına kullanabildiği en önemli araçların başında geliyor. Bu faaliyetler özellikle kadınların ve ulusal anlamda ezilen Kürt halkının kendi kimliğiyle yaşamda ve siyasal alanda bir nebzede olsa nefes alabileceği alanlar açıyordu. HDP, varoluş amaçlarından olan demokratik yaşamın inşasının en önemli yapı taşlarını bu araçlarla hayata geçirme imkanı elde ediyordu. Ve kayyum atamalarının asıl amacı bu örgütlenmelerin önüne geçmek ve -kırıntı halinde de olsa- var olan ve olabilecek demokratik her alanın yerle bir edilmesini amaçlıyor.
İktidar ve Sermayenin “Güvenliği”
Uygulamalara baktığımızda, kayyumların devletin propaganda ettiği gibi halk güvenliği ile hiçbir alakası olmadığını görüyoruz. Ortada bir “güvenlik” meselesi var ancak bu AKP-MHP bloğunun ve sermaye iktidarının güvenliğiyle ilgilidir. Tekçi, işçi sınıfı ve kadın düşmanı devlet aklı Gezi ve Kobane direnişleri sonrasında ülkenin hem batısından hem de doğusunda ağır darbeler alınca, bu iki gücün birleşerek kendisini yerle bir edebileceği gerçeğini gördü. Mevcut politikalarını da bu güçlerin birleşmesi korkusuyla şekillendirdi. Faşist iktidar, mevcut tüm politikalarını, bu iki gücü olabildiğince ayrıştırmak ve iki gücün de öncü güçlerini olabildiğince zayıflatmak üzerine kuruyor.
Kürdistan öznelinde
değerlendirdiğimiz zaman kayyumların, önceki dönemde
faaliyetlerini incelediğimizde; toplumsal örgütlenmeleri, kadın
kurumlarını, Kürt’e ve Kürtçeye dair herşeyi kapatan ve ortadan
kaldıran bir politika seyri izlediğini
görüyoruz. Kürt halkının onlarca yıldır verdiği
mücadeleyle kazandığı demokrasi ve
özgür yaşama dair bütün kazanımları bir gecede ortadan
kaldırılıyor. Bunların yanında belediyeler milyonlarca lira
borçlandırılarak bölgedeki AKP’lilere rant kapısı olarak
kullanılıyor. Soylu’nun “oradaki halk kayyum istiyor”
cümlesindeki “halk” bu rant şebekesinden
oluşuyor. Yapılan baskıya ve zulme rağmen halkın
kayyumlara ne dediğini çok değil daha 5 ay önce gerçekleştirilen
seçimlerle devletin resmi seçim
sonuçlarında gördük. Ki bu sonuçlar binlerce tutuklamanın,
gözaltının, işkencenin, zulmün ve
tehditlerin gölgesinde ortaya çıkan sonuçlardır. Baskının
nispeten az olduğu dönemlerde gerçekleştirilen seçimlerin
sonuçları biliniyor.
AKP-MHP faşizmi hem dışarıda hem içeride ağır başarısızlıklara ve sıkışmışlığa rağmen, politikasında hiçbir değişiklik göstermeden sürdürmeye devam ediyor. İktidar aklı elbette bu sıkışmışlığın farkında ancak en ufak bir geri adımın onlar için yıkım olacağı bildiğinden var gücüyle saldırılarına devam ediyor. Fark edemedikleri bir durum varsa o da mevcut politikalarıyla bulundukları “tehlikeli” durumu kendileri açısından daha “tehlikeli” hale getirdikleri. Tabi ki derdimiz onlar adına farkındalık yaratmak değil, tam tersine bunu kendi açımızdan görerek bu “tehlikeli” durumu onlar için daha “tehlikeli” hale getirmek ve iktidarın tek gayesi olan kendi bekasını yerle bir etmektir muradımız. En büyük gayemiz; halkların ve işçi sınıfının mücadelesini başarıya taşımaktır.
AKP-MHP faşizminin, özelde de Erdoğan’ın en iyi yaptığı şey sonuç ne olursa olsun, sonucu bir başarı olarak gösterebilmesidir. Bunu hem dış hem de iç politikada bu siyaseti çok rahatlıkla görebiliyoruz. AKP’nin neredeyse tamamen çöken Ortadoğu politikası, izlemeye çalıştığı rota, girdiği ekonomik çıkmaz, talan politikaları, ve iktidarını ancak olağanüstü biçimlerle sürdürebilir durumda olması yine aynı siyasi aklın ”üreticiliğiyle” evrilitip halka sunulmaya çalışıyor.
Savaş ve Sömürü
4. yılına giren, 24 Temmuz’da AKP eliyle başlatılan savaş, ülke içerisinde gerçekleştirilen bütün baskıcı politikalar ve faşizmin kurumsallaşmasında kitle rızası yaratmanın aracı olarak kullanıyor. Savaş öncesinde ise yapılan planlarda YPG, IŞİD’e karşı yenilecek, PKK Kuzey Kürdistandan çekilecek ve AKP Ortadoğu’da yayılmacı politikalarını rahat şekilde sürdürecekti. Ancak YPG/PYD , IŞİD’e yenilmesini bir kenara bırakalım, savaşta ve siyasal anlamda elde ettiği başarılarla bulunduğu coğrafyayı aşan bugün Kuzey ve Doğu Suriye bölgesini uluslararası arenada temsil eder duruma geldi. Faşist iktidarın, ülke içerisinde baskıyı artırmasını, bu başarısız dış politikalarından azade ele alamayız. İktidarını sürdürebilmek için dışarıda aradığını bulamayan AKP-MHP faşizmi içeride yaptığı saldırılarla “zafer”ler üretmeye çabalıyor. Suriye politikası dışında da Ortadoğu’da desteklediği ve güvendiği kalelerin birer birer yıkılışıyla daraldıkça daralan politikasında elinde kalan Kürt düşmanlığına yaslanarak ömrünü uzatmaya, bölgede halklara yönelik her türlü saldırılarla ömrünü uzatmaya çalışıyor. Bu bağlamda kayyum atamalarının tam da “Güvenli Bölge” tartışmalarının sürdüğü bir ortamda gerçekleşmesi tesadüf değildir.
Diğer taraftan ekonomik açıdan da AKP 17 yıllık iktidarının en zor günleri yaşıyor. Her dönem işçi sınıfı düşmanı bir ekonomik politika izleyen AKP, içinde bulunduğumuz son dönemde işçi sınıfına saldırılarını pervasızlaştırmış ve bu saldırıları “güvenlik” politikasının arkasına sığınarak gün geçtikçe artırıyor. AKP-MHP faşizmi iktidarını sürdürebilmek ve faşizmi kurumsallaştırabilmek için yürüttüğü savaş politikalarının bütün faturasını işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara, gençlere ve doğaya keserek, kendi iktidarını ayakta tutmaya çalışıyor. İşçi sınıfına “mermi” saydıran AKP-MHP faşist iktidarı patronlara daha ucuz iş gücü ve yeni pazar alanları sunarak zenginlerin balyalarına balya ekliyor. Vardıya arkadaşını kaybeden işçiyi X tane terörist etkisizleştirdik diyerek, çocuğuna oyuncak alamayanları sınıra sevk edilen “tanklarımızla”, fındığı dalında kalan çiftçiyi Afrin işgaliyle avutmaya çalışıyor. Kısacası bu savaş ve uzantısı olan kayyumların Türkiye işçi sınıfı ve Kürdistan halkına daha fazla açlık ve ölümden başka getirebileceği hiç birşey yoktur. Savaş politikasıyla işçinin cebine girmesi gereken 3 kuruştan 1’inin patrona 1’inin mermiye gideceği iyi kavranmalıdır ve kavratılmalıdır.
Faşist Politikalara Karşı Birleşik Devrimci Direniş
Kayyumlara karşı HDP’nin ve devrimci, demokrat güçlerin sergilediği tutum 15 Temmuz sonrası atanan kayyumlara karşı gösterilen tepkiye oranla daha diri bir tutumdur ve bunun devam ettirilmesi sokağın her ne koşulda olursa olsun terkedilmemesi gerekir. AKP-MHP faşizmi 15 Temmuz sonrası arkasına aldığı rüzgarın etkisiyle saldırdıkça saldırmaya çalışıyor ancak son yerel seçimlerde de gördüğümüz üzere artık kitleleri “15 Temmuz ruhu” ve “beka” gibi söylemlerle ikna edemiyor. Kayyumlara karşı yürütülecek mücadelenin bastığı zemin daha önce hiç olmadığı kadar kitleler gözünde meşru ve bu meşruluk zeminininin topyekün faşizme karşı mücadeleye evriltilmesi gereklidir. Sokak eylemlerinin gerçekleştirildiği alanlar iyi seçilmeli, devletin hazırlıklı olduğu ve önlemlerini arttırdığı alanlar dışında alanların açılması eylemlerin kitleselleşmesinin önünü açacaktır. Son 4 yıllık süreçte devletin bu eylemlere karşı geliştirdiği önlemlere karşı önlemlerin geliştirilmesi ve örgütlenmesi devrimci öncülerin ana görevlerindendir.
AKP-MHP faşizmi Türkiye ve Kürdistan halklarını ayrıştırarak iktidarını sürdürüyorsa biz de Türkiye ve Kürdistan halkları olarak birleşik devrimci direnişle bu insanlık ayıbı zihniyeti topraklarımızdan söküp atacağız. Birleşik devrimci direnişi dönemsel bir durum, faşizmin yenilgiye uğratılması olarak değil, bataklığa çevrilmiş olan Ortadoğu ve halklarının da kaderini temellerinden değiştirecek bir devrime taşıyacağız. Bugün bu bilinçle her alanda faşizmin politikalarına karşı mücadeleyi keskinleştirmek, birleşik devrimci direnişi örgütlemek ve halkları bir araya getirmek elzemdir. Birleşik devrimci direniş bilincinin toplumsallaştırılması; halkların ve işçi sınıfının bütün öfkesinin faşizme, kapitalizme ve burjuvaziye yönelmesini sağlayacaktır.
Birleşik devrimci direniş bilincinin açığa çıkarılma çalışması her alanda yürütülmelidir. Eyleminden propagandasına, bildirisinden sloganına, direnişinden “protestosuna” kısacası her politik faaliyette birleşik devrimci direnişi geliştirecek onu bilince çıkaracak tarz hayata geçirilmelidir. Bugün ülkedeki liberallerin dahi işaret ettiği gibi bu darbenin söküp atılacağı tek yer sokaktır. Her gün bir çok ilde, öfkeli binlerce insan sokağa çıkıyor, her gün benzer haberler servis ediliyor. Faşizm, halkın iradesine nasıl saldırdıysa buna karşı ses çıkaranlara da aynı biçimde saldırıyor. İnsanlar yerlerde sürükleniyor, gözaltına alınıyor, devletin bakanı kanallara çıkıp utanmadan darbesini güzelliyor. Bu döngüyü kıracak, öfkesi yoğun kitleleri bir adım öteye sevk edecek, Diyarbakır’daki öfkeyi İstanbul’a taşıyacak, faşizmin yeni bir gündemle kayyum darbesini ve var olan öfkeyi ”unutturmasına” izin vermeyecek öncü insiyatif gögüslenmeli, istikrarlı bir mücadele hattı kurulmalıdır. Halkların, ezilenlerin ”hafızası” güçlüdür. Kurulacak öncü birleşik mücadele hattıyla bu acı hafızanın hesabı sorulmalıdır.
