Umut Yazıları

Direnişler İşçilerin Bayramıdır!- Sedat Aydın


Bu günlerde ne yazık ki 1 Mayıs’ın anlamına ve işçi sınıfının ve ezilenlerin direniş ve mücadele tarihine uymayacak açıklamalar görüyoruz. Siyasi örgütler ve sendikaların, hizmet sektöründe şantiyelerde, marketlerde, kargoda çalışan ve her an virüs bulaşma ihtimali ile yaşamını sürdürürken işçi sınıfının kendilerine öncüleri dedikleri insanların, kendilerini nasıl karantinada tuttuklarına tanık oluyoruz. Bugün işçi sınıfı büyük bir tehdit altında. Bugün işçiler salgın günlerinde virüs kapma ihtimalini en yoğun şekilde yaşıyor ve buna rağmen çalışmak zorunda kalıyor. Hem de büyük bir çoğunluk açlık sınırının altında bir ücretle bunu yapmak zorunda kalıyor.
Salgında ölüm oranlarına baktığımızda işçi sınıfı bireylerinin ölüm oranının diğer sınıflara göre, orta ve üst sınıfın 3-4 katı olduğunu görüyoruz.
Uzun bir süredir Türkiye’de küreselleşmenin ve liberalizmin etkisinde ve patronla uyum içinde asıl ideallerinden vazgeçmiş ya da bu ideallerin, hayali olduğunu düşünen temsilciler tarafından işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu yönlendiriliyor olması Türkiye’de işçi sınıfı mücadelesinin bu noktaya gelmesinde bizleri şaşırtmıyor açıkçası. Birileri ya ofislerinden ya da farklı yerlerde işçiler adına açıklama yapıyor ve işçi sınıfının seslerini duymadığından yakınıyor.
İşçi sınıfı içinde örgütlü ve üye sayısının çoğunlukta olduğunu iddia eden siyasi partilerde vardı. Ne yazık ki işçi sınıfının ezim ezim ölümüne ezildiği bu günlerde onlarda kendi başının derdine düşmüş durumdalar.Ya da doğru örgütlenme yapamamışlar.
Ben hayatının büyük bir bölümünü şantiyelerde geçirmiş bir işçiyim. Bir hafta önce Galataport şantiyesinde kaptığı virüs nedeniyle kaybettiğimiz Hasan Oğuz’u çok iyi tanıyordum. ‘Hasan Oğuz’, ‘Dev-Yapı İş’ sendikamızın yöneticisiydi. Hasan Oğuz, örnek bir işçi önderi ve örnek bir devrimciydi… Hasan Oğuz hem kişiliği hem devrimciliği hem hayatın zorluklarını, yokluklarını yaşayarak çözümler üreten değerli çok değerli bir arkadaşımızdı. O Türkiye’de ve dünyada işçi sınıfının tarihini biliyor ve işçi sınıfının kurtuluş yolunun bizzat işçi sınıfı içinde örgütlenerek kendine ve işçi sınıfına yabancılaşmadan yaşadığı pratik örnekleri ile bize gösteriyordu… Bugün var olan sendikalar ve işçi sınıfını temsil ettiğini düşünen örgütler, tamamen işçi sınıfına yabancılaşmış. Ne yazık ki ofislerinden farklı alanlardan işçilere seslenecekler, işçiler de kendilerini duyacak ve bu sesle işçi sınıfı harekete geçecek yanılgısındalar. Pandemiyi yaşadığımız bu günlerde bile Türkiye’de işçi sınıfının herhangi bir tepkisinin olmaması bugün bana şu atasözünü hatırlatıyor.
‘Ne ekersen onu biçersin.’
Dünya işçi sınıfı tarihini okuyarak öğrendim, Türkiye işçi sınıfı tarihini 1980 sonrasında yaşayarak ve içinde bulunarak öğrendim. Sendikaların ve işçileri temsil eden örgütlerin her direniş sonrası geri talepleri ve geri istekleri bugünkü işçi sınıfı mücadele biçimini getirdi.1 Mayıs öncesinde de 1 Mayıs talepleri yükseldi. Bu talepler işçi sınıfının kalan haklarını koruma üzerinde şekillendi. Türkiye’de işçi sınıfının hakları son 30 yıldır taşeron sistemi, fason üretim ile paralel olarak ve aşamalı olarak hükümetlerin birbirini takip eden politikaları ve temsil ettikleri üst sınıfın kar ve çıkarlarına göre budandı. İşçi sınıfının haklarını koruma refleksi, geçmişe dönük bakarsak işçi sınıfı haklarını daha da geriye düşüreceği, yaşanmış örnekleriyle önümüzde duruyor.
Kapitalizmin, dünyanın krizi ve krizin üstüne pandemiyi yaşadığı ve hem krizi hem de pandemiden kurtuluşu işçi ve emekçi yığınların daha vahşi ve daha acımasız sömürme, ölümüne güvencesiz çalıştırma politikası üzerinden kurtuluşu aradığını açık ve net olarak görüyoruz. Bunun karşısında işçi sınıfının talepleri çok geri talepler olarak karşımızda duruyor. Krizden sonra hayatın değişip
başka bir hayata geçileceği iddiası da var. Görünen o ki kapitalistler organize ve örgütlüler. Şu an iktidarı ve gücü ellerinde tutabilecek durumdalar. Eğer bu şekilde ilerlerlerse hayatın işçi sınıfı cephesinden akışı, kapitalistler ve sermaye daha güçlü bu durumdan kurtulacak. İşçi sınıfı bütün hakları elinden alınmış köleler gibi kalacak.
İşçi sınıfının bu mücaleden daha güçlü ve örgütlü çıkmasının tek bir yolu var. Var olan kapitalist iktidardan daha organize ve daha örgütlü olması ve emekçi yığınların karşısına alternatif ve güçlü bir örgüt olarak çıkması.
Yakın dönemde hatta uzun bir süredir işçi sınıfının çıkarına ciddi kazanılmış bir hak yok. Ve var olan bugünkü kapitalist hükümette kapitalist sermayenin çıkarlarını, işçi sınıfına ve emekçilere karşı en üst düzeyde ileri götürme görevi üstlenmiş.
İşçi sınıfının, emekçilerin hakları bu durumda daha da geriye düşüyor. Bu dönemde sınıf çelişkilerinin hem kapitalist devlet hem hükümet eliyle keskinleştiği, işçi sınıfının kendini yalnız ve kimsesiz gördüğü bir dönemde 1 Mayıs bir milad niteliğindeydi.
Özellikle bugün evde kal çağrılarının ve ‘Biz bize yeteriz Türkiye’ reklamlarının, maden işçilerini, şantiye işçilerini, market işçilerini, kargo ve fabrika işçilerini kapsamadığı çok açık. Kapitalist sömürü bu kadar keskinleşmiş ve işçi sınıfını bir mengeneye sıkıştırdığı bu günlerde işçi sınıfı mücadelesi de keskin ve organize bir şekilde gelişmeli. İşçi sınıfının önünde durduğunu söyleyen
sendikalar, siyasi örgütler ve işçi önderleri işçi sınıfının iktidarı üzerinden politikalar üretmeli, işçi sınıfına yabancılaşmadan, işçi ve emekçi sınıfların içinde yer alarak pratik olarak ilmek ilmek örerek işçi sınıfının kurtuluşu yönünde adım atmalılar.
1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik çalışma için Şikago’da işçilerin başlattığı ve 3 gün süren direnişlerde 4 işçi idam edildi, 4 işçi müebbet hapis cezası aldı. Türkiye’de 1977 yılında Taksim Meydanı’nı dolduran işçilerden 37 işçi vurularak veya panzerle ezilerek öldürüldü.
1 Mayıs’ın anlamı işçi sınıfının direnişidir. Türkiye işçi sınıfı 1924lerde Takrir’i-sükun yasaklarını gördü, o dönem ki hükümetin çiçek ve bahar bayramı diyerek 1 Mayıs’ın anlamını ve içeriğini boşaltmalarına izin vermedi, binlerce kez bedel ödeyerek haklarını kazandı.
Türkiye’de işçi sınıfının 1 Mayıs kutlamalarının nasıl yapılacağına sendikalar karar veriyor
ya da bu konuda belirleyiciler. Var olan baskılar nedeni ile Taksim Meydanı’ndan 2-3 yıldır vazgeçiş işçi sınıfı mücadelesini de geriye düşürmüştür. 1 Mayıs, işçiye, direndiğinde bayramdır. Yoksa farklı alanlarda geri taleplerle ve geri adımlarla 1 Mayıslarda bir araya gelmenin aslında işçi sınıfını da geriye düşürdüğünü ve düşüreceğini yaşıyor ve görüyoruz. İşçi sınıfı fabrikada, şantiyelerde, depolarda marketlerde çalışıyor, kapitalistler onların hayatının tehlikede ve pandemiden muaf tutulmasından rahatsız değil… Aksine kapitalizm bu süreçte belirgin krizden kurtuluşun bütün yükünü işçi sınıfına yüklemiş durumda. İşçi sınıfın ve emeğin öncüleri de bu durumu gören yerden ve bu duruma uygun sokağı tutarak ve işçi sınıfının iktidarının sokaktan ve direnişten geçtiğini görerek planlama yapmaktır. Bakırköy Meydanı’na razı olma, Maltepe Meydanı’na razı olma, evde kal çağrılarına uyma ve razı olmanın işçi sınıfı mücadelesine ve 1 Mayıs’ın direniş bayramı kültürüne uymayacağını görmek gerekir. Gelişecek her politik adımın işçi sınıfının çıkarına gelişmesi ancak sosyalist idealleri, işçi sınıfının iktidarını ideali ve ideolojisine dönüştürmüş devrimcilerin işçi sınıfı içinde ve önünde olması gerektiği kaçınılmazdır. 1 Mayıs devrimci karakterlerin bizzat işçi sınıfının içinde ve önünde olduğunda anlam kazanacaktır. Sonuçta işçi sınıfı haklarını alırken geçmişte bir gül bahçesinden almadı haklarını.
Yasaklarla, idamlarla, suikastlerle, öldürülerek, vurularak bu durumlarla yüzleşerek direne direne aldı. Emekçi yığınları direne direne tarihe adını yeniden yazacaktır.
Şantiye İşçisi
Sedat AYDIN

Paylaşın