Borç sarmalı içinde olan çiftçi üretemiyor, tarım politikaları şirketleşmeyi esas alıyor. Gıda fiyatları uçarken, şehirde yaşayan insanlar sağlıklı gıdaya da ulaşamıyor
Ekonomik krizi daha da derinleştireceği öngörülen bütçe tartışmalarında üretim için ayrılan pay yetersiz. Tarım ve Orman Bakanlığı 2021 bütçesi, yüzde 25,5 artışla, 64,6 milyar TL ‘ye ulaşsa da, bunun ne kadarının üreticilere harcanacağı konusu belirsiz. BM Tarım Örgütü’nün son verilerine göre Türkiye 23,7 milyon hektar ile Avrupa’da en büyük tarım arazisine sahip ülke. Ancak buna rağmen buğday, mısır ve arpa başta olmak üzere birçok üründe ithalat temel alınıyor.
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İzmir Şubesi Başkanı Tevfik Türk, Tarım Kanunu’na göre Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 1’inin tarıma destek olarak verilmesi gerektiğini hatırlatarak, uzun yıllardır bu desteğin verilmediğini söyledi. MA’nın aktardığına göre, destek adı altında atılan adımların yardım boyutunda kaldığını belirten Türk, “ 2021 yılı için açıklanan destekler 2022 sonunda ödeniyor. Örneğin pamukta hasat bitti. Ama üretici bu sene ürettiği pamuğun desteğini 2022 yılı sonunda alacak. Mazot ve gübre gibi girdilerin desteğini, hasattan bir yıl sonra almanın bir anlamı olmuyor” dedi. Pandemide çıkarılan kredilerinden küçük aile çiftçilerinin değil, tarımla uğraşan büyük şirketlerin yararlandığını söyleyen Türk, “Sürdürülen neoliberal tarım politikaları, şirket tarımını ve şirketleşmeyi ön plana çıkaran bir yaklaşım içerisinde. Bunun sonucunda küçük aile çiftçileri tarımdan uzaklaştı” ifadelerini kullandı.
Çiftçi değil şirketler esas
Çiftçilerin “borç sarmalı” içinde olduğunu ve neredeyse tüm arazilerin çeşitli bankalara ipotek ettirildiğini aktaran Türk, söz konusu bankaların çoğunun ise yurt dışı bağlantılı olduğunu söyleyerek, şunları ekledi: “Bu borçlar ödenemediği takdirde bu toprakların haczi söz konusu olacak. Devlet kendi çiftçisine vermediği desteklemeyi, başka ülkelerde toprak kiralamaya harcıyor. Buğday taban fiyatı açıklandı. Daha hasat devam ederken Toprak Mahsulleri Ofisi verdiği taban fiyatın çok daha fazlasına ithalat gerçekleştirdi. Demek ki o parayı verebiliyorsun. Bunu yerli üreticiye versen önümüzdeki yıl daha fazla üretmesini sağlayacaksın. Buradaki amaç çiftçinin üretmesi değil, şirketler aracılığıyla tarımı yönetmektir.”
Özel sektörün ihtiyacına göre…
Türk, Toprak Koruma Kanunu’nda “Arazi kullanım planlamaları yapılır” maddesi yer almasına rağmen, Tarım Bakanlığı’nın 2005 yılından beri bu planlamayı yapmadığını aktardı: “Bir arazi planlaması olmadığı için ürün planlaması da yok. Çiftçiler yönlendirilmiyor, tek başına bırakılıyor. Bu da bir yıl bazı ürünlerin para etmesi, ertesi yıl para etmemesine neden oluyor. Halbuki hangi üründen nerelerde ekileceğini, bunların iç piyasaya ve ihracata sunum miktarları ve o yıl az olan ürünlerin ekmeye devam ettirilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerekiyor. Sistemi tamamen kendi dinamiklerine ve özel sektörün ihtiyacının tedarik edilmesine bırakıyoruz. Bu şekilde de tarımı bitirmiş oluyoruz.”
Sağlıklı gıdaya ulaşılamıyor
İlaç, tohum, gübre gibi ürünlere ise yüzde 400’e varan zamlar yapıldığını hatırlatan ve buna karşılık üreticinin ürünü satarken yüzde 1’lik bir fark aldığını söyleyen Türk, üreticinin tarımdan uzaklaştırıldığını belirterek, “Üretimden uzaklaştığımız zaman doğrudan ithalata yöneliyoruz. Ne yazık ki 1980 sonrasında hükümet politikaları üretimden çok ithalata yöneldi. Bu tarım politikaları bizim kendi kendimize yeterlilik oranını azaltıyor. Çiftçilerin tarımdan uzaklaşması şehirde yaşayan insanların sağlıklı gıdaya ulaşamaması demektir. Gıdaları her zaman için çok daha yüksek fiyattan alması demektir” diye belirtti.
‘Baş ‘beka’ tarımdır’
Tarımın sürdürülebilir hale gelmesi için “kamucu politikalar” geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Türk, öncelikle tarımda dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini ifade ederek, şunları ekledi: “Üretici gübreyi, mazotu, ilacı, tohumu dışarıdan alıyor. Artık üretici hasat ettiği üründen tohumluk ayırarak üretimini gerçekleştiremiyor. Her yıl tohum almak zorunda. Bu sistemde olduğu zaman doğal olarak dolardaki artışlar bir sonraki yıla önünü göremez duruma getiriyor. Birçok üründe yapılan KDV ve ÖTV indirimleri tarımsal girdilerde yapılmıyor. Tarım politikalarının bu anlamda komple değişmesi gerekiyor. Tarım özel sektörün eline bırakılmayacak kadar stratejik bir sektördür. Uluslararası firmalara teslim edilemeyecek kadar beka sorunudur. Eğer biz bu toprakların bekasını konuşuyorsak baş beka tarımdır. Bunu net olarak ortaya koymamız gerekiyor.”
Yeni Yaşam Gazetesi
