Dünyanın efendileri her yıl olduğu gibi İsviçre’nin Davos adlı tatil beldesinde bir kez daha toplandı. Davos toplantıları, dünyanın efendilerinin dünyanın gidişatı ve gelecek tasarımlarına dair görüş ve değerlendirmelerini öğrenmek için olanak sağlar. Bu toplantılarda yürütülen tartışmalar, sermayenin yönelişlerini kavramak bakımından yararlıdır. Bu yılki Davos toplantılarına ABD Başkanı Trump’ın damgasını vurması bekleniyordu ve öyle de oldu. Trump Davos’ta yaptığı konuşmada esas olarak NATO müttefiği Avrupa’yla olan anlaşmazlıkların ne derece derinleştiğini açıkça ortaya koydu.
Davos toplantılarını düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı “Küresel Riskler Raporu 2026”da vurgulanan bir öge, Trump’ın konuşmasının daha berrak kavranabilmesine olanak sağlıyor. Bu öge raporda “kalıcı rekabet çağı” olarak ifade edilmiş. Emperyalist-kapitalizmin gidişinin işbirliğine değil güç rekabetine yol açtığının tespit edildiği metinde, bu durumun “jeo-ekonomik çatışma” riskini arttırdığına dikkat çekiliyor. Raporda, “kalıcı rekabet çağı” göstergeleri olarak, çok taraflılığın gerilemesi, hukukun aşınması ve kuralların yerini güç ilişkilerinin almasına işaret ediliyor.
Davos’un en fazla ilgi çeken konuşmasını yapan Kanada Başbakanı Mark Carney, Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna paralel olarak şu ifadeleri kullandı: “Kanada gibi ülkeler on yıllar boyunca kurallara dayalı uluslararası düzen dediğimiz koşularda zenginleşti. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden faydalandık. Ve bu sayede, onun koruması altında değerlere dayalı dış politikalar izleyebildik.
Bu uluslararası kurallara dayalı düzenin hikayesinin kısmen uydurma olduğunu, en muktedir olanların işlerine öyle geldiğinde kendilerini kurallardan muaf tutacağını, ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını ve uluslararası hukukun, zanlı veya mağdurun kimliğine bağlı olarak değişen bir titizlikle uygulandığını biliyorduk.
Bu hikâye faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası, kamu malları, açık deniz yolları, istikrarlı bir finansal sistem, ortak güvenlik ve anlaşmazlıkları çözmek için çerçeveler sağlamaya yardımcı oluyordu.
Bu yüzden pencereye tabelayı astık. Ritüellere katıldık ve söylem ile gerçeklik arasındaki boşlukları dile getirmekten büyük ölçüde kaçındık.
Bu uzlaşı artık işlemiyor.
Açık konuşayım. Bir geçiş değil, bir kopuş dönemindeyiz.
Son yirmi yılda, finans, sağlık, enerji ve jeopolitik alanlarındaki bir dizi kriz, küresel aşırı entegrasyonun risklerini açıkça ortaya koydu. Ancak son zamanlarda büyük güçler, ekonomik entegrasyonu silah olarak, gümrük vergilerini kaldıraç olarak, finansal altyapıyı baskı aracı olarak, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zaaflar olarak kullanmaya başladılar.”
Kanada başbakanı emperyalist-kapitalizmin temel bağımlılık ve sömürü ilişkilerini dünyaya senelerce “kurallara dayalı düzen” olarak sattık ancak ne zaman ki derinleşen bunalım sırayı bize getirdi, ABD güçlü pençelerini bize doğru uzatmaya başladı, bu oyunun artık sürdürülemez olduğunu kavramaya başladık, demek istiyor. Emperyalist-kapitalist dünya gerçekliğinin onun şeflerinden biri tarafından bu açıklıkla ortaya konulması “kalıcı rekabet çağı” olarak ifade edilenin boyutlarını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Rekabetin kapitalist ilişkilerin doğasında bulunduğu ancak bunalımın derinleştiği evrelerde savaş ve yıkımı beraberinde getirdiği iyi bilinir. Kanada başbakanının sözünü ettiği, “geçiş değil kopuş” dönemine tam da bu noktadan bakmak gerekiyor. Amerikan emperyalizmi giderek zayıflayan hegemonik konumunu yeniden kazanmak için ekonomik, politik ve askeri hamlelerini geliştirdikçe eski döneme ait ittifak ilişkileri sarsılıyor. Avrupa’nın büyük aktörleri ve Kanada gibi ABD müttefikleri bu sarsıntıları doğrudan yaşıyor.
Ukrayna konusundaki tutum farklılığından sonra Grönland hakkındaki açıklamalarıyla Avrupalı müttefiklerini sarsan Trump, Almanya, İngiltere, Fransa’dan gelen karşı açıklamalar nedeniyle yaptığı bir konuşmada müttefiklerini yeni gümrük vergileriyle tehdit etti. Bu tehdit borsalarda ve Avrupa hükümetleri üzerinde ciddi etkiler yarattı ancak Davos’ta konuşan Trump, burada yaptığı görüşmelerde Avrupa ülkeleriyle “gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesine” ulaştıklarını açıkladı. ABD ve AB arasında yeni ticaret savaşları anlamına gelen ek gümrük vergileri yürürlüğe girmeyecekti. Anlaşmanın kapsamı hakkında çok az bilgi verildi ancak belli ki Trump artık alışılan tarzıyla bir kez daha müttefiklerine kartlarını göstermiş ve uzlaşma adımı için yeni tavizler elde etmişti. ABD’nin bu yeni hamlelerinin yarattığı etkileri görmek için başvurulması gereken önemli unsurlardan biri Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’dir. ABD emperyalizminin Avrupa’daki yeminli uşaklarından biri olan Leyen, Trump’ın tehditleri sonrasında Davos’ta yaptığı konuşmada, “Avrupa Birliği’nin bağımsızlığının yeni bir biçimini inşa etmek zorundayız. Nostalji eski düzeni geri getirmeyecek. Eğer bu değişim sürekliyse, Avrupa’da sürekli bir değişim içinde olmalıdır.” dedi. Leyen’in bile bunları dile getirmek zorunda kalması, yaşanan sarsıntıların şiddetini göstermesi açısından önemliydi. Leyen’in sözleri önemliydi ancak dahası vardı. Belçika’nın sağcı başbakanı Bart De Wever Davos’ta şu sözleriyle ABD ile AB arasındaki ilişkiye gönderme yapmıştı: “Mutlu bir vasal olmak başka, mutsuz bir köle olmak başkadır.” Bu açık sözlerden de net olarak görülüyor ki, ABD’nin sert hamleleri uşakları AB şeflerini son derece sıkıştırıyor.
Trump’ın Avrupalı müttefiklerine yönelik sözlerinin bir kısmı, konuşanın yapıldığı salonun buz kesmesine neden oldu. Trump Grönland’ı Çin ve Rusya’nın faaliyetlerini sınırlamak için, güvenlik nedeniyle istediğini söylerken, “Biz olmasaydık hepiniz şu anda Almanca konuşmak zorunda olurdunuz” diyerek 2. Emperyalist Savaş’ta Nazi Almanya’sını ABD’nin yenilgiye uğratarak Avrupa’yı kurtardığı yalanını bir kez daha yineledi. Avrupalı emperyalistlerin bu yalana karşı ileri sürecekleri ciddi bir argümanları yoktu çünkü bu yalanın üretilmesi ve yaygınlaştırılmasında ABD’yle uzun yıllar ortaklık yapmışlardı. Komünizme karşı “kutsal savaşta” ABD önderliğini kabul eden Avrupalı emperyalistler, savaşın bitişinden beri Sovyetler Birliği’nin ve Kızıl Ordu’nun faşizmin diz çöktürülmesindeki merkezi ve öncü rolünün görünmez kılınması için ABD ile ortak faaliyet yürütmüş, tarihsel gerçeklerin çarpıtılması için yoğun çaba harcamıştı. Trump şimdi onlarla alay ederek, Avrupalı mütefikleri ortak yalanlarında boğuyordu. İlginç bir nokta, Trump’ın bu konuşmayı nüfusunun çoğunluğunun Almanca konuştuğu İsviçre’de yapmasıydı.
Trump’ın Davos ajandası genişti. Trump’ın Rusya özel temilcisi Steve Witkoff’da Davos’taydı. Katıldığı bir forumda yaptığı konuşmada, Ukrayna savaşıyla ilgili olarak, “Eğer her iki tarafta bunu çözmek istiyorsa, çözeceğiz. Bana göre, sorunu tek bir soruna indirgedik. Bu da çözülebilir olduğu anlamına geliyor.” dedi. Bir kaç gün içinde Rusya’yı ziyaret edeceğini belirten Witkoff sonuç almaya yakın olduklarını bir kez daha ifade etti. Trump da Davos’taki konuşmasında, “Moskova ile Kiev’in bir anlaşmaya çok yakın olduklarını” söylemiş, “artık bir araya gelip bir anlaşma yapabilirler” demişti.
Avrupalı müttefikleri öfkeye boğan Trump ve Witkoff’un bu açıklamalarından sonra Davos’a gelen Ukrayna devlet başkanı Zelenskiy Trump’la görüştü. Görüşmenin ardından basına konuşan Zelenskiy’de Avrupalı liderleri eleştiriyordu. Sürekli olarak en güçlü ve kararlı müttefikleri olarak Avrupalılara işaret eden Zelenskiy Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğini yeterli bulmadığını ifade etti.
Zelenskiy’nin konuşmasındaki şu ifadeler dikkat çekiciydi: “Daha geçen yıl, burada Davos’ta, konuşmamı ‘Avrupa’nın kendini nasıl savunmasını bilmesi gerekiyor’ diyerek bitirmiştim. Bir yıl geçti ve hiçbir şey değişmedi. Avrupa hala Grönland modunda: Belki birileri bir şeyler yapar. Herkes Grönland’a dikkat etti ve çoğu liderin bu konuda ne yapacağından emin olmadığı açık. Herkes Amerika’nın bu konuda sakinleşmesini bekliyor gibi görünüyor, konunun kendiliğinden geçip gideceğini umuyor. Ama ya geçmezse: o zaman ne olacak?”
Avrupa’nın merkez ülkelerinin yönetimlerine bu eleştirileri yönelten Zelenskiy konuşmasında, üye olarak kabul edilmemesine rağmen NATO’nun gerçek fedaisinin Ukrayna olduğunu şöyle ifade etti: “Grönland’a 14 veya 40 asker göndermek neyi amaçlıyor? Bu Putin’e ne mesaj veriyor? Çin’e? Ve belki de en önemlisi, Danimarka’ya ne mesaj veriyor?” Emperyalist Transatlantik ittifakındaki karmaşanın boyutları Zelenskiy’nin sözlerinde tam karşılığını buluyor. AB ve NATO üyesi Danimarka’nın bir parçası olan Grönland’ı almak isteyen ABD. Trump’ın tehditlerine karşı Grönland’a komik sayıda asker gönderenler ABD müttefiki ve NATO üyesi Avrupa ülkeleri. Zelenskiy bu gerçeğe rağmen Grönland konusunda konuşurken Rusya ve Çin’e verilecek mesajlardan söz ediyor. Zelenskiy Davos’ta emperyalist efendilerine bizde sizin çıkarlarınız için ve sizin savaşlarınızda ölecek insan çok, yeter ki siz ödeyeceğiniz paradan söz edin, diyor. Zelenskiy’nin konuşmasında dile getirdiği, “Rus savaş gemileri Grönland yakınlarına gelirse ne yapacağımızı biliyoruz. Bu konuda yardım edebiliriz.” sözleriyle, Rusya’yı yıpratma savaşınızda bizim sizler için nasıl savaşacağımızı gördünüz, yüz binleri sizin için ölüme gönderebiliyoruz, yarın öbür gün Çin’le savaşınız için daha fazla ölecek insana ihtiyacınız olacak, paraları hazırlayın biz sizin savaşınız için hazır bekliyoruz, diyor.
Amerikan emperyalizmi vasallarının niteliğini çok iyi bildiği için Zelenskiy’nin bu sözlerini gülerek karşılıyor. Zelenskiy basın toplantısında, Cuma ve Cumartesi günü Ukrayna delegasyonunun üçlü görüşmeler için Birleşik Arap Emirlikleri’nde olacağını açıkladı. Üçlü görüşme, ABD, Rusya ve Ukrayna delegasyonları arasında gerçekleşecek. Daha önce ele geçirdiği topraklardan çekilmediği takdirde Rusya’yla hiçbir görüşmenin yapılmayacağını söyleyen Zelenskiy’nin ABD baskılarıyla bu tutumundan vazgeçtiği anlaşılıyor. ABD eliyle bu savaşa taraf edilen ve milyarlarca Euro akıtan Avrupa’nın BAE’deki masada kendine yer bulamaması vasalların maruz kaldığı muameleyi göstermesi bakımından önemli. Vasallar ancak Rusya ve Çin’e işaret ederek efendilerinin nezdinde önem taşıdıklarını kanıtlamaya çalışıyor. “Rekabet çağı” sarsıntılarını ABD emperyalizminin müttefikleriyle ilişkileri bağlamında izlemek verimlidir. Bu sarsıntılar giderek daha şiddetlenecektir.
