Bugün, Amerika Birleşik Devletleri emperyalizminin askeri aygıtı ile İsrail Siyonist yayılmacılığının bölgesel kapsamını genişleten saldırılarına tanık oluyoruz. Bu güçler uzun yıllardır kendi hegemonik çıkarları uğruna Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışmakta; bunun bedelini ise emekçi halklar, yoksullar, kadınlar ve gençler ödemektedir.
Emperyalist saldırganlık ve Siyonist yayılmacılık, kapitalist sistemin kaçınılmaz tarihsel sonuçlarıdır: devletlerarası çıkar çatışmaları silahla çözülür, kanlı bloklar halklara ölüm ve göç dışında bir şey vadetmez. Bu mantık, Irak’ı, Afganistan’ı, Libya’yı, Suriye’yi, Filistin’i cehenneme çevirmiştir ve bugün yeni bir cendereyi bölgede harekete geçiriyor. Ortadoğu’nun bir yerinde çatışma şiddetlenirken, komşu halklar yıkımın yayılmasını izlemekte; sınırlar sadece egemen sınıfların çıkar haritalarında vardır. Böyle bir savaşın tek sonucu, her yerin Suriye’nin uzun, hasarlı gece gibi iflas ettiği bir savaş alanına dönüşmesi riski olacaktır.
Kapitalist emperyalizm ile siyonist yayılmacılık el ele verdiğinde, savaş sadece iki güç arasında kalmaz; bölgesel bloklar çekişmeli hale gelir, savaş ekonomileri derinleşir, toplumsal parçalanma yoğunlaşır. Bildiğimiz gibi, Filistin’deki uzun süreli saldırılar, binlerce sivilin ölümü ve altyapının neredeyse tamamen yok oluşuyla sonuçlandı; Gazze’de hayat sivillerin yıkıntılar arasında yeniden inşa edilmeye çalışıldığı bir cehennem halini aldı. Bu yeni saldırı dalgasıyla tüm bölge Gazze yapılmak isteniyor.
Bugün yeniden hortlayan savaş riskinin özü şudur: Emperyalist güçler kendi iktidar bloklarının güvenliği adına, değil halkların yaşamını garanti altına almak için saldırdıkları yalanıyla halkları aldatmaya çalışıyor. Siyonist yayılmacılık, askeri üstünlüğü kendi ideolojik ve bölgesel hakimiyetinin aracına dönüştürerek halklar arasındaki dayanışmayı tükenmeye mahkûm etmektedir. Böyle bir iklimde Orta Doğu’nun her yerini Suriye ve Filistin gibi uzun yıpranmış, yaralarını sarmaya çalışan, “normal” hayata dönmek için on yıllarca mücadele eden bir coğrafyaya çevirmek tehlikesi vardır.
Bu savaşa karşı durmak, sadece saldırıyı durdurmak değildir; aynı zamanda bu hegemonik güçlerin kâr ve nüfuz hırsına karşı halkların ortak dayanışmasını büyütmektir. Emperyalizm ve siyonizm sadece savaşların sorumlusu değil; bunlar aynı zamanda halkların özgürleşme perspektifini de boğan ideolojik ve ekonomik bloklardır. Bu nedenle:
Emperyalist saldırganlığa karşı uluslararası işçi sınıfı ve halkların özgürlük mücadelesini yükseltmeliyiz.
Siyonist yayılmacılığın ideolojik ve maddi altyapısına karşı işçi sınıfının ve ezilen halkların enternasyonal dayanışmasını güçlendirmeliyiz. Halkların kaderini kendi ellerine alma talebini, savaşın ölümüne karşı somut örgütlü mücadeleyle ifade etmeliyiz.
Savaş, halkların düşmanı olan emperyalizm ve siyonist yayılmacılığın ideolojik refleksidir. Bizler diyoruz ki: Zafer, halkların sınıfsız, eşitlikçi, sömürüsüz dünyasını inşa etme perspektifiyle verilecek mücadelede mümkündür.
