Umut Yazıları

Röportaj – Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi: Barınakta hayat yok sokakta olacak! – Dilara Çelik

Çankaya Belediyesi Başkanı Hüseyin Can Güner’in düzenlediği “İkinci Yılımızda Hesap Veriyoruz” başlıklı halk toplantısında, Ankara’da öldürülen sokak hayvanlarının hesabını sormak için alana giden hayvan hakları savunucuları saldırıya uğradı. O gün yaşananları, inisiyatifin taleplerini ve 25 Nisan’da yapılacak eylemi Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi’nden Tuğan Mecal ile konuştuk.

Dilara Çelik: Tuğan, bize o günü anlatabilir misin? Alanda taleplerinizi dile getirebilseydiniz, neler talep edecektiniz? Hangi eleştirileriniz vardı?

Tuğan Mecal: Aslında bu belediyelerin hayvanlara yönelik uygulamalarına karşı gerçekleştirdiğimiz ilk protesto değildi. Daha önce de, geçen yıl Mayıs ayında, Mansur Yavaş’ın katıldığı bir mitinge protesto için gitmiştik. Orada da benzer şeyler yaşamıştık. O gün herkes alana pankartıyla alınırken polis bizi engelledi. İçeri girebilmek için ciddi şekilde direndik. Hatta bir noktada güvenlik şubeden biri bize, “CHP’yi arayın, onaylasınlar, biz de sizi içeri alalım” dedi. Elbette böyle bir şey olmadı. Sonrasında KESK’ten destek geldi. KESK Hayvan Hakları Komisyonu’ndan destek verenler oldu ve onların kalabalığıyla birlikte içeri girebildik. Orada da yine organize bir grupla, bir çeteyle karşı karşıya kaldık. Flamalı, 30-40 kişilik bir grup önümüze geçti. O dönem “Öğrencilere de, hayvanlara da özgürlük” yazılı pankartımızı açmaya çalışmıştık. Pankartımızı çekip aldılar, bizi itip kakmaya başladılar. Fiziksel şiddete o zaman da uğramıştık.

Bu son eylemde ise belli ki önceki yaşananlardan “ders çıkarmışlar.” Polis en baştan bize, “İçeride size saldırırlarsa ne yapacaksınız? Biz sizi koruyamayız, içeriye zabıta bakıyor” dedi. Ama içeri girdiğimiz anda da bizi takip etmeye başladı. Sanki olacaklardan haberdar gibiydi. Zaten bunu açık biçimde görüyorduk. Polis, bize saldıran grubun hemen yanındaydı; nasıl örgütlendiklerini, nasıl organize olduklarını izliyordu. Biz içeride birkaç kez yer değiştirdik. Etrafımız mafyatik görünümlü, sert bakışlı erkekler tarafından sarıldı. Sonunda daha boş bir alana geçtik ama bu kez önümüzde filamalı 30-40 kişilik bir grup örgütlendi. Biz pankartı açana kadar beklediler. Pankartı açar açmaz da saldırdılar. Önce pankartımızı elimizden aldılar. Bu kez protestomuzu yapamadık bile. Pankartımızı açmamıza dahi izin vermediler. Üstelik bütün bunlar görüntülerde de var. Polis o sırada araya girmedi. Bizi filamalarla, sopalarla vurarak geriye doğru sürdüler. Çok ciddi bir saldırıydı. Biz darbe aldık, sarsıldık, bir izdiham yaşandı. Sonrasında polis araya girdi ama bizi koruyormuş gibi yaparak. Gerçekte hem saldırganlar tarafından hem de polis tarafından darp edildik. Polis beni de darp etti, avukat bir arkadaşımızı da darp etti. Daha sonra gördük ki saldırganlardan bazıları belediye personeli. Bunu tespit ettik ve suç duyurusunda bulunacağız. İçlerinden bazıları bize yumruk attı. Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi’nden bir Barış Akademisyeni arkadaşımız da oradaydı; onu ve beni yumruklayarak darp ettiler. Bunların da görüntüleri var. Biz orada suç duyurusunda bulunmak, işlem başlatılmasını istemek istedik. Ama polis saldırganlara işlem yapmak yerine bizi alandan sürmeye çalıştı. Bana da “Kendin hastaneye git” dendi. Yani olayın hemen ardından korunmadık, aksine geri püskürtüldük. Gerçekten çok kötü darp edildik. Ben yeni yeni kendime gelebildim. Darp edilen arkadaşımız Irmak’ın gözlüğü kırıldı, o da ciddi biçimde hasar aldı.

Bizim o gün açmak istediğimiz pankartta şu yazıyordu: “Hüseyin Can hesap ver. Bugün kaç tane köpek hapsettin?” Çünkü o toplantı “hesap veriyoruz” diye yapılıyordu. Belediye sürekli köpekleri topluyor, sokaklardan götürüyor. Biz de bunun hesabını sormaya gittik. 17 bin hayvan kayıp ama “hesap veriyoruz” dedikleri yerde bizi darp ettiler.

“Doğal ölüm değil, sistematik yok etme politikası”

Dilara Çelik: Ankara’da 17 bin 790 sokak hayvanının resmiyette ifadesiyle “doğal yollarla öldüğü” söyleniyor. Siz ise bunun akıbetini soruyorsunuz. Sizce bunun arkasında ne var? Nasıl bir politika uygulanıyor?

Tuğan Mecal: Bunun doğal ölüm olduğuna dair hiçbir inandırıcılık yok. Ortada böyle bir gerçeklik yok. Bu kadar köpeğin öldürülmesinin arkasında katliam yasası var. AKP ve MHP’nin birlikte çıkardığı, “ötanazi” ya da “uyutma” gibi ifadelerle meşrulaştırmaya çalıştığı yasa var. Özgür Özel belediyeler için “Bu yasayı uygulamayacağız” demişti. Ama görüyoruz ki bu sözün arkasında durulmuyor. Böyle bir sözü vermek yetmez; belediyeleri denetlemeniz, bunun için mekanizmalar kurmanız gerekir. Anladığımız kadarıyla bu yapılmadı. Ve belediyeler bu yasayı fiilen uyguluyor. Başta da Çankaya Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi geliyor. Yaklaşık 10 ayda 18 bine yakın hayvan öldürüldü.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’ne ilişkin içeriden bilgiler geliyor. Karataş Barınağı’nda her gün 50-60 hayvana yüksek doz anestezi verildiği, sonra poşetlendiği yönünde bilgiler geliyor. Buna ilişkin görüntüler de çıktı. Mamak Barınağı ziyarete kapatıldı. Birçok barınakta çok ağır sorunlar yaşanıyor. Çankaya Belediyesi’nin yavruları yoğurt kovalarıyla topladığına dair görüntüler var. Yüksek doz anestezi verilerek çok sayıda hayvanın öldürüldüğünü görüyoruz. Bir yandan gönüllüler darp ediliyor, bir yandan hayvanlar toplanıyor. Besleme yasakları da çıkarıldı. Valilik bunu öneriyor ama CHP’li belediyelerin de bunu onayladığı söyleniyor. Ortaya çıkan tablo şu: AKP, MHP ve CHP’li belediyeler, farklı biçimlerde de olsa, bu zulmün uygulanmasında ortaklaşıyor. Karataş Barınağı örneği çok çarpıcı. Kapasitesi 4-5 bin civarında olan bir yerde, sürekli hayvan toplanmasına rağmen içerideki sayının değişmemesi, hayvanların içeride toplu biçimde yok edildiğini düşündürüyor. Soğuk hava deposu görüntüleri de ortaya çıktı. Sarı poşetlere doldurulmuş köpeklerin yanı sıra, henüz ölmemiş bir köpeğin soğuk hava deposuna kapatılarak ölüme terk edildiğini gördük. Mamak Barınağı’nda haftanın belli günlerine randevulu ziyaret sistemi getirilmiş durumda. Hak savunucuları artık bunu biliyor: Eğer bir barınak ziyaret saatleriyle sınırlandırılıyorsa, o saatlerin dışında içeride çok ağır bir bakımsızlık, işkence ve katliam yaşanıyordur. Üstelik çoğu zaman randevu da bulunmuyor. Mamak fiilen bir yıldır kapalı. Gittiğimizde hayvanların bakımsızlıktan ve hastalıktan büyük acı çektiğini görüyoruz. Hekimlerin kendileri bile “Verecek ilacımız yok, belediye ilaç temin etmiyor” diyor. Ankara’da kış ağır geçiyor. Sular donuyor. Hayvanlar su içemiyor. Bazen yavrular buz tutmuş suya düşüp donarak ölüyor. Mamalar eşit ve düzenli dağıtılmıyor. Hayvanlar çok dar alanlara dolduruluyor. Bu koşullarda aralarında gerginlik artıyor, birbirlerine saldırmaya başlıyorlar. Personel çoğu zaman müdahale etmiyor. Üstelik belediyenin ürettiği mamaları sokaktaki hayvanlar bile yemiyor. Belediyeler “Sokakta hayvan olmaz” diyor ama gerçekte sokakta yaşayan hayvanlara kent sakinleri ve hayvanseverler belediyelerden çok daha iyi bakıyor.

Pursaklar, Mamak, Keçiören, Yenimahalle… Her yerde benzer bir tablo var. Hayvanlar zayıf, hasta ve tedavisiz. Özellikle bu yasadan sonra yavruların da toplandığını görüyoruz. Oysa yavruların barınaklarda yaşama şansı neredeyse yok. Aşıları yapılmıyor, bakım yok, tedavi yok. Çok kısa sürede hastalanıp ölüyorlar.

Bugün barınaklar fiilen birer toplama kampına dönüşmüş durumda. Sokaktan alınan hayvanlarla ilgilenen kent sakinleri var. Arkadaşlarımız gidip hayvanları geri alıyor ama çoğu zaman 10 gün içinde hayvanın zayıfladığını, hastalandığını görüyoruz. Sonra klinik klinik dolaşıp tedavi ettirmeye çalışıyoruz. Açıkça söylemek gerekirse, belediyelerin bu işi hiç yapmaması bile daha iyi olurdu. Sonuç olarak bu yasa ve bu uygulamalar olmasa, hayvanlarla çok daha sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Bu zulmün büyük kısmı da ortadan kalkar. Çankaya zaten kendisi bir de yoğurt kovalarıyla yavrular topladı. Yani bunların görüntüleri falan da var bizde. Yüksek doz anestezi vererek çokça hayvanı öldürüyor. Yani Mansur Yavaş aslında burada kendi özelliğini kuruyor. Gönüllüleri de darp ettiriyor hayvanları toplarken bir yandan. Bunların hepsinin bizde görüntüleri var dediğim gibi. Besleme yasakları çıkartıldı. Katliam yasasının ve belediyelerin bu katliam yasasını ve toplamaları uygulamalarının yanında. Yani o artık son noktaydı. Biz inisiyatif olarak oradaydık karşı çıkmak için. Avukat arkadaşımız içerideydi. Besleme yasağı çıkartırken valilik çıkartıyor tabii bunu. Öneriyor. Fakat bütün CHP belediyeleri içeride onaylamış, güle oynaya onaylamışlar. Yani avukat arkadaşımızdan biz böyle bilgi alıyoruz içeride. Yani aslında AKP, MHP, CHP belediyeleri de el ele vermiş. Bu zulmü uyguluyor gibi bir durum var yani. 18 bin hayvanın aslında, 17 bin hayvanın, köpeğin katledilmesinin arkasında böyle politikalar var baktığımızda.

Örneğin Karataş’ta 4-5 bin civarı kapasitesi olan bir barınak. Burayı sürekli hayvanların toplanmasına rağmen bu sayı hiç değişmiyor. Nasıl değişmiyor bu sayı? Sayım yapılıyor sürekli. Bu da içeride hayvanların toplu olarak öldürüldüğünü, aslında katledildiğini toplu olarak gösteriyor. Soğuk hava deposu videosu ortaya çıkmıştı. Biliyorsunuz, onun da şeyini yapamadılar, açıklamasını yapamadılar. Orada sarı poşetlere doldurulmuş köpeklerin yanı sıra soğuk hava deposuna kapatılmış, yani ölmemiş artık bir köpeğin orada ölüme terk edildiğini de gördük o videoda mesela. Bunların hiçbirine hesabı verilmez şeyler baktığınızda. Mamak Barınağı var. Haftanın birkaç gününde randevu saati koymuşlar orada. Bunu artık bütün hak savunucuları biliyor. Eğer bir barınağa randevu saati koyuluyorsa ve o saatler dışında barınakta her türlü bakımsızlık, işkence, katliam yapılıyor demektir. Hepimiz biliyoruz bunu artık. Randevu da bulunmuyor zaten kaldı ki. Mamak ayrıca bir yıldır ziyarete de kapalı. Barınağı ziyaret ettiğimizde hayvanların bakımsızlıktan ve hastalıktan adeta yaşarken işkence çektiğini görüyoruz. Mamak Barınağı’ndaki hekimler de kendi ağızlarıyla söylemişlerdi hak savunucu arkadaşlarımıza: “Verecek ilaçlarımız yok.” Yani belediye bu ilaçları temin etmediğini söylediler aslında bir yandan da. Ayrıca Ankara kışın, bütün barınaklar için geçerli bu arada Ankara’daki, kışın çok soğuk oluyor ve sular donuyor. Hayvanlar hiçbir şekilde suları içemiyor bu suları. Yağ falan damlatılması lazım bu suların erimesi için. Susuz kalıyorlar bütün kış boyunca. Hatta yavrular buz olmuş suların içine düşüp donarak ölüyor. Yani öyle bir bakımsızlık durumu var. Genelinde beslemeler barınakların genelinde adil şekilde yapılmıyor. Mamalar rastgele saçılıyor, dağıtılıyor ve hayvanlar sıkış tepiş doldurulduğu için barınaklara… Yani bütün aslında şeyi bilir, hayvan sosyolojisi, etoloji okuyanlar bunları bilir. Bir gerginlik oluşuyor hayvanlar arasında. İnsana yapsa insanda da oluşacak. Sıkış tepiş bir alan içerisinde. Ondan sonra birbirlerini parçalamaya başlıyor hayvanlar. Bu açlığın da getirdiği gerginlikle birlikte ve kimsenin de umrunda olmuyor açıkçası hayvanlar parçalanırken. Müdahale edilmiyor genellikle personeller tarafından. Ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesi artık nasıl mama üretiyorsa… Ya biz bu mamaları sokaklarda denedik. Sokaktaki hayvanlar belediyenin ürettiği mamayı bile yemedi yani. O derece artık nasıl bir mama üretiyorlarsa. Yani “sokakta hayvan olmaz” diyorlar ama köpek olmaz diyorlar. Ama kent sakinleri ve hayvanseverlerin sokakta yaşayan hayvanlara belediye ve devletten bin kat daha iyi baktığını anlayabiliyoruz buradan. Bir yandan da. Pursaklar, Mamak gibi aynı berbat durumda, aynı şartlar. Giriş sağlanamıyor oraya da. Keçiören de aynı şekilde. Yenimahalle Barınağı’nda da hayvanlar neredeyse aslında üst üste yaşayacak durumda. En sıkış tepiş barınaklardan biri. Hayvanların çok zayıf olduklarını görüyoruz barınaklarda. Hasta olduklarını, hiçbir şekilde tedavi edilmediklerini görüyoruz. Ayrıca CHP belediyelerinin bu katliam yasasıyla birlikte çıktıktan sonra başlıyor aslında buna. Yavruları da topladığını görmeye başladık. Demin söylemiştim Çankaya Belediyesi kovalarla topladı yavruları diye. Bu yavruların barınaklarda hiçbir şekilde yaşama ihtimali yok. Çünkü zaten aşıları ve bakımları yapılmadığı için barınaklara geldikleri gibi işte gençlik hastalığı gibi hastalıklara yakalanıyorlar ve yine tedaviler de yok barınaklarda ve ölüyorlar direkt yani. Yavruların toplanması bu şekilde. Çok fazla barınakların problemi var ve barınaklar artık toplama kampı olmuş şekilde, esir kampı olmuş şekilde. Hiçbir şekilde barınaklar kurtarılacak durumda değil açıkçası. Şunu da biliyoruz mesela, belediye yani sokaktan hayvanları topluyor.

Aslında bu hayvanlara bakan kent sakinleri var ve bize haber geliyor, çeşitli arkadaşlarımız, yoldaşlarımız gidiyor, direniş gösteriyor, hayvanı geri alıyorlar. 10 gün içerisinde bir bakıyoruz ki hayvan zayıflamış, hastalanmış. Sonra klinik klinik hayvanı şey yapalım diye koşturuyoruz, tedavi ettirelim diye koşturuyoruz. Hiç olmazsa hiç bu işi yapmaması çok daha iyi olacak. Kent sakinleri çok daha iyi bakıyor. Daha biz şey görmedik, bir hayvan bir hafta 10 gün içerisinde barınağa girsin de hastalanmasın, zayıflamasın, bakımsızlıktan bu hale gelmesin. Böyle bir şeyle de daha karşılaşmadık herhangi bir savunucu olarak. Baktığınızda yani sonuç olarak belediyeler ve devletin çıkardığı yasa olmasa hayvanlarla daha iyi ilişki kurmuş olacağız. Ve zulüm, bu zulüm aslında ortadan kalkmış olacak büyük ölçüde.

Dilara Çelik: 25 Nisan için bir eylem çağrınız var. Talepleriniz neler? Bu süreci nasıl örüyorsunuz?

Tuğan Mecal: Aslında 25’indeki eylemle ilgili bir sloganımız var. Daha önce de şehirler arası bir eylem yapmıştık. “Barınakta hayat yok, sokaklarda olacak” diye. Pek çok yerden, Hollanda’dan biliyoruz, farklı farklı ülkelerden biliyoruz. Kısırlaştır, aşılat, bakımını yap veya vekâlet ver yani sahiplendir ya da yerinde yaşat. Yani popülasyonu dengeleyen şey bu. Barınaklara tıkıştırmak veya hayvanları katletmek değil. “Dostlarımızı vermiyoruz” demek için ve “barınakta hayat yok, sokakta olacak” demek için buluşuyoruz Ankara’da. Katliam yasasının geri çekilmesini talep edeceğiz en başta, yaşatan bir yasa talebimiz olacak. Ankara, Antalya, Adana, Hatay şu an kesin değil ama Hatay’da olabilir. Ayvalık, İzmir, Seferihisar, İstanbul şimdilik kesin katılacağını bildiğimiz yerler. Artık barınakların durumu son örneklerde zaten iyice belirginleşti. 10 binlerce köpeğin çıldırtılarak, birbirlerine kırdırılarak aslında ızdırap çektiklerine, bakımsızlıktan öldüğü bir toplama kampları aslında barınaklar. Yani bu yasanın derhal geri çekilmesini, şiddet ve eziyetin sona ermesi için aslında yürüyeceğiz. Sakarya’dan yapacağız yürüyüşü ve tabii belediyeye de buradan, bu yasayı Özgür Özel’in verdiği sözü tutması ve belediyeye de yine bu yasayı uygulamaması, toplamaları yapmaması ile ilgili uyarılarda bulunacağız.

“Hayvan hakları mücadelesini kesişimsel ve politik bir hatta kuruyoruz”

Dilara Çelik: Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi’ni biraz anlatır mısın? Ne zaman kuruldunuz, hangi amaçlarla bir araya geldiniz, neler yapıyorsunuz? İnsanlar size nasıl ulaşabilir?

Tuğan Mecal: Aslında katılım kolay inisiyatifimize. Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi’nin Instagram ve X sayfası var. Oralara mesaj atarlarsa katılabilirler. Yani Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi 3 sene önce, daha katliam yasası aslında çıkmadan kuruldu. İnisiyatifi kuranlar farklı politik mücadelelerden gelen, kesişimsel bir hatta, antikapitalist bir bağlamda Hayvan Hakları mücadelesi verilmesini önceleyen, buna öncelik veren perspektifte kuruyor. Bunun eksikliğini, politik bir hayvan hakkı mücadelesinin eksikliğini aslında görüyorlar. Ben de bu şekilde katıldım zaten inisiyatife. Logosundan da anlaşılabileceği üzere, arka planında logonun Pride renkleri vardır. Bu LGBTİ+ mücadelesini aslında temsil eder. Mor ünlem vardır. Mor ünlem kadın özgürlük mücadelesinden alınmıştır. Ünlemin noktası pati şeklindedir ve ekoloji yeşilindedir. Yani ekoloji ve o pati de hayvan hakları mücadelesini içerecek şekilde birleşikliğini aslında orada temsil eder. Jin Jiyan Azadî sloganının Ajal Jiyan Azadî’ye çevrilmiş, Hayvan Yaşam Özgürlük Türkçesi baktığımızda Kürtçe bir slogandan alınmış bir isimle yola çıkmış Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi. Ünlem işaretinin kendisi de logosundaki, hayvanların içinde bulunduğu durumun aciliyetine ve kesişimsel bir birleşik cephenin aciliyetine vurgu niteliğinde. Baktığımızda böyle bir politik hayvan hakkı mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz. Ne tür çalışmalar yaptık dersek aslında Yaşatacağız Platformu’yla birlikte, az önce dediğim gibi çok başka oluşumla birlikte hareket ediyoruz. Şehirler arası eylemler… Katliam yasası olduğunda her gün eylem yapıyorduk Yaşam İçin Yasa İnisiyatif’yle birlikte her gün Sakarya’da yasanın geri çekilmesi için. Daha sonra bu Kuğulu Direnişi’ne döndü. Gezi Parkı gibi bir hareketi başlatmaya çalıştı. Bunun yanında Necati ve Güleç gibi hayvan dostlarımız da sokakta şiddete uğradı. Birini sahiplendirdik, Güleç’i. Neco da şu anda bir hayvan kurtarma bahçesinde aslında, bir pansiyonda. Onun da masraflarını karşılamak için farklı müzisyen arkadaşlarımız var, farklı elinden işler gelen arkadaşlarımız var onlar destek oluyor. Geceler düzenliyoruz, kermesler düzenliyoruz. Böyle bir tarafı da var aslında hem politik mücadele verirken hem bir yandan hayvanlara dokunarak, dostlarımıza dokunarak da onlarla dayanışmaya çalışıyoruz.

Anayasa Mahkemesi’nin önündeydik. Yeri geldi 11. Yargı Paketi’nde LGBTİ+ ve trans düşmanı yasaya karşı 50 farklı hayvan hakkı oluşumundan imza topladık. Yeri geldi üniversitelerdeki toplamalara ve veterinerlik bölümlerine özellikle yapılan baskılara karşı üniversiteli arkadaşlarımızla birlikte dayanıştık. Yeri geldi Minguzzi davasıyla ilgili çocukların ve çocuk haklarının kriminalize edilmesine karşı bir mücadele verdik. Yeri geldi orman yangınlarına gittik, buralarda dayanıştık. Çeşitli ezilenlerin etkinliklerine katılıp buralarda konuşmalar, dayanışmalar yapıyoruz. İşçilerle de dayanıştığımız zamanlar oldu. Bahsetmiştim, KESK’in Hayvan Hakları Komisyonu var. İçerisinde Hayvan Yaşam Özgürlük’ten de arkadaşlarımız var. Dayanışıyoruz birlikte. Yani Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, hayvanlara zulmedilen her yerde aslında mücadele etmeye çalışıyor elinden geldiğince. Her yerde bulunmaya çalışıyor. LGBTİ+, kadın özgürlük mücadelesi, ekoloji mücadelesi, işçilerin mücadelesi, ezilen ulus mücadelesi gibi başlıklara karşı da bir tarafı var. Kesişimsel bir alanda mücadele ediyoruz. Etmeye de devam edeceğiz. Bizlerin aslında LGBTİ+, kadın, işçi, ezilen ulus, ekoloji, hayvan hakları mücadelesi gibi tüm ezilen mücadelelerin bir gün birleşeceği bir cephe olacağından bir kuşkumuz yok aslında. Böyle bir cephe olacak ve eşitliği herkes için sağlayacağı gibi bir düşüncemiz var. Bu birleşik cephe kurulana kadar da kesişimsel bir hatta mücadele vermeye ve bu mücadeleye destek sağlama gibi mütevazı bir güdüyle de hareket ediyoruz. Yani bu mücadele bir gün birleşecek ve biz de bunun birleşmesinde bir destekçi rolündeyiz şu an için. Öyle görüyoruz kendimizi. Aslında Hayvan Yaşam Özgürlük’ün amacı da bu şekilde.

Dilara Çelik: Eklemek istediğin son bir şey var mı?

Tuğan Mecal: Özgür Özel’le, herhalde CHP’nin bize saldırısı ve yaptığımız eylem bayağı bir ses getirdi. İzmir’deki yaşam hakkı savunucusu arkadaşlarımız içerisinde Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifinden de bir arkadaşımız var. Özgür Özel’le konuştular İzmir’de. Yani Özgür Özel haberi olmadığını söylemiş yaşananlardan ve bizim hukuki süreç başlatacağımızı, suç duyurusunda bulunacağımızı söylemiş arkadaşlarımız. Özgür Özel’e de sormuş, “Siz yani bununla ilgili bir şey yapacak mısınız?” Cevapsız bırakmış fakat işte İzmir’den en azından araç kaldırılacakmış Ankara’daki eylem için. Biz Özgür Özel’den talep ettik yani, bu işe el atmalı. Bir özürle geçecek bir şey değil bu. Biz hayvanların yaşamını önemsiyoruz ve bu düzenlenmeli ve bu çetecilikten vazgeçmeli.

Paylaşın