Dimitrov, Bulgaristan’da komsomol üyelerine şöyle sesleniyordu: ‘’Gençliği, onun maddi ve kültürel çıkarlarının savunulması uğrunda yürütülen günlük pratik mücadele yoluyla, devrimci kavga içine kazanıp çekmek gerekir’’. Yakın zaman içinde yaşadığımız 19 Mart günleri gençliğin itiraz ve kavga potansiyelini bir kez daha gözler önüne sermiş ve buna bağı olarak gençliğin devrimci mücadeledeki rolünün güncellenerek analizi ihtiyacını doğurmuştur. Günümüz gençliğine yönelen en büyük eleştiriler gençliğin asosyal, pasif, ülke-dünya gündemine ve gündelik olaylara duyarsız olduğu yönündeydi. Ancak 19 Mart’taki isyan gençliği, Türkiye Sosyalist Hareketi’ne (TSH) ve onun gençlik bileşenlerine ‘’Ben buradayım, siz neredesiniz?’’ diyerek sarsıcı bir tokat atmıştır. 19 Mart’ta bir kez daha gördük ki esas mesele gençliğin asosyalliği veya duyarsızlığından ziyade devrimci yapıların ve devrimci gençlik bileşenlerinin gençlik içerisindeki örgütsüzlüğü ve kitleleri ayaklandırma potansiyelinin yoksunluğudur.
Nasıl ki Gezi Ayaklanması yalnızca bir ağaçtan ibaret değildiyse hiç şüphesiz 19 Mart isyanında da esas mesele İBB veya İmamoğlu değildir. 19 Mart, öfkesini açığa çıkartmak için kitlesel bir çıkış noktası arayan tüm kesimlerin can simidi olmuştur. 19 Mart’ı bu denli kitlesel ve görünür kılan öfkesini isyan eyleyip itirazını haykırmak isteyenlerin çıkış noktası işlevini görmesiydi. Burada sorgulanması gereken esas nokta bu çıkışın CHP etrafında olmasından ziyade neden CHP etrafında olduğudur. Gerek bir bütün olarak TSH, gerek parti örgütlerimiz yakın 10 yılda gerçekleşecek kendiliğindenci bir ayaklanmayı öngörmekteydi. Partimiz bu öngörüye istinaden böylesi bir ayaklanma potansiyelini öngören fakat bunu beklemeden kitleleri fikirlendiren, fikirlendirirken ayaklandıran, ayaklandırırken iktidara yönelten ve dövüştüren bir öncü politikanın izlenmesi gerektiğini savunmaktaydı. Fakat 19 Mart’ı önceden teşhis etmemize rağmen TSH olarak bir bütün halinde doğru bir hat inşa edemedik. Bu inşasızlığın elbette ki TSH bakımından hem genel hem de tekil tekil örgütsel nedenleri mevcuttur.
19 Mart’ta ve sonrasında gelişen süreçlerde ‘’İtirazım var!’’ diyerek öfkesini dile getirenlerin en canlı kesimini gençliğin oluşturduğunu gördük. Liseli-üniversiteli, kadın-erkek, LGBTİ+, işli-işsiz, mufazakar-seküler tüm gençlik kesimleri kendilerine özgü yaratıcı tarzlarıyla itirazlarını dile getirdiler. Gençlik hareketi 19 Mart’ta Beyazıt’ta barikatı yıkıp Saraçhane’ye farklı bir karakter kazandırdı. Bunun neticesinde isyan genelden ülkeye yayılan bir hal aldı. İşte devrimci öncülük ve önderlik eksikliği bu noktadan sonra önem kazanmaya başlamıştır. Gezi Ayaklanması’nda var olan öncülük iddiası ve rekabeti 19 Mart’ta yerini çeşitli sebeplerle pasif görünürlüğe bırakmış, reformist sol ise kendini CHP’ye yedeklemiştir. Bunun neticesinde devrimci potansiyel açığa çıkarılamamış, var olan potansiyel CHP burjuvazisi tarafından mitinglerle sönümlendirilmiştir.
Gezi ile kıyasladığımızda var olan bu etki düşüklüğünün sebebi olarak hepimizin aklına ilk olarak en basit faktör olarak faşizmin devrimcilere yönelik saldırısının gelmesi doğaldır. Doğal olduğu kadar bu saldırıların yarattığı nitelik ve nicelik kaybıyla beraber doğrudur da. Ancak tek başına bir sebebe sarılmak bizi somut durumu doğru analiz etmemizin önüne geçecek bir pozisyona evriltebilir. Hiç şüphesiz ki başarılı bir sınav veremeyeşimizin temel sebeplerinden biri de TSH’nin hem devrimci hem reformist yapıların bir bütün halinde öncülük/önderlik iddiasındaki zayıflama ve birleşik mücadele hattının yoksunluğudur.
Çok basit bir matematikle devrimci bir yapının kendiliğindenci halk ayaklanmasındaki teme l görevi ayaklanmayı devrimci-yıkıcı bir pozisyona evriltmektir. Fakat 19 Mart’ta bu çabayı vermek bir yana ülke sosyalist hareketi çoğunlukla faaliyet rutininin dışına dahi çıkmamış, günlük pozisyonlarını koruyarak standart bir politika yürütmeye devam etmiştir. Devrimci yapıların öncülük/önderlik iddiasındaki var olan zayıflama yaşamımıza kitleler içinde örgütsüzlük olarak yansımaktadır. Çok değil 5-10 yıl öncesine kadar herhangi bir liseden 150-200 kişi yürüyüşe katılmak başarısızlık olarak sayılırken bugün ülke genelinde 100 üyesi olan herhangi bir yapı kendini adeta ‘’kitle örgütü’’ ilan etmektedir. Devrimci bir hareketin olmazsa olmaz ilkesi; kendisini geliştireceği, kendisini inşa edeceği zeminin kitleler olduğudur. Devrim amacına ulaşmadaki stratejik hattımızın en önemli evresi muzaffer oluşumuzun temel yapıtaşı kitleselleşebilmek, kitlelerle kaynaşarak devrimci hedeflere yönelebilmektir. Bu en temel ilkeyi çeşitli gerekçelerle es geçen bir ülke devrimci hareketinin karşılaşacağı sonucu 19 Mart’ta bir kez daha hatırlamış olduk.
Mücadelemizin başarıya ulaşabilmesi için işçi sınıfına ve toplumun ezilen tüm kesimlerine nüfuz edebilecek etkili, güçlü bir siyasal kitle faaliyetine ihtiyaç varsa bu kesimlerden biri şüphesiz gençlik olacaktır. Kadroların kitle faaliyetinin içinden çıkıp geliştiği gerçekliği göz önüne alındığında gençlik örgütlenmesinin önemi daha da artmaktadır.
Kitlesellik gençlik örgülenmesinde oldukça önemlidir. Fakat yine aynı kitlesellik tek başına her şey demek değildir. Eğer öyle olsaydı TKP, TKH, TİP, TÖP, EMEP, SEP vb. yapıların gençlik örgütlerinin şimdiye dek çoktan zaferi elde etmiş olmaları gerekirdi. Fakat bu yapılar ve gençlik örgütlenmeleri değil zafere ulaşmak, önlerine bir devrim hedefi koymuş dahi değillerdir. Akademik-demokratik talepler, kısmi reformlarla kendini sınırlayan gençlik hareketi ile önüne işçi sınıfı ve ezilenlerin iktidarının inşasını yani devrimci hedef koyan devrimci gençli örgütlenmesi iki farklı siyasal düzlemi ifade etmektedir. İşte tam bu noktada devreye gençliğin devrim mücadelesinde oynadığı rol yani gençliğin devrimci gücü girmektedir. Gençliğin devrimci gücünün devrim hedefi olması akademik-demokratik talepler içinde mücadele edemeyeceği anlamına gelmez. Gençliğin devrimci gücü akademik-demokratik taleplerin en ileri savunucusudur. Fakat hiçbir zaman faaliyetini yalnızca bununla sınırlı tutmaz.
Nasıl Bir Gençlik Örgütlenmesi?
Gençlik, kendi özgün koşularından kaynaklı dayatılanı reddetmenin ona getireceği zorluklardan toplumun diğer kesimlerine göre çok daha az etkilenir ve kavga potansiyeli çok daha yüksektir. Bu yönüyle gençlik, zor aygıtlarıyla buluşma ve fiili meşru militan mücadele hattının inşasında önemli bir konuma sahiptir. Gençliğin bu pozitif özelliğinin burjuva iktidarlar da farkındadır. Kapitalist devletler, burjuva iktidarlar her daim gençliği bu özelliği sebebiyle kazanmaya çalışmış olsa da bu çabalarında hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Fakat düşman kuvvetlerinin dahi farkında olduğu bu özellik, günümüzün kitlesel gençlik yapıları tarafından görmezden gelinmektedir. Ülkedeki gençlik örgütlerinin çok az bir kısmı hariç geri kalan kesimi gençliği dar grupçu, popülist bir anlayışla ele almakta ve gençliği miting-basın açıklamalarında daha fazla bayrak, sosyal medyada daha fazla etkileşim olarak görmektedir. Onun militan yönünü es geçmekte veya bilinçli olarak yok saymaktadır. Gençliği bu anlayışla ele alan yaklaşımlar, devrimci potansiyeli heba etmektedir. Gençliği devrimci yönüyle ele alan örgütlenmeler ise maalesef azınlık konumdadır.
Devrimci gençlik örgütlenmesi Leninist örgütlenme modelinden bağımsız değildir. Leninist örgütlenme modeliyle başarı bir hayal olmaktan çıkıp adım adım gerçeğe dönüşecektir. Küçük burjuva özelliklerinden arınmış, sabırlı, disiplinli, özverili, eleştiri-özeleştiri kültürüne sahip, demokratik merkeziyetçiliği esas alan ve en önemişi Marksist-Leninist teori silahını ustalıkla kullanmayı başarabilen bir devrimci gençlik gücünün zaferi inşası kaçınılmazdır. Burada Marksist-Leninist teori özellikle yer tutmaktadır. Dimitrov’un ‘’Gençlik İçin Notlar’’ında de dediği gibi: ‘’Devrimci bir yapıya sahip olmak yeterli değildir, aynı zamanda devrimci teori silahını da ustalıkla kullanmayı bilmek gerekir. Teoriyi bilmek yeterli değildir, aynı zamanda metin bir Bolşevik karakteri ve Bolşevik uzlaşmazlığı edinmek de gerekir. Ne yapmak gerektiğini bilmek yeterli değildir, aynı zamanda onu yapmak için gerekli yürekliliğe de sahip olmak gerekir. İşçi sınıfının çıkarlarına gerçekten hizmet eden her şeyi ne pahasına olursa olsun yapmaya hazır olmalısın. Kişisel çıkarlarını proletaryanın çıkarlarına bütünüyle bağımlı kılmayı başarabilmelisin.’’
Marksist-Leninist teori silahını ustalıkla kullanmak, Leninist modelde örgütlenmek, devrimci zor ve fiili mücadele hattını inşa etmek, potansiyelinin farkına varmak, küçük burjuva özelliklerinden arınmak, eleştiri-özeleştiri kültürünü benimsemek demokratik merkeziyetçiliği esas almak… Başarılı bir gençlik örgütlenmesinin formülü ve nasıl bir gençlik örgütlenmesi sorusuna vereceğimiz cevaplar hiç şüphesiz bunlardır. Bu anlayışın dışındaki gençlik örgütlenmesi hiçbir zaman devrimci potansiyelini tam olarak açığa çıkaramayacaktır.
Gençliğin devrimci gücü varlığını tarihinden, gücünü örgütlülüğünden alır. Bu tarih Mahir’den, Deniz’den, İbrahim’den, Aynur, Jale, Necdet, Behzat, Bayram Ali’lerden; onların adını kendilerinde cisimleştirerek onlar gibi genç yaşlarında önderleşen Göze, Özge, Asiye, Yasin, Görkem, Muzaffer, Eylem, Aziz, Hüseyin Cem, Cenk, Bedrettin’lerden aldığımız mücadele mirasıdır.
Neden önderlerin açtığı yolda genç yaşta öncüleşenlerimiz şimdi de çıkmasın, Aziz, Göze, Yasin gibi. Gençliğin devrimci gücü onları yaşatacak, onların özgürlük yürüyüşünü esas alacaktır.
Gençlik Örgütlenmesinde Liseler
Eğitim sistemi kapitalizmin kendini dizaynı ve meşruluğunu pekiştirme çabasında önemli bir ideolojik aygıttır. İlkokul, ortaokul ve liseler bu çabanın en yoğun olduğu alanlar olarak işlev görmektedir. Kapitalist eğitim modelinin temel mantığı düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden bir gençlik modeli yaratmaktadır. Devletler ise eğitim sistemini kendi propaganda araçları olarak kullanmaktadır. Bu tarz eğitim sistemleri kapitalizmin ideolojik hegemonyasının devamının olmazsa olmaz araçlarıdır. Demokratik lise mücadelesi ve Devrimci Liseliler bu işleve itirazın kaçınılmaz doğal sonucudur. Ülke mücadele tarihinde de liseli gençlik örgütlenmesi, özellikle Devrimci Liseliler’le (Dev-Lis) cisimleşmiş liseli gençlik örgütlenmesi önemli bir yer tutmaktadır. Dev-Lis’i 1969’dan bugüne liselilerin öz örgütü haline getiren şey ise siyasal hattı ve örgütsel programını liselilerin gerçek sorunlarına göre ve kendini tekrar etmeden sürekli güncelleyerek belirlemesidir.
Liseli gençliğin mücadeleye katılım potansiyelini 19 Mart sonrası gelişen süreçlerde bir kez daha görmüş olduk. Dev-Lis başta olmak üzere mevcut liseli gençlik örgütleri MESEM, ÇEDES gibi uygulamaların var olduğu staj sömürüsü ve staj katliamlarının devam ettiği, cinsiyetçi ve homofobik, ezberci-elemeci, anti-bilimsel eğitim sistemine karşı doğru bir siyasal hat ve öğüt programı inşa edebilirse demokratik lise mücadelesinin başarıya ulaşması kaçınılmazdır. Bu hattın inşasının en önemli ayakları yaratıcı, şok, militan eylemsellikler, ajitasyon-propaganda faaliyeti, kurumsallaşma, pilot okullar, organlı faaliyet, siyasal faaliyettir. Dev-Lis özelinde ise tüm bunlara ek olarak Dev-Lis’li olma kimliği vardır.
Ajitasyon-Propaganda Faaliyeti
Demokratik lise mücadelesini Dev-Lis’te cisimleştiren ve onu bu denli görünür kılan en önemli etken ajitasyon-propaganda faaliyetidir. Aylık düzenli olarak çıkan Dev-Lis dergisi ile afiş-sticker-bildiriler, stant çalışmaları ve kampanya süreçleri ajitasyon-propaganda faaliyetinin en önemli olmazsa olmazlarıdır. Ajitasyon-propaganda faaliyetini reddeden, onu önemsiz-işlevsiz kılan bir Leninist örgütlenmenin başarıya ulaşma imkânı yoktur. Dergisi, stickerı, afişi, pankartı, bildirisi, yazılaması kampanyasıyla her yerde görünür olan bir örgütlenme ihtiyacı elzemdir.
Komiteli İşleyiş-Organlı Faaliyet
Kurumsallaşma liseli gençlik örgütlenmesinde hayati bir öneme sahiptir. Kurumsallaşma çabasında ilk ve en önemli adım komiteli işleyiş, pilot okul ve organlı faaliyettir. Devrimci Liseliler 3 kişi olduğu okullarda dahi mutlaka bir komite kurmalı ve bu komite hem merkezle hem de varsa okul komitesi harici okul içindeki kat, koridor, sınıf örgütlenmeleriyle düzenli rapor alışverişinde bulunmalı, eleştiri-özeleştiri kültürünü benimsemelidir. Ayrıca ilgili organlar her türlü materyali okullarına taşımalı ve Devrimci Liseliler’i okullarında görünür kılmalıdır.
Yaratıcı-Şok-Militan Eylemsellikler
Liseli gençlik örgütlenmesinde yaratıcı-şok-militan eylemsellikler tartışılmaz derecede önemlidirler. Liseli gençlik örgütlenmesini, liseli gençlik örgütlenmesinde Devrimci Liseliler’i öne çıkaran özellik bu tarzı benimsemesi ve pratikte uygulamasıdır. 1 Nisan eylemleri, 4+4+4 protestoları, ÖSYM şifre eylemleri, tablet eylemleri, kartopu savaşı, işgaller, zincirlemeler ve stant ile okul çıkışı kavgaları. Tüm bu pratikler gençlik mücadelesini sloganlara hapsetmeyen, gözünü budaktan sakınmayan, gençlik mücadelesinde anti-faşist mücadeleyi esas alan bir anlayışın ürünüdür. Her Devrimci Liseli ‘’Özgürlük Sokaktadır Dev-Lis Kavgadan Geçer!’’ şiarını kendisine ilke edinmelidir. Bu mücadele anlayışı hem örgütlenmeyi hızlandıracak hem de zafere daha çabuk ulaşmamızı sağlayacaktır. Yazının genelindeki militan gençlik vurgusu gençlik hareketinin bazı kesimlerine ‘’gençliği böleceği, saldırıları artıracağı, mücadeleye yeni katılacak olan gençliğin gözünü korkutacağı, gençliği marjinalleştirip kriminalize edeceği’’ gibi gerekçelerle eleştiri konusu yapılabilir. Gençliğin Devrimci Güçleri ve Devrimci Liseliler gençlik mücadelesinden militanlığın tasfiyesi çabasına karşı militan gençlik mücadelesinin fiili meşru militan mücadele hattının amasız fakatsız savunucusu ve pratik uygulayıcısı olarak bu militan anlayıştan hiçbir zaman ve hiçbir koşulda geri adım atmayacaktır.
Gençliği yalnızca öğrenci gençlik olarak ele almak da yanlış bir tutum olacaktır. İşçi-işsiz gençlik, mahalle varoş gençliği, genç kadınlar ve LGBTİ+’lar, yurtsever gençlik ve öğrenci gençlik bir bütün olarak gençliği oluşturmaktadır.
Bitirirken
Bu yazıda yer alan hiçbir konu ilk defa bu yazıda dile getirilen, ilk defa bu yazıyla keşfedilen konular değildir. Yıllardır mücadelenin içinde tartışılan konulardır. Bu yazını amacı 19 Mart isyanındaki gençliğin pozisyonunun analizi üzerinden Leninist gençlik örgütlenmesi modeline dair mütevazı bir çabadır. Bu çabaya ek olarak en acil ihtiyaç ise birleşik bir mücadele cephesidir. Tarihimiz Dev-Genç’ten BGM’ye sayısız birleşik gençlik çabasına sahiptir. Gençliğin Devrimci Güçleri de ilk kurulusu itibariyle böyle bir çabanın ürünüdür. Yakın zaman birleşik gençlik mücadelesi arayışının en pozitif dönemleri ise Genç-Sen ve Gençlik Var deneyimleridir. Bu deneyimlerden yola çıkarak ve geçmiş dönem denemelerimizdeki hatalardan ders çıkararak yeni bir birleşik gençlik cephesinin inşası ihtiyacı gençlik hareketinin en yakıcı sorunudur.
Önümüz 30 Mart ve 1 Mayıs Ulaş Bayraktaroğlu’nun da dediği gibi ‘’Devrimci Liseliler’in ruhu Kızıldere’nin ruhudur, Devrimci Liseliler’in ruhu Mahir Çayan’ın ruhudur’’, 1 Mayıs ise işçi sınıfın mücadele ve direniş gücü öneminin yanı sıra bizler için 1 Mayıs demek, 1 Mayıs 1977’de katledilen Jale Yeşilnil demektir.
Gençliğin Devrimci Güçleri ve Devrimci Liseliler; Mahir Çayan’ın, Jale Yeşilnil’in yoldaşlarıdır. Mahir’den ve Jale’den devraldığımız mücadele mirası ve özgürlük gücüyle meydanları, sokakları zapt ederek zafere ulaşacağız.
