Fransa’da eğitimde artan eşitsizlik, okullardaki eksiklikler ve üniversiteye kabul sistemindeki adaletsizlikten dolayı başlayan eylemler bugün de hâlâ devam ediyor. Lise öğrencilerinin talepleriyle başlayan eylemlerde ülke genelindeki ekonomik eşitsizlik, hayat pahalılığı, polis şiddeti ve hükûmet harcamaları gibi birçok alandaki sorunlar halkın direnişiyle gündeme getirildi. Olaylar sırasında 15 yaşındaki bir öğrenci, 5 Ekim’de Lens kentinde polis müdahalesi sırasında patlayan bir ses bombası sonucu elini kaybetti. 16 yaşındaki bir öğrenci ise 30 Eylül’de Tours kentinde gözüne isabet eden plastik mermi sonucu görme yetisini kaybetti. Eylemler sırasında polis ve kolluk kuvvetleri öğrencilere ve oradaki halka yoğun şekilde göz yaşartıcı gaz ve biber gazı kullandı, şiddet uyguladı. Binlerce kişi gözaltına alındı. Ancak oradaki halk, onca baskıya, şiddete ve yasağa rağmen direnişini sürdürüyor. Fransa genelinde büyüyen direnişin etkileri başka ülkelere de yayıldı: Yunanistan, İtalya, Belçika, Arnavutluk, İspanya, Avusturya ve daha birçok ülkede öğrenciler ayaklandı.
Yaşanan bu gelişmeler bize gösteriyor ki eğitimdeki eksiklik, ekonomik eşitsizlik ve devlet şiddeti birbirinden bağımsız sorunlar değil, kapitalist düzenin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Sınıflar arasındaki uçurum, eğitimi bir insan hakkı olmaktan çıkarıp yalnızca belli kesimlerin erişebildiği bir lüks konumuna getirmiştir. Fransa’daki okulların eksiklikleri, öğrencilerin geleceksizliğe mahkûm edilmesi ve üniversiteye giriş sistemindeki adaletsizlikler bu düzenin birer sonucudur.
Eğitimdeki eşitsizlikleri yalnızca okulların fiziksel koşullarıyla, öğretmen eksikliğiyle ya da üniversiteye giriş sistemindeki sorunlarla açıklamak mümkün değildir. Çünkü eğitim sistemi, içerisinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik düzenin bir parçasıdır. Ailesinin ekonomik koşulları iyi olan bir öğrenciyle geçim sıkıntısı yaşayan emekçi bir ailenin çocuğunun aynı eğitim olanaklarına sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Özel okullar, paralı eğitim kurumları ve ekonomik imkânlarla şekillenen eğitim fırsatları, sınıfsal ayrımları daha okul sıralarında yeniden üretmektedir. Bir tarafta geleceğini ekonomik ayrıcalıkları sayesinde kurabilenler, diğer tarafta eğitimini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalan, barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlarca öğrenci bulunmaktadır.
Bugün eğitim, giderek bir hak olmaktan çıkarılıp ekonomik gücü olanların erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürülmektedir. Oysa eşit eğitim hakkı, yalnızca herkesin okula gidebilmesi anlamına gelmez. Öğrencilerin ekonomik koşullarından, kimliklerinden, inançlarından ve konuştukları dillerden bağımsız olarak eşit koşullarda eğitim alabilmesini de kapsar. Bu nedenle eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim talebi, yalnızca eğitim sistemine yönelik bir düzenleme talebi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik mücadelesinin temel başlıklarından biridir.
Fransa’da öğrencilerin talepleriyle başlayan mücadele, işçi sınıfının ve sendikaların da katılımıyla büyük bir halk direnişine dönüşmüştür. Öğrencilerin yaşadığı sorunlar, işçilerin güvencesiz çalışma koşulları ve yaşam mücadelesine varan ortak bir toplumsal tablonun parçasıdır. Polisin ve askerin halka yönelik baskısı, gözaltılar ve tutuklamalar, devletlerin bizlerin değil, egemen sınıfın çıkarları için çalıştığının birer kanıtıdır.
Öğrencilerin mücadelesinin işçi sınıfının mücadelesiyle kesişmesi tesadüf değildir. Bugün okullarda eğitim hakkından mahrum bırakılan, yarın güvencesiz işlerde çalışmaya zorlanan gençler ile bugün düşük ücretlerle, uzun çalışma saatleri ve güvencesizlik altında yaşam mücadelesi veren işçiler aynı toplumsal eşitsizliklerin farklı biçimleriyle karşı karşıyadır. Bu nedenle liselilerin taleplerini yalnızca okul duvarları arasında değerlendirmek, mücadeleyi dar bir alana sıkıştırmak anlamına gelir. Eğitim hakkı, barınma hakkı, insanca yaşam ve çalışma koşulları birbirinden ayrı düşünülemez.
Dünyanın farklı coğrafyalarında gelişen öğrenci hareketlerine baktığımızda da benzer taleplerin ve sorunların tekrarlandığını görüyoruz. Yunanistan’da eğitim politikalarına ve üniversitelerin ticarileştirilmesine karşı yükselen öğrenci hareketleri, İtalya’da öğrencilerin eğitim ve gelecek kaygıları etrafında gelişen mücadeleleri, başka ülkelerde gençlerin ekonomik eşitsizliklere ve baskıcı uygulamalara karşı ortaya koyduğu tepkiler aynı tartışmanın farklı örnekleridir. Her ülkenin kendi toplumsal ve siyasal koşulları farklı olsa da öğrencilerin eşit eğitim, özgürlük, demokratik haklar ve insanca yaşam talepleri ortaklaşmaktadır.
Bu noktada enternasyonal dayanışmanın önemi ortaya çıkmaktadır. Bir ülkedeki öğrencilerin mücadelesini yalnızca o ülkenin iç meselesi olarak görmek, kapitalist düzenin uluslararası niteliğini göz ardı etmek anlamına gelir. Sermayenin sınırları aşan ilişkileri, ekonomik politikalar ve emek sömürüsü dünya genelinde birbirine benzer eşitsizlikler yaratırken bu eşitsizliklere karşı gelişen mücadelelerin de birbirinden haberdar olması ve dayanışma içerisinde gelişmesi önemlidir. Fransa’da eğitim hakkı için mücadele eden bir liselinin yaşadığı sorunla Türkiye’de okul masrafları nedeniyle eğitimini sürdürmekte zorlanan bir liselinin yaşadığı sorun arasında doğrudan bir toplumsal bağ bulunmaktadır. Yani sermayenin sınırları aşan ilişkileri karşısında biz liselilerin de sınırsız dayanışması yerini almalıdır.
Bu noktada tarih bize göstermiştir ki direnen halklar için her zaman bir zafer olmuştur. Elde edilen haklar ve özgürlükler, geçmişten günümüze devrimcilerin direnişleriyle kazanılmıştır. Fransız İhtilali’nden Paris Komünü’ne Fransa, direnişin ve özgürlüğün bir simgesi hâline gelmiştir. Öğrencilerden işçilere, işçilerden kadınlara, kadınlardan ezilen halklara uzanan mücadelenin izlerini bugün de hâlâ Paris sokaklarında görmekteyiz.
Paris Komünü’nün tarihsel mirası, halkların kendi yaşamları ve gelecekleri üzerinde söz sahibi olma mücadelesini anlamak açısından önemli bir yere sahiptir. 1968 yılında dünyanın farklı ülkelerinde yükselen öğrenci hareketleri de gençliğin toplumsal değişim mücadelelerindeki rolünü ortaya koymuştur. Öğrencilerin üniversitelerden liselere, kampüslerden sokaklara uzanan mücadeleleri, gençliğin yalnızca kendisine dayatılan koşullara uyum sağlayan bir topluluk olmadığını göstermiştir. Gençler tarih boyunca savaşlara, ayrımcılığa, eşitsizliğe ve baskıya karşı gelişen toplumsal hareketlerin önemli bileşenlerinden biri olmuştur. Bugün Fransa’da ve dünyanın farklı ülkelerinde ortaya çıkan öğrenci direnişlerini de bu tarihsel birikimden bağımsız değerlendiremeyiz.
“Kaldırımların altında kumsal var” denilerek çıkılan yolda özgürlüğün bizlerin emeğiyle kazanılacak bir zafer olduğunu görüyoruz. Paris’ten Atina’ya süren enternasyonal direnişi destekliyor, orda yakılan direniş ateşini burada da büyütme iradesini sırtlanıyoruz. Örgütlülüğümüz bizim en büyük silahımızdır. 1969’dan beri devrimci liseliler olarak eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesi veren bizler; Kapitalist ve faşist düzenin güçlerini dayanışmamızla ve direnişimizle yenebileceğimizi biliyoruz.
DEV-LİS’in tarihsel mücadele birikimi açısından bakıldığında, liselilerin örgütlenmesi ve kendi sorunları etrafında söz sahibi olması mücadelenin temel meselelerinden biridir. Liseliler yalnızca gelecekte toplumsal yaşamın bir parçası olacak bireyler değildir; bugün de toplumsal sorunlardan etkilenen, bu sorunlara karşı düşünce geliştiren ve mücadele yürüten toplumsal öznelerdir. Okullardaki antidemokratik uygulamalar, öğrencilerin düşüncelerini ifade etmelerinin önündeki engeller, eğitimdeki sınıfsal eşitsizlikler ve gençlerin geleceksizlik kaygısı, liselilerin ortak mücadele başlıklarıdır.
Türkiye’deki liselilerin yaşadığı sorunlar da Fransa’da ve dünyanın başka ülkelerinde mücadele eden öğrencilerin sorunlarından ayrı değildir. Eğitim sisteminin sınav merkezli yapısı, okul masraflarının giderek ağırlaşması, öğrencilerin barınma ve beslenme sorunları, genç işsizliği ve gelecek kaygısı, bugün milyonlarca öğrencinin yaşamını doğrudan etkilemektedir. Emekçi ailelerin çocukları eğitim hayatlarını sürdürebilmek için ekonomik zorluklarla mücadele ederken eğitim sisteminin yarattığı eşitsizlikler toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirmektedir. Bu koşullarda Türkiye’deki liselilerin mücadelesi, yalnızca kendi okullarında yaşadıkları sorunlara yönelik bir tepki olarak değil, daha geniş bir toplumsal eşitlik mücadelesinin parçası olarak ele alınmalıdır.
Eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim talebi de bu mücadelenin merkezinde yer almaktadır. Öğrencilerin ekonomik koşulları nedeniyle eğitimden koparılmadığı, MESEM’lerde veya işçileşmek zorunda kaldığı için başka işyerlerinde katledilmediği, eğitimin piyasalaştırılmadığı, farklı anadillerin ve kültürlerin yok sayılmadığı, bilimin ve özgür düşüncenin esas alındığı bir eğitim anlayışı inşa etmek bizim direnişimizle mümkündür. Bunun için öğrencilerin yalnızca kendileri hakkında alınan kararların sonuçlarına katlanmaları değil, bu kararların oluşturulma süreçlerinde de söz sahibi olmaları gerekir. Demokratik eğitim mücadelesi, tam da bu söz ve karar hakkının savunulmasıdır.
Dünyanın farklı ülkelerindeki öğrenci hareketleriyle kurulacak dayanışma da bu noktada bizim için hayatidir. Birbirinden farklı deneyimlere sahip öğrencilerin mücadelelerini tanımak, ortak sorunları tartışmak ve birbirlerinin deneyimlerinden öğrenmek enternasyonal dayanışmanın somut anlamlarından biridir. Bu dayanışma, ülkelerin sınırlarını ve farklılıklarını yok saymak değil, eşitlik ve özgürlük talepleri etrafında ortak bir mücadele zemini kurabilmektir.
DEV-LİS açısından enternasyonalizm, yalnızca başka ülkelerde yaşanan gelişmelere destek açıklaması yapmakla sınırlı bir yaklaşım değildir. Dünyanın herhangi bir yerinde eğitim hakkı, demokratik özgürlükler ve insanca yaşam için mücadele eden öğrencilerin sorunlarını kendi sorunlarımızdan ayrı görmemek, bu mücadelelerle bağ kurmak ve dayanışmayı büyütmek anlamına gelir. Fransa’daki liselilerin yaşadığı polis şiddetine karşı yükselen ses ile Türkiye’de öğrencilerin demokratik haklarını savunma mücadelesi aynı dayanışma anlayışının parçalarıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, öğrencilerin birbirinden kopuk ve yalnız bırakıldığı bir mücadele anlayışı yerine, ortak sorunlar etrafında gelişen dayanışma ve örgütlülüğün güçlendirilmesidir. Çünkü eğitimdeki eşitsizlikler, ekonomik sömürü ve toplumsal baskılar birbirini besleyen sorunlardır. Bu sorunların karşısında öğrencilerin, işçilerin ve ezilen halkların ortak talepler etrafında bir araya gelmesi, toplumsal mücadelenin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
Biz DEV-LİS olarak yazımızı noktalarken bir kez daha sesleniyoruz: Fransa’dan Türkiye’ye dayanışmamız sınırsız, mücadelemiz ortaktır.
YAŞASIN ENTERNASYONAL ÖĞRENCİ DAYANIŞMAMIZ!
