Umut Yazıları

‘Kuru Laf ile Karın Doymaz’ – Sedat Aydın (İnşaat İşçisi)

Saray ve şürekâsı;

Enflasyonu düşüreceğim diyemiyor,

Emeklilikte Yaşa Takılanları (EYT) memnun edeceğim diyemiyor,

İş cinayetlerini durduracağım, Kadın cinayetlerini durduracağız diyemiyor,

Toplumsal adaleti sağlayıp barışı getireceğim diyemiyor,

Emekçinin sırtındaki vergiyi kaldırıp Birazda zenginden, Patrondan vergi alacağım diyemiyor,

Emekçinin işçinin tek koruma kalkanı ve güvencesi olan kıdem tazminatına dokunmayacağım ve işsizliği ortadan kaldıracağım diyemiyor.

Her projesi batmış, en çok övündükleri hava alanı bile iflas ederken kimse inanmıyor bu örgütlü yalan ve talan grubuna.

Bunları söyleyemeyenler 3 yaşındaki çocukları şeker, oyuncak ile kandırırcasına şunları diyebiliyor ancak.

“Sen işsizsen kocan çalışıyor. Herkese iş bulacak değiliz ya”

“Aman ona oy vermeyin o ya PKK’li ya da Fetö’cü.”

“Bunları dış güçler yapıyor.”

Kendilerine yakın medya gruplarının ciddiyetten uzak rezil olma pahasına yaptıkları haberlere bakarsak bu hükümetten başka proje çıkmaz.

Kemal Derviş’in Ekonomik projesi buraya kadardı. AKP ye devletin biçtiği misyonu AKP en başarılı biçimde(kapitalistler ve sermaye açısından) tamamladı. Ülkede bundan sonra sistem tartışması rol oynayacak. Ya sistemin sahipleri olağan devlet kültürünü devam ettirecek ya da işçi sınıfı örgütlenip yaşanılacak bir ülke, eşitliğin, adaletin olduğu bir ülke dizayn edilecek. Sistem Türkiye’de 1950’lerden günümüze aynı biçimde işliyor. Darbe-yeni umutlar, darbe -yeni umutlar. Çıkmaza girildiğinde biri iyi söylemlerle parlatılıyor ve toplum yönlendiriliyor. Aslında toplumu yönlendirende, topluma yalancı umut tohumları ekenlerde, yoksul ve emekçileri çıkmaza götürüp elinde tutan aynı güç, sistemin sahipleri. Çark aynı şekilde işliyor. Emekten yana, ezilenlerden yana söylemler güçlendiğinde benim aklıma 12 Eylül ve 7 Haziran gelir ve tabi 90’larda aslında iyi bir örnektir. 90ları ben yaşadım gözlemledim. Önce toplum kutuplaştırılır. Sonra provokasyonlar başlatılır. Toplumun önemsediği isimlere suikastlar, faili meçhuller ve katliamlar başlar. Toplum birileri tarafından yönlendirilir. Toplum çıkmaz sokağa itilir ve toplum çaresizlikten parlatılanı umut beller.

80 öncesinde çocuktum. Yaşananları itiraf eden devlet insanları ve yaşayan tanıklarından öğrendim, 80’ler sonrasında oluşturulan toplumsal ve politik yaşamın emekçilere küreselleşme adı altında aslında devletlerin şirketleştirilip tekellere bağlanmak isteniyor olması okuduğum kitaplarda ve sosyalist anlatılarda görüyordum. Dünya tam olarak tekelleşiyor ve özel sektörün, tekellerin eline geçmiş devletler ulusçuluk, milliyetçilik birlik bütünlük sloganları ile kendi halklarından var olan durumu gizliyorlar.

Aynı gemideyiz…

Aynı saftayız…

Güçlü devletiz…

Kişi başına gelirimiz şu kadar…

Aynı gemide miyiz?

Hayır, tatbiki değiliz. Biz işçiler sizin yasalarınız ve kârınız için bir ekmek pahasına ölüyoruz.

Aynı saftayız…

Aynı safta değiliz tabi ki. Sizler Etiler, Ulus, sahillerde ki yalılarda, boğazdaki yatlarda fink atarken bizler hayat pahalılığından sokağa çıkamıyoruz. Küçücük kredi borçlarımızı, kira aidatlarımızı ödeyemiyoruz.

Güçlü Devletiz…

Evet, dış borç olmuş 500 milyar dolar. Üretim tamamen yabancı sermayenin eline geçmiş. Her şey ithal. İhraç edilen tarım ürünleri de ya larva ya da başka hastalıklardan geri gönderiliyor.

Kişi başına Gelir.

Sabancı’nın, Koç’un, Cengiz’in, Ağaoğlu’nun ettiği kar’ı vatandaşa dağıtıyormuş gibi 80 milyona bölerseniz ve böldüğünüzü vatandaşa dağıtırsanız haklı olduğunuz söylenebilir.

Ne yazık ki ağır etkilerini hissettiğimiz kriz uzun bir süre süreceğe benziyor. Çünkü ekonomik güveni hükümet oluşturamıyor. Bu gün sermaye kat kat bu hükümet döneminde kâr ettiği halde mızırdanıyor. Emeği ile geçinen insanlar milli hasıladan paylarının büyük bölümünü hükümetin oyunları ile patronlara kaptırdılar. Emekçilerin bu düzenden tek çıkış yolu var sosyalizm. Önlerine koyup, İmamoğlu’nu ya da Binali’yi seçtirmek kapitalizmi yıkmayacak ve kapitalizmin ömrünü biraz daha uzatıp emekçileri daha çok yoksullaştıracaktır. İki ticaret insanının hizmet yarışı serbest pazar piyasasına göre şekillendirecek geleceği.

Umut sosyalizmde, sosyalizm ve devrim için örgütlü hareket dinamikleri kurulmalı. Emekçi ve ezilenler için seçimin sandığın bir anlamı yok. İki kapitalist iş insanı yarıştırılıyor. Her şey ancak sosyalizm ile güzel olur. Kapitalizmin güzelliği emekçilerin ve ezilenlerin en sefil halidir…

Paylaşın