Gündem

Bir Mektubun İdeolojik Baskınlığı – Hasan Gezgin

Boğaziçi Dayanışması öncülüğünde kaleme alınan mektup birçok yönü itibariyle baskın bir karaktere bürünmüştür. Birçok toplumsal tabakanın ‘manifestosu’ olmuştur. Bu nedenle bu yazıyı sadece Boğaziçi Dayanışma yazmamıştır, bu yazıyı yazdıran güç direnişle gelişim seyri kaydeden bir mücadele dinamiğidir. Çünkü Boğaziçi direnişinin ilk gününden şu ana kadar olan süreç toplumsal mücadele dinamiklerini bir araya getiren gelişim seyridir. Hem bir manifestodur hem de direnişin gerçekliğini yansıtmaktadır.


Mektubun esasını belirleyen gücün mevcut varlığı hiçbir şekilde sadece Melih Bulu üzerinden gelişmemiştir. Çünkü eylemlerin meydana gelişini var eden bir kayyum rektör ataması olsa bile özündeki mesele faşist iktidara karşı özgürleşme çağrısıdır. Ve bu mektup bu neden itibariyle doğru bir noktayı göstermektedir. Birincisi, faşizme karşı eylem yapılabileceğinin yalın ifadesidir. Bu nokta en önemlisidir zira bu noktayı devletin istediği alanda ‘oynamaya’ kalkışmak direnişi ve onun etrafında gelişen diğer direnişleri saf dışı bırakmaktır. Tam tersine devletin Boğaziçi’ni saf dışı bırakacak saldırı politikalarına karşı oyunu kendi istediğimiz yerde kurabilme iradesini var etmeliyiz. Devlet, sorunun yapısal bir sorun olmadığı yönüne çekmeye çalışarak, Boğaziçi’nin aslında yapısal sorunlu bir vaka olduğunu dillendirmeye çalışmaktadır. Son haliyle de iktidar odaklarının önemlice bir kısmı saldırı argümanlarını -tutuklama ve gözaltılar dışında- değiştirme haline girerken savunma pozisyonunu edinmişlerdir.


Mektubun ana başlıkları itibariyle LGBTİ+’den Roboski’ye Hrant’tan Selahattin Demirtaş’a ve Soma’ya kadar olan geniş yelpazesi siyasallaşmış bir halet-i ruhiyenin yansımasıdır. Çünkü bir mektup Roboski’den yani özelinde Kürt halkının adalet ve özgürlük mücadelesinden gerçek cümleler ile bahsediyorsa ve bu sebeple kimse Kürt dediği için bu direnişi bırakmıyorsa bir şeyler değişmiş demektir. Selahattin Demirtaş için ‘Genel Başkan’ diye ifade edilip sonrasında özeleştiri verilerek tekzip edilen mektup kadın özgürlük mücadelesini esas alarak ‘Eş Genel Başkanı’ diyerek cümlesini değiştirmiştir. Hala hafızalarımızda yer alan Soma işçisinin tekmelenmesi de mektupta yerini sıkı sıkıya almıştır. Bu ve benzeri örnekler birer ajitasyon cümlesi değildir. Ülkemizde faşizme karşı olan öfkenin toplumsal hafızası içerisinde devrimci adaletin hiçbir şeyi unutmadığının göstergesidir.

Aynı zamanda şunu da tespit etmek gerekmektedir. Boğaziçi Dayanışması her ne kadar sürecin gözle görünen yüzü olduysa da birçok kesimi birleştirme noktasında yetersiz kalacaktır. Şu an belirli bir birleştirme imkânı oluştursa bile yarının ihtiyacını karşılayamama durumu mevcuttur. Çünkü Boğaziçi Dayanışması’nın niteliği onun programatik görüşüyle alakalıdır. Ötesine çıkabilmek sürecin getirisi olacaktır. Ama devrimci bir dinamik oluşturması açısından devrimci özneleşme hali onda mevcut değildir. Devrimci özne ve öncülük devrimci birleşik mücadelede vardır. Her ne kadar süreçler benzemese bile Gezi’nin Taksim Dayanışması belirli ana kadar gözle görülen öncü olduysa ama devamını örgütleme ve direnişi büyütme noktasında yetersiz kaldıysa bugün benzer sorunları yaşamamız ihtimaldir. Boğaziçi Dayanışması’nın böyle bir anda başka bir güce evrilmesi gerekmektedir. Bunun için devrimci öznelerin hazırlığı hem -başka bir direniş zamanında da- pratik/ideolojik olarak önderleşebildiği hem de yönetebildiği bir ‘dayanışmanın’ varlığına yönelik olmalıdır. Ya da böyle bir işte sözün ta kendisi olmalıdır.


Bu noktada mektubun yazılış dilini etkili olarak ele almak gerekir ama şunu da eklemeden geçmeyeceğim; sürecin kendiliğinden haline bırakılmaması gereken bir anını yaşıyoruz. Bu sadece Boğaziçi özelinde değil tüm mücadeleler esnasında kurulması gereken bir akıldır. Mektubun bu ideolojik baskın karakteri ‘iyi’ düzeyde olsa bile örgütlülük ve organizasyon anlamında daha da merkezileşme yoluna girmelidir ama bunu yaratacak ‘dış’ dinamiktir. Dış’tan kasıt ise maalesef şu an bu direnişin önderliği halinde bulunamayan devrimci öznedir. Devrimci öznenin inisiyatifinin olmadığı bu hareket tarzıyla direnişin ölçüsü azalacaktır. Bu süre içerisinde hem üniversite sınırlarını aşan hem de faşizme karşı önemli bir moral değer yaratan bu eylemlerin içerisinde kaybolup gitmek devrimci öznenin iradesizliğiyle eşdeğer olacaktır. Çözüm gücü olarak da devrimci özne bu direnişin geleceğini şekillendirecek bir hazırlık örgütlemelidir. Gençlik ve devrimci mücadelenin önderlik sorununu çözebilecek inisiyatif sadece bu ‘dayanışma’ üzerinden kurgulanmamalıdır. Bu yüzden Boğaziçi Dayanışması’nı aşabilecek ve öncülüğü ondan çıkarıp daha merkezi bir gücün varlığı gerekmektedir.
Kitlelerin önemlice bir kısmında politik ve devrimci gelişim gözle görülebilir boyuttadır ve bu sebeple mektup kendisini bu kısmıyla yazmıştır. Daha da önemli olan bu devrimci gücü devrimci özne haline getirebilmektir.

Paylaşın