2025 Aralık ayının ilk haftasında dünya siyaseti, iki ayrı cepheden gelen ama birbirini tamamlayan haberlerle sarsıldı. İlki, Beyaz Saray tarafından yayımlanan 2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS 2025) belgesiydi. İkincisi ise Reuters’in Avrupa başkentlerinde yankı uyandıran haberi: Pentagon’un Avrupalı delegasyonlara kapalı kapılar ardında ilettiği 2027 NATO ültimatomu. Bu iki gelişme birlikte okunduğunda, Atlantik merkezli emperyalist düzenin yalnızca bir kriz yaşamadığı; bilinçli bir yeniden yapılanma sürecine girdiği görülmektedir.
ABD’nin Stratejik Öncelikleri: NSS 2025
NSS 2025, “kurallara dayalı düzen” gibi ideolojik örtüleri bir kenara bırakarak güç siyasetine öncelik vermektedir. Belge, ABD’nin hiçbir gücün kendi çıkarlarını tehdit edecek ölçüde baskın hâle gelmesine izin vermeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Strateji üç ana eksende şekillenmektedir:
- Çin’in çevrelenmesi: NSS 2025’te Çin, ilk kez “neredeyse eşit rakip” olarak tanımlanmıştır. Eski angajman politikalarının başarısızlığı kabul edilmekte; Birinci Adalar Zinciri boyunca askeri kuşatma derinleştirilirken, ekonomik kopuş ise ABD çıkarlarını zedelemeyecek sınırlı alanlarla sınırlandırılmaktadır. Bu uzun vadeli kuşatma stratejisi, ABD’nin Asya-Pasifik’te doğrudan ve yüksek maliyetli bir savaşa girmekten kaçındığının bir itirafıdır.
- Amerika kıtasının yeniden mutlak etki alanı ilan edilmesi: ABD, kıtasal güvenliğini garanti altına almayı ve Latin Amerika’daki etkisini pekiştirmeyi hedeflemektedir.
- Avrupa’nın askerî–siyasal yük taşıyıcısına dönüştürülmesi: Avrupa, ABD’nin askeri stratejisini destekleyecek şekilde konumlandırılmaktadır.
Rusya ile ilgili kullanılan dil dikkat çekicidir. NSS 2025, Moskova’yı birincil tehdit olarak konumlandırmamaktadır; hedef, stratejik istikrarın yeniden tesisidir. Ukrayna savaşı, mümkün olan en kısa sürede sonlandırılması gereken bir “kaynak ve dikkat sapması” olarak tanımlanmakta; Avrupa yönetici sınıfları ise halklarının barış talebine rağmen savaşı uzatan aktörler olarak resmedilmektedir. Bu çerçeve, Kremlin’e diplomatik manevra alanı açmakta ve Moskova’nın “müzakereye hazırız” açıklamaları bu zemine oturmaktadır (White House, 2025).
Pentagon’un NATO Ültimatomu: Avrupa’ya Baskı
Reuters’in yayımladığı 2027 NATO ültimatomu, strateji belgesinin sahadaki zorlayıcı aracını oluşturur. Pentagon yetkilileri, Avrupa’nın 2027’ye kadar NATO’nun konvansiyonel savunma yükünün çoğunu üstlenmesini istemekte; aksi takdirde ABD’nin savunma koordinasyon mekanizmalarından çekileceğini ima etmektedir. Avrupa’nın ek yükü karşılayabilmesi için yaklaşık 300 bin ek asker gerekmekte ve bunun yıllık ek maliyeti yaklaşık 250 milyar avroyu bulmaktadır. ABD Savunma Bakanlığı, bu yükümlülüğü yerine getirmek için Avrupalı elitlere yalnızca 24 ay süre vermektedir.
Bu tablo, bilinçli olarak tasarlanmış bir başarısızlık mimarisine işaret etmektedir. Amaç; Avrupa’yı panik hâlinde silahlanmaya zorlamak, sürecin mali kazancını ABD savunma sanayisine yönlendirmek ve Avrupa içindeki siyasal fay hatlarını derinleştirmektir. Doğu Avrupa Washington çizgisine daha sıkı bağlanırken, Batı Avrupa hem askerî hem ideolojik olarak köşeye sıkıştırılmaktadır.
Avrupa Birliği’nin yönetici elitleri, kendi halklarının açık barış taleplerine rağmen Rusya’ya karşı savaş ısrarını sürdürmektedir. Bunun nedeni “demokrasi” veya “uluslararası hukuk” değil, AB’nin emperyalist sistem içindeki konumunu kaybetme korkusudur. Derinleşen ekonomik kriz, düşük büyüme, sanayisizleşme (ya da sanayinin askerîleştirilmesi) ve siyasal meşruiyet kaybı yaşayan Avrupa burjuvazileri, savaşı iç çelişkileri bastırmanın bir aracı olarak kullanmaktadır. Bu tutum, Avrupa işçi sınıfını hem ekonomik yıkıma hem de doğrudan savaş riskine sürüklemektedir.
Küresel Dönüşüm: BRICS ve Alternatifler
BRICS genişlemesi, Batı hegemonyasına karşı Küresel Güney’in artan ağırlığını göstermektedir. 2025 itibarıyla BRICS ülkeleri dünya nüfusunun yaklaşık %45’ini, küresel üretimin ise %28–30’unu temsil etmektedir (IMF, 2025). Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya ve Güney Afrika’ya eklenen yeni üyeler, dolar merkezli finansal sisteme alternatifler üretmeye çalışmaktadır. Ancak sosyalistler açısından bu tablo otomatik bir kurtuluş anlamına gelmez. BRICS içindeki güçlerin büyük çoğunluğu kapitalisttir; fakat Batı emperyalizmiyle yaşadıkları çelişkiler, dünya sisteminde devrimci hareketler için nesnel olanaklar yaratmaktadır.
Ortadoğu’da Filistin’de süren soykırım, ABD–İsrail ekseninin meşruiyetini küresel ölçekte aşındırırken; Latin Amerika’da Arjantin’in neoliberal teslimiyeti ile Venezuela’nın emperyalist ablukaya rağmen direnişi, sınıfsal ve siyasal fay hattını keskinleştirmektedir. Asya-Pasifik’te Tayvan üzerinden tırmandırılan gerilim ise, ABD’nin yüksek zayiat riski nedeniyle müttefiklerini öne sürmeye çalıştığı bir başka cephedir. ABD Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan simülasyonlara göre, Çin’e doğrudan bir askeri saldırı durumunda ilk üç günde ABD’nin kaybı en az 50.000 askerdir.
Bölgede İşçi Sınıfının Tarihsel Sorumluluğu Üzerine
Emperyalist savaşlara karşı tutum, soyut bir barış çağrısı değil; sınıfsal bir konum alış meselesidir. Lenin’in emperyalizm tahlili hâlâ geçerlidir: savaş, kapitalizmin kriz yönetim aracıdır (Lenin, 1917). Emperyalist kamplar arasında taraf olmak yerine, bu savaşların faturasını ödeyen işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını savunmak esastır.
Türkiye’de sosyalist hareketin ve demokrasi güçlerinin görevi, emperyalist bloklar arasında denge aramak değil; işçi sınıfının bağımsız, enternasyonalist ve savaş karşıtı hattını örmektir. Bu çerçevede, enternasyonalist Türkiye sosyalistleri ile Kürt özgürlük hareketinin, sokakta demokrasi cephesi temelinde buluştuğu en geniş demokrasi cephesinin inşası yaşamsaldır. Bu cephe, hem içeride otoriter-faşist AKP–MHP iktidarına hem de dışarıda bölgesel ve küresel emperyalist savaş politikalarına karşı gerçek bir karşı koyuş zemini yaratabilir.
Bunun için, tarihsel olarak enternasyonalist işçi sınıfı sosyalizmini savunan, ancak son yıllarda demokratik ve açık alanlardaki örgütlülüğünü büyük ölçüde kaybetmiş sosyalistlerin derlenip toparlanarak yeniden yan yana gelmesi örgütlenmelidir. Demokratik alanda ortaya çıkabilecek çeşitli örgütlenme olanakları ivedilikle değerlendirilmelidir. Bu görevleri hızla ve vakit kaybetmeksizin yerine getirmek; hem ulusal burjuvazinin ömrünün uzamasına dolaylı olarak hizmet eden, sınıf mücadelesini yeterince merkeze almayan sol liberal/liberal sol eğilimler, hem de işçi sınıfıyla organik bağ kurmakta zorluk çeken ve sınıf mücadelesini dar kalıplar içinde yorumlayan sol sapma eğilimleri tarafından işgal edilmiş alanların aklıselimle doldurulmasına hizmet edecektir.
Lenin’in ifadesiyle, “emperyalist savaş, iç savaşa çevrilmeden durdurulamaz.” Bu, mekanik bir şiddet çağrısı değil; savaşın toplumsal meşruiyetinin kırılmasının ancak örgütlü sınıf mücadelesiyle mümkün olacağının altını çizer. Bugün görev; işçi sınıfını milliyetçi, mezhepçi ve blokçu tuzaklardan kopararak enternasyonalist bir siyasal hat etrafında birleştirmektir.
Atlantik çözülürken, Avrupa savrulurken ve küresel kapitalizm yeni savaşlara hazırlanırken; gerçek alternatif ne Washington’dadır ne Brüksel’de. Gerçek alternatif, örgütlü işçi sınıfının uluslararası dayanışmasında ve sosyalizm mücadelesinin büyütülmesindedir.
Kaynaklar:
- Lenin, V. I. (1917). Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması.
- The White House. (2025). National Security Strategy of the United States of America.
- International Monetary Fund (IMF). (2025). World Economic Outlook 2025: Global Growth and Multipolar Shifts.
- Reuters. (2025, December). Pentagon’s NATO ultimatum to Europe: Details revealed.
