Umut Yazıları

Victor Jara’dan, İbrahim’e… Venceremos – Leyla Aydın

Zulme susarsa
Ne yaşar bu can
Adalet yoksa hayat ne
Kolları bağlanmış halkın
Direnmek yasaktır bize
Tutuşur duvarlar ardında
Açlığa direnen canlar

Terörist demişler bize duydunuz mu? Türküler insan öldürür mü hiç? Öldürdüğüne şahitlik ettiniz mi? Duyamazsınız, biz de hiç duymadık…
Hangi bağlamanın kurşunu var ki. Kimlerdi 12 yaşındaki Uğur’a 13 kurşun sıkan? 14 yaşındaki Ceylanımızı havan topu ile katleden? Hangi tambur darağacı olup gencecik bedenlere kıydı? Hangi kaval kadınların karnını deşti de doğmamış bebeklerin bile canına kasttetti?
Hiçbiri!
Türkülerden silah olmaz ama korkuyorsunuz.
Türkülerden cellat olmaz ama titriyorsunuz.
Tarihin bilincini geleceğe taşıyanlardan, türkülerimize şahitlik edenlerden, tarihimize ortak olanlardan, çelikleşen iradelerden, kararlı direnişlerimizden.
Korkmalısınız.
Korkun!
Çünkü Victor Jara’nın gitarı İbrahim’in elinde.

12 Eylül askeri darbe sonrası 1985’te kurulan Grup Yorum, bir protest müzik grubundan çok daha fazlasıdır çünkü halkın çocukları halkın yanında, halkın sanatıyla dimdik ayakta.

Kuruluşundan bu vakte dek söylenen şarkılar ve türküler haksızlığa, işkenceye, zulme, sömürüye karşı bir çığlıktır. Konserlerinde onbinler, genç yaşlı el ele zılgıt zılgıta aynı şiarlarla halaya durdu, duracaktır da. Sivas’ta, Maraş’ta, Roboski’de mahpustaki işkencede, fabrikadaki grevde, işgal edilen üniversitelerde direniş türküleriyle hepimizin sesini ezgilerle duyurdular.

Türkülerimizi susturmak isteyenler umudu boğmaya meyletmiş susmayın.

Susmayın, bu kez duyduğumuz açlığın ezgisidir.
Susmayın türkü gibi yaşayalım.
Susmayın ki yaşatalım.

Bu bir çağrıdır.
Kör duvarların ardındaki ağrıyan vicdanların çağrısıdır. Tek başına ağrı bir şey ifade etmez.
Bu bilinçli bir ağrıdır.
Tıpkı tek başına açlığın boş bir mide olup bir şey ifade etmediği gibi. Onurlu ve insanca yaşam talebi olanlar için bedenini açlığa yatırmak ne ki?
Nefsini terbiye etmek uğruna tutulan oruca kutsallık atfedenler, gencecik bedenlere kör ve kayıtsız kalmayı hangi imana sığdırıp hangi vicdanı susturur?
Dilsiz şeytanlar zulme sessiz kalır.

Acı duymak da güzeldir; bazen acıyan yanımızın henüz çürümemiş olduğunu gösterir. Acı duyuyoruz türkülerimizi özgürce söyleyememekten. Acı duyuyoruz kin tohumları ekip halkların kanını emmelerinden. Ama biliyoruz ki mutlaka ama mutlaka her Dehak bir gün Kawaların inancı ve iradesi karşısında yenilecek.

“Altmış gün boyunca açlık grevinde kalarak idealleri uğruna ölme kudretine sahip insanların huzurunda despotların eli ayağı titrer! Bunun yanında, yüzyıllar boyunca insani feda ruhunun simgesi haline gelen İsa’nın çarmıhtaki üç günü nedir ki?” demiştir Fidel ama görüyorum ki
305 gün, ÜÇ YÜZ BEŞ gün boyunca bu kudretten zerre taviz vermeyen İbrahim’in inancı 4 kitaba da sığmaz, sığmayacak.

Unutmayın ki

“Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.”
William Shakespeare.

Çok geç olmadan taraf olmalıyız, yaşatmak için gerekirse ölebilenlerden miyiz? Ki bu yol İdiller’den Helinler’e uzar, yoksa öldürmek için yaşayan zalimlerden mi? Unutmayın bu irade karşısında tarafsızlık en büyük ahlaksızlıktır.

Zulme susarsa
Ne yaşar bu can
Adalet yoksa
Hayat ne

Bir canım var
Hıncıyla çatlar gök
Bir canım var
Mahpuslarda yanar
Özgürlük uğruna
Feda bu can
Halkıma, vatanıma…

İbrahim’ in aç olan bedenine yaşam taşıyalım ki İbrahim yaşasın.

Paylaşın