Umut Yazıları

Ulaş Bayraktaroğlu’nun izinde öncülük nedir, ne değildir – Enes Tekin

Türkiye Devrimci Hareketinden yolu geçmiş nevi şahsına münhasır binlerce devrimci vardır. Belirli dönemlerin, momentlerin, grevlerin, direnişlerin, üniversitelerdeki mücadelenin öncüleri… Bu alanlarda öncüleşmiş, önderleşmiş pek çok devrimci özne var şüphesiz. Her biri yaşamlarıyla, yaptıklarıyla, eylemiyle, anısıyla kimi zaman çok az sayıda insana, kimi zaman binlere ilham ve örnek oldu. Her birinin biricik hikayesine büyük bir saygı duyduğumuzu söyleyerek başlayalım.

Bugün Ulaş yoldaşın anısı önünde “önderlik” ve “öncülük” bizim için ne anlama geliyor -belki de ne anlama gelmesi gerekiyor- buna dair birkaç söz söylemek istiyorum sürçülisan edersem affola.

Ulaş yoldaş da Gezi’de öncüleştiği adının herkes tarafından bilindiği günlere ve sonrasında Kasım atılımı sürecine giriş yapmadan önce, bu coğrafyanın nice öncü devrimcisi ile birlikte bugünü mayalıyordu. 90’lardan bu yana ev ev, mahalle mahalle, sokak sokak, her lise ve üniversitede, fabrikada, iş yerinde akla gelebilecek her alanda Ulaş yoldaşın öncülüğüyle kolektifimiz, devrimci bir çıkışı örgütledi. Bugünden baktığımızda ise öncülük bir balon misali şişirilip çok yükseklere uçuruluyor. Ancak bizim yoldaşlarımız da dahil olmak üzere düşüp kalkan ve hatalar yapan sıradan devrimcilerden çıkıyor öncüler. Bunu söyleyerek öncülüğü basitleştirmiyor, her devrimci için olağanlığını ifade ediyoruz.

Bu coğrafyanın devrimci önderleri çoğu zaman çok erken yaşlarda ölümsüzleşti. Birçoğu hedeflediği ana varmadan, belki de romantik bulunabilecek deyimle düşlediği devrimi göremeden aramızdan ayrıldı. Bunun nedenlerinden biri öncü kelimesinin kendisinde saklı. Öncü önden giden demektir. Bizim yoldaşlarımız da mücadeleyi çoğu zaman önce kendilerinden başlatırlar. Yalnızca söyleyen değil, önce yaşayan, önce bedel ödeyen, önce örgütleyen olurlar.

Öncülük bir günde ortaya çıkmıyor bazen bir okul kantininde, bazen bir direniş çadırında, bazen bir mahallenin dar sokağında, bazen bir kampüsün en soğuk sabahında ağır ağır örgütleniyor. Bugün Ulaş yoldaşı anmak, yalnız bir hatırlama değil, öncülüğün ne olduğunu yeniden düşünmek demek.

Öncülük çoğu zaman görünmeyen bir emekle yürür. Sabırla çalışmakla, doğru yerde doğru sözü kurmak, doğru yerde doğru pratiğin örgütleyicisi olmakla, işi bir kerelik eylemden sürekli bir ilişkiye çevirmekle yürür. İnsanların hafızasında kalan genellikle büyük anlar olur, oysa büyük anlar küçük ve ısrarlı adımların birikimiyle mümkün hale gelir. Bu yüzden öncülüğü bir an’a değil, bir çizgiye benzetmek daha doğru. Çizgi her gün yeniden kuruldukça vardır.

Öncülük nedir, ne değildir?

Bunun bir reçetesi olmadığının altını çizelim, niyetimiz bir reçete vermek değil öncülük dediğimiz şeyin ayaklarını yere bastırmaktır.

Öncülüğü cesaretle açıklamak kolaydır ama eksiktir. Cesaret önemlidir fakat tek başına öncülük yapmaz. Öncülük, çoğu zaman cesareti kolektifle buluşturma işidir. Yani öne atılmak değil, öne düşeni örgütlemektir. Slogan atmak değil, sloganın arkasına devrimci programı koymaktır. Burada esas olan bir anlık parlamayı değil, sürekliliği sağlayabilmektir. Kolektif akıl dediğimiz şey soyut bir doğruyu bilme hali değildir. Bir araya gelmenin sosyalist karakterini ifade eder bizim için. Toplantının ciddiyeti, görev paylaşımının açıklığı, eleştirinin yoldaşça yapılabilmesi, duygunun örgüt disiplinini bozmadan akabilmesi. Öncülük tam da bu düzeni kurabildiği ölçüde güven üretir. Güven ürettiği ölçüde de insanları yalnız kalmaktan çıkarır, mücadeleyi güçlü bir dayanışma içerisinde örgütler.

Burada bir yanlış anlamayı baştan ayıklamak gerekir, öncülük bir kahramanlık hikayesi değildir. Elbette bu coğrafyanın devrimci tarihi kahramanlıklarla doludur ama kahramanlıkları destanlaştırmak onları yaşayan bir örgüt dersine dönüştürmez. Öncülük bireyin parlaması değil kolektifin yükselmesi için kendini ölçülü ve disiplinli şekilde seferber etmesidir. Bu yüzden devrimci öznenin ölçüsü en önde görünmek değildir ve olmamalıdır. Bir hareketi ayakta tutan şey sloganlar değil o sloganların arkasındaki ilişki biçimidir. Bu nedenle öncülük aynı zamanda bir ilişki meselesidir. Devrimci ilişki en basit haliyle şudur: Kitleye kerteriz koyduğun şeyi önce kendinde sınarsın. Söz ile eylem arasındaki mesafe ne kadar kapanırsa, öncülük o kadar gerçek olur. İnsanlar devrimciyi çok entelektüel olduğu, çok bildiği için değil, zor zamanda bile tutarlılığını koruduğu için izler. Yoldaşlık ilişkileri de buradan doğru kurulur.

Önder denince çoğu zaman bir kişi düşünülür. Oysa devrimci hareketin olgunlaştığı her moment önderliğin esasen bir ilişki olduğunu gösterir. Önderlik kitleyle kurulan bağda moral ile disiplinin, cesaret ile planın, duyguyla aklın kurduğu dengede ortaya çıkar. Bir kişinin adı bilinsin bilinmesin bir mücadelede yön verici olan çoğu zaman o ilişkiyi kurabilen kolektif çekirdektir. Bu bağın en kritik tarafı kitleyi arkadan sürüklemek değil, kitleyle aynı dili kurabilmektir. İnsanların gündelik sıkıntılarını küçümsemeden, onları siyasetin “büyük” başlıklarıyla ilişkilendirebilmek öfkeyi örgütlü bir şekilde esas hedefe çevirebilmek, umudu bekleyişten çıkarıp “iş”e dönüştürebilmek. Önderlik dediğimiz ilişki tam olarak burada somutlaşır. Tam da bu yüzden bu coğrafyanın erken kayıpları bize iki ders bırakıyor. Birincisi öncülüğün bedeli ağırdır çünkü devlet, örgütlü öfkenin taşıyıcılarını hedef alır. İkincisi gerçek önderlik tek tek bireylere yıkılmayacak kadar kolektifleşmek zorundadır. Bir yoldaşın kaybı eğer örgütün hafızası, kadro birikimi, eğitimi ve sürekliliği zayıfsa boşluk yaratır. Eğer önderlik kolektifleşmişse kayıp acıdır fakat hareketi felç etmez çünkü çizgi, disiplin ve birikim tek bir insana bağlanmamıştır.

Ulaş yoldaşın şahsında önderlik dediğimiz şey de budur, bir insanın cesareti değil o cesaretin arkasında bir örgütlülüğün, bir yoldaşlığın, bir disiplinin nasıl taşındığıdır. Ulaş yoldaşla beraber Göze’yi, Özge’yi, Gökhan’ı, Aziz’i ve daha nice ölümsüz yoldaşımızı anmadan geçemeyiz çünkü o örgütlülüğün kendisini yaratanlar onlardır.

Neden erken kaybediyoruz?

Erken yaşlarda ölümsüzleşme meselesi sadece romantik bir kader değil devrimci öncüler için. Burada devletin sistematik saldırganlığı, işkencesi, hapishanesi, infazı var bunu asla unutmuyoruz. Aynı zamanda devrimci hareketin her kuşağında yeniden konuşulması gereken şey sürekliliğin sağlanması ve hareketin kalıcılaşmasıdır.

Süreklilik örgütün varlığı ile sınırlı bir şey değildir örgütün kendini yeniden üretme biçimidir. Kadroların eğitimidir, deneyimin aktarımıdır, güvenliğin ciddiyetidir, kolektif karar alma mekanizmalarıdır, kitleyle bağın günlük kurulmasıdır. Öncü olmak kendini feda etmeye hazır olmakla sınırlanamaz aynı zamanda kendini ve örgütünü koruyarak mücadeleyi büyütmektir. Çünkü devrimcilik sadece ölümü göze almak değil yaşamı mücadeleye göre kurabilmektir. Süreklilik aynı zamanda hafızadır. Mücadele deneyiminin kaybolmaması, hataların tekrarlanmaması, her dönemin kendini “sıfırdan” kurmaması demektir. Bu nedenle yazmak, tartışmak, eğitim yapmak, yeni örgütlenenleri sabırla yetiştirmek olmazsa olmazımızdır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz öncülük en önde yürümek değil arkadan gelenin yolunu aydınlatmaktır aynı zamanda.

Bu yüzden öncülük bir yandan en ileri atılımı temsil ederken diğer yandan aceleciliğe, kendiliğindenciliğe ve yalnızlaşmaya karşı da komünist bir disiplin demektir. Öncülük etmek bir bakıma da yalnızlaşmama becerisidir. Kitleyi geride bırakmadan yürümek, kendi doğrularını kitleye dayatmadan kitleyi kazanmak öfkeyi ve sözünü örgütlü güce çevirmek.

Son söz

Bugün gençliğin üstüne çöken şey sadece ekonomik kriz değil geleceksizlik, barınma krizi, borç, güvencesizlik… Bunların hepsi, mücadelenin günlük alanları. Öncülük bugün bu alanlarda ilk öfkelenen olmak değil ilk örgütleyen olmak demek. Gözaltı anında yalnız bırakmamak, okulda soruşturmaya uğrayanın yanında durmak, direnişteki işçiye omuz vermek, gündelik hayatın içine küçük ama sürdürülebilir çekirdekleri yerleştirmek gerek. Çünkü devrimci çizgi büyük laflardan önce küçük pratiklerle kendini kanıtlar.

Ulaş yoldaşı anmak bu yüzden geçmişe saygı duymaktan çok bugüne görev çıkarmaktır. Önderlik anma kürsüsünde değil bir eylemi örgütlerken, bir öğrenciyi ikna ederken, bir işçiyle bağ kurarken, bir direnişi büyütürken görünür hale gelir. Öncülük de öyledir bir günde olmaz ama her gün olur. Bir bildiri dağıtımında, bir tartışmada, bir nöbette, bir ev toplantısında, bir barikatta ve en önemlisi, en zor anda değil en sıradan anda sürdürülen disiplinle.

Ulaş yoldaşı anarken öncülük dediğimiz şeyin içini yeniden doldurmak gerektiğine inanıyorum. Önderliğin bir kişi değil bir ilişki olduğunu, bu ilişkinin de komünist bir disiplinle, yoldaşlıkla, kolektif emekle kurulduğunu hatırlamak hepimiz için önemli bir gereklilik.

Bu nedenle anmaların kendisi de bir sınavdır. Anmalarda duyguyu çoğaltmakla beraber o duyguyu doğru bir politik hatta bağlayabilmek çok önemlidir. Aksi halde anma içi boş bir tekrar olur zamanla yıpranır, sıradanlaşır. Oysa bir yoldaşı anmanın en sahici yolu, onun bıraktığı yerden mücadeleyi bir adım daha ileri taşımaktır daha çok alanı örgütlemek, her yeni yoldaşı kazanmak, her direnişi sahiplenmek, her anı kolektif bir birikime çevirmek ve daha sağlam bir örgütlülük kurmaktır. Bu coğrafya bize çok şey öğretti ve belki de en büyük ders devrimci önderlik dediğimiz şeyin kendini çoğaltabildiği ölçüde önderlik olmasıdır. Bir yoldaşın adı unutulmaz ama asıl hedef, onun bıraktığını kolektif bir iradeye dönüştürmektir. Ulaş yoldaşın hatırası da ancak böyle yaşar, mirası gerçekten omuzlanır. Çünkü miras sözle değil, onun da söylediği gibi pratikle taşınır.

Yedi kıtada mücadele vermiş tüm ölümsüz devrimcilerin anısına saygıyla.

Paylaşın