Bütün her şey bir soruyla başlar. Yaşam o soru olmasaydı, gelişmezdi.
Dil öğrenmeden tutun da gündelik hayata kadar soru sormaktır, bütün mesele.Bir toplumu sessiz kılmanın en kolay yolu, soru sormayı unutturmaktır. Ülkenin durumunu değerlendirirken, değerlendirmeyi soru sorarak yaparsak cevabı da buluruz. Gazetecilik mesleğinin temel prensibi 5N1K da olduğu gibi.
Suriye mülteci meselesi, yaşanan savaş sorular sormadan içinden çıkılabilecek bir durum değildir.Soru sormayanlar,savaşı, ölümü, çocuğu insanlıktan çıkararak değerlendirirler.
Suriye’de gencecik çocuklar niye ölüyorlar? T.C. niye orada? Niye en yoksullar ölüyor? Suriye’den insanlar niye göç etmek zorunda kaldı? Niye bile bile ölüm botlarına biniyorlar?
Tüm bu ve benzeri soruları sormadan, cevapları bulmadan ne ölümleri durdurabilir, ne kadınların ölümlerini engelleyebiliriz. Ne maden ocaklarında, direnişte olan işçilerin sesini duyabiliriz, ne akşam eve ekmek götüremeyen insanların intiharını engelleyebiliriz. Ne yok edilen doğanın sesinin hesabını sorabiliriz ne de yoksulluğu bitirebiliriz?
Günlerdir olduğu gibi sağır dilsiz olup, iktidara soru sormadan devam edersek; kaderimizi onların ellerine teslim ederiz, bu hayat değişmez ve biz ölmeye devam ederiz.Bir iç savaşa sürüklenmiş, Suriye meselesi, Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılması meselesini bu konuda uzmanların analizlerine bırakamak gereken bir durum çünkü; hergün, her saat degişen aktörleriyle bu durum nedenleri ve sonuçları itibariyle uzmaklık gerektiren siyaset bilimcilerinin işi.O nedenle meselenin bu yanına girmeden, basit gündelik hayata değen,yaşamımızı etkileyen yanıyla değerlendirme yapmak isteyeceğim.
İnsanın, siyasi oyunların ve siyasi çıkarların bir nesnesi haline getirilmesi bizim meselemiz.Düne kadar kendi yurtlarında, evlerinde, işlerinde; iyi kötü bir hayatları olan insanlar, nasıl oldu da bir göç kervanına katıldılar. Nasıl oldu da dilini bilmedikleri topraklara savruldular. Ucuz emek, sefalet, aşağılanma, taciz ve tecavüz yoksulluğunun içine düştüler. Ve nasıl oldu da bu insanlar derinleşen krizin sebebi oldular. Hatta insan tacirlerinin eline düşüp, açık denizlerde kayboldular, ölüleri kıyılara vurdu.
İnsan cinsi kendi rahatı için, suçu hep başkasında aramayı ve durduğu yeri savunma psikolojisini aşamazsa insanlaşamaz. Bu nedenledir ki, ötekine saldırır, savaşı destekler, ölümü kutsar. Suriye’de yaşanan son durumda da böyle olmuyor mu? Ezilme durumuyla iki türlü baş edilebilinir, birincisi; senin gibilerle birleşip, mücadele ederek. İkincisi senden daha çok ezileni ezerek. Bu meselede, toplumsal olarak iki kamp oluştu tüm zamanlarda olduğu gibi. Birinci grup; yani mücadele edenler (ki bunlardan çok şey beklenir) öncelikle bu toplumsal grubu değerlendirmek önemlidir. Örgütlü olmanın, daha doğru yerden bakmanın, doğru düşünmenin önemi tepki vermediğimiz sürece bir işe yaramaz. Refleksleri sokağa, söze taşıyamıyorsa bir kıymeti harbiyesi yoktur. Kişisel olarak çok öfkeli, üzgün hatta dayanamaz hale gelmek yeterli değil. Yeni alan olan sosyal medyaya baktığında, yine kendi gibilerle bir arada olma halinden çıkamayan sözünü orada üretip eylemini orada yapma işi aslında iktidarın adım adım bizi oraya doğru sıkıştırdığı koca koca örgütlerin bile eylemlerini ve sözünü oradan söylemenin,üretmenin derdine düşmesini başka türlü açıklayamayız.
Toplumu dizayn eden toplumsal mühendislikle, 18 yıldır (aslında 40 yıl olarak değerlendirmek gerekir 1980 den bu yana) yöneten iktidar hepimizi arka arkaya sıralama becerisini göstererek kendini var ediyor. Tek sıra halinde olanlar en önde duranın gözüyle bakarlar. En öndeki ne derse, ona inanırlar, bugün olduğu gibi en öndeki vatan, millet, sakarya edebiyatı ile arkasına dizilmiş milyonları inandırıyor. Bu tek sıraya girmeyenler ise o kadar ayrı yerlerde duruyorlar ki, etkiledikleri, gördükleri şeyleri, anlattıkları kitlelerle bağları çok zayıf. Kendi içlerinde daireler oluşturup, birbirlerine anlatır durumdalar.
Şimdi gördüklerimizi, daha iyi ve daha çok daha gür anlatabilmek için iki şeye ihtiyacımız çok var.
Birincisi; bu tek sıra halinde, iktidarın arkasına dizilen, bizim gibi insanlarla buluşup onları tek sıradan çıkarmak. Çünkü, uzun adam ellerindeki tüm olanaklarla onları istediği gibi yönlendirebiliyor. Bizim
elimizde olan medya onlara ulaşamıyor bile. O neden; onlar nerede ise oraya gitmek, mahalle, okul, fabrika, sokak. Kendimizi daha akıllı daha bilgili görme halinden vazgeçerek, çünkü bilgi işe yaradığı sürece anlamlıdır. Yazıya soru sormanın önemi ile başlamıştık ya, başa dönecek olursak her gün değişen siyasete uygun sorular bulmak gerekiyor. Dün Suriyeli halk bizi çağırdı diyen Erdoğan bugün İblib’den “eli boş” dönüyorsa hala iki sınır arasında insanlar ölümle burun buruna kalıyorsa daha soracak çok sorumuz var demektir. İkincisi biz doğru soruya birlikte cevap bulup cevabın gereğini birlikte yapabiliriz. Tıpkı komşumuz Yunanistan’da olduğu gibi binler sokakları doldurup işgalci savaş talan politikalarına karşı halkları birlikte mücadeleye çağırabiliriz.
