Coronavirüsün Çin’den sonra dünya genelinde yaygınlaşmasıyla birlikte olağanüstü günler yaşanıyor. Hükümetler tarafından olağanüstü kararlar alınıyor, uygulamalar devreye konuyor. Hükümetlerin, emperyalist-kapitalist sistemin aldığı bu kararlar ile toplum yeni bir şekillenişe doğru yönlendiriliyor. Doğal seçilim ve burjuvaziyi koruma endeksli bu kararlarda toplumun sağlık ve yaşam hakkını koruyan ifadeler Erdoğan’ın virüsle mücadele paketinde dediği şekliyle “kolonya” düzeyinde kalıyor, öncelik ‘KOBİ’lere veriliyor. Toplumun kaderi sokağa çıkmayalım uyarıları, kapatılan mekanlar ve yetersiz sağlık hizmetlerine bırakılıyor.
Toplumun virüssüz günlerde dahi sağlıklı yaşam standartları açlık ve yoksulluk sınırları ile apaçık ortada duruyor. Sağlığa erişim bir mesele iken olağanüstü bir seyir izleyen salgın için alınan kararlarda, toplum için yeterli ve koruyucu tek bir madde bulunmuyor. Birbirini takip eden her günde yüzde yüz artan vaka ve ölüm oranı karşısında toplumu sokaktan yalıtarak en etkili tedbir propagandasını işleten faşist hükümet, sokağa çıkma uyarıları ile evleri hapishaneye, hapishaneleri karantina alanına çeviriyor.
Açıklanan salgınla mücadele paketinde, alınan tedbir kararlarında hükümet güven (ME) vermiyor, yaşanan olaylar ile hükümete güven sıfıra iniyor. Gerçekleri paylaşmak isteyen doktorlar gözaltına alınıyor, vekil- vekil yakınları otobüslerin önü kesilerek karantinadan çıkarılıyor, karantinaya dahi alınmıyor. Toplum kendi sağduyulu yaklaşımı içerisinde gelmekte olan salgının ciddiyetini, hükümetin yetersizliğini görüyor ve tedbirlerini buna göre alıyor. Ancak toplumun özellikle de faşist rejime muhalif kitlenin içinde bulunduğu hapishanelerde tutukluların kendi tedbirlerini alabileceği olanaklar bulunmuyor.
Sayısı on binleri bulan siyasi tutsak, gazeteci, siyasetçi, akademisyen ve yazarında bulunduğu hapishanelerin salgın yayılımı başlamadan ya da başladıysa sağlık kontrollü bir şekilde tahliyesi gerekiyor. Doluluk kapasitesi yıllar önce kendisini aşmış, keyfi tutuklamalar ile toplama kamplarına dönüşmüş olan hapishanelerde fiziksel koşulların ağırlığı ve sağlık açısından barındırılan riskler ciddi boyutta duruyor. Hal böyleyken salgınla mücadele kapsamında bugüne kadar alınan tek karar hapishane idaresi keyfiyetinde düzensiz gerçekleşen ziyaretçi görüşlerini yasaklamak, tutsakların iletişimlerini kesmek oluyor. Ancak salgının hapishane müdürü, gardiyanlar vs. aracılığıyla yayılacağı ya da hapishanelerin hijyenden yoksun koşullarında oluşabileceği akıllara gelmiyor, getirilmek istenmiyor. Patronlara ayrılan bütçeden tutsakların sağlığına ve hijyenine yönelik harcama yapılmak istenmiyor. Hapishanelerde salgının artması İtalya ve İran gibi ülkelerde ulaştığı düzeyler itibari ile ciddi sonuçlar doğuruyor. Tutuklular arasında vahşi doğa kanunları yürürlüğe konuyor, salgın karşısında bağışıklık kazanan hayatta kalır politikası işletiliyor.
Özellikle siyasi tutsaklar için işletilen “Asmayalım da besleyelim mi” hukukuna göre şekillenmiş devlet ve yargı sistematiği kuşkusuz bugünde başta siyasi tutsakların varlığını ve sağlığını kendine bir sorun ve maliyet olarak görüyor. Faşist rejime biat etmemiş, diz çökmemiş, diktatörlüğüne tehdit olarak gördüğü, öldüremediği için tutukladığı devrimciler adeta Erdoğan için yine bir “Allahın lütfu” olan virüs vasıtasıyla binlerce devrimciyi faşizmin yok etme politikasına çevirmeyi amaçlıyor.
Erdoğan dışarda şirketleri, içerde vurguncu yağmacıları koruma altına alıyor. İnfaz yasası tartışmalarında basına sızan bilgilerde, siyasi saiklerle alıkonulan, iktidar tarafından adeta esir muamelesi yapılan on binlerce politik tutsağı kapsam dışı bırakarak toplu ölüm kamplarında tasfiye etmek istiyor. Hükümetin kalkan paketinin toplum için ifadesi nasıl ki kolonya ise, yeniden tartışılmaya başlanan infaz yasasındaki değişiklik de insan sağlığını amaçlamadığı, bu krizden de tek amacının sarayını ve iktidarını korumak olduğunu ortaya koyuyor. Halen sosyal medya operasyonları ve tutuklamalara devam edilmesi bile bunun en önemli kanıtı oluyor.
Bu nedenle hapishanelerin kapılarının açılması hem salgın hem de salgını örtü olarak kullanacak olan devlet katliamları karşısında tutsakların yaşam hakkı mücadelesini savunmak oluyor. Hapishanelerde direnenler kadar, dışarıdakilerinde bunu mücadele bayrağına dönüştürmesi gerekiyor.
Siyasi politik tutsaklara özgürlük talebi dışarıdakilerin sağlığa ulaşım ve hayatta kalma çabası kadar güncel, yakıcı bir politik taleptir.
