2 Aralık’ta göreve gelen Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati ilk iş olarak burjuvazinin temsilcileri ile bir araya geldi.
23 Kasım’da “Hükümet İstifa, Halk İktidara” eylemleri ile hareketlenen ülke sokakları sadece Saray iktidarını tedirgin etmedi, bir bütün oligarşiyi de diken üstünde oturur vaziyete getirdi. Gezi ayaklanmasından 8 yıl sonra bir daha Gezi olmasın diye Erdoğan’a verilen tüm yetkilerin sonuçsuz kaldığı 23 Kasım akşamı ülkenin birçok kentinde bir kez daha kendini gösterdi. Göz kapatılan tüm hukuksuzluk ve adaletsizliklerin, sömürü ve zulüm politikalarının birleştiği yoksulluk ve pahalılık tüm emekçi halkların birinci gündemi haline geldi. Toplumda yükselen “Hükümet İstifa” sesleri ile iktidarı sallanan Saray bir tarafta “Halk İktidara” sloganları ile rezidansları, holdingleri, fabrikaları sallanan burjuvazi diğer tarafta yer aldı.
Oligarşinin içinde bulunduğu bu pozisyon için 7 Aralık’ta “Dolambaçlı yollarda devrimin yönü ve aklı” başlığı ile yayınlanan Umut Gazetesi Editör yazısı aşağıdaki değerlendirme bulunmuştu.
“Liranın kur değerlerinin düşmesi geniş emekçi yığınları her gün daha fazla açlığa sürüklerken bunun şiddetlendireceği siyasal değişim talebinin bastırılabilmesi için AKP-MHP iktidarının zorbalığı daha da artıracağına ilişkin çoktandır kurulu bir fonksiyonun çarpanlarının önümüzdeki günlerde giderek yükseleceği bekleniyor.
Bu kurgunun halk sınıflarında bir ayaklanma eğilimini kışkırtabileceğine dair korku, sadece Saray faşizmine ait değildir; bu korku bir bütün olarak oligarşik blok için geçerlidir. 23 Kasım’da ortaya çıkan inisiyatif zaten oligarşinin en korktuğu gelişmeydi. CHP ve İYİP kendi tabanlarını bu eylemlere katılmama doğrultusunda kontrol altında tuttular. Gene de, her ne kadar öncü inisiyatifi yığın öfkesini eyleme dönüştürmeyi başaramadıysa da sistemi korkutmayı başardı ve CHP, tıpkı Mart 2018 yerel seçimlerinde olduğu gibi taşraya çekilmiş bir durumda mitinglere yöneldi.
Oligarşi cephesindeki bu gelişmeler ülkedeki siyasal atmosferin emekçi halk sınıflarının ağırlığı altında şekillenmekte olduğunu bize göstermektedir. Bu durum bundan böyle daha da güçlenerek ilerleyecektir.”
Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde saat 13.30’da basına kapalı olarak başlayan toplantıya, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören, TFF Başkanı Nihat Özdemir, Zorlu Holding Yönetim Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı İsmail Gülle’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda burjuvazi temsilcisinin katıldığı sırada yukarıdaki tespiti doğrular nitelikte ülkenin her tarafından direnişler, eylemler ve toplanmalar yaşandı. Öğrenciler Ankara’da, İşçiler İstanbul’da ekonomik krizin yükünü artık çekmek istemediklerini haykırdı ve 23 Kasım çıkışını tüm polis şiddeti ve engellemelerine rağmen devam ettirdi. İşte bu toplantının tam da bu eylemlerin her yere yayıldığı ve büyüdüğü bir günde yapılıyor olması hem Saray’ın hem de oligarşinin koltuğunu korumaya yönelik olduğu görülüyor.
Emekçi halklara kapalı kapılar ardında gizli yapılan bu toplantı ile bir yanda Saray’ın yeni ekonomi politikasının sermaye grupları ile tam uyum içinde çalışacağının sözü verilirken, diğer yanda bu yeni ekonomi politikasıyla artan yoksulluk sonucu büyüyen emekçi halkların ayaklanma dinamiğinin kontrolü ve sömürüsünün sürdürülmesi gerekliliğin devamı için Saray’a güvenin devam etmesi hedefleniyor. Bakan Nebati’nin “serbest piyasadan geri adımın asla söz konusu olmadığını vurgulayarak, devletin her alanda destekleyici olmaya devam edeceği” sözleri burjuvazinin destekleneceği ve sömürü politikalarının devam edeceği bu anlatıyı destekliyor ve ispatlıyor.
Burjuvazinin temsilcileri ile iktidarın Maliye ve Hazine Bakan’ının buluştuğu bu toplantı Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halklarının daha fazla sömürülmesi ve eylem gücünün kırılmasını hedeflemesi dışında iktidarın yürüttüğü ekonomi politikasında da ısrarı gösteriyor. Bu da “acı reçete” nin giderek artacağı ve yoksulluktaki büyümenin derinleşerek süreceğini gösteriyor.
Bu durum itibariyle kelimeden tasarruf ederek tekrardan Umut Gazetesi Editör yazısının güncelliğinden faydalanarak bir alıntı yaparsak “… devrimci komünistler başta olmak üzere tüm sistem karşıtı devrimci güçlerin kendi devrimci değişim programları ve devrimci demokratik halk iktidarı sloganlarını proletaryaya ve ezilen halk kesimlerine taşıyacak inisiyatif zorlamaları önümüzdeki dönemin her günkü görevi haline gelmiş durumdadır.”
