Umut Yazıları

Barbaros Yılmaz yazdı: Toprağını ve tarihini kavrayıp anlayan ideoloji sahipsiz kalmaz

İdeoloji, sahip olduğumuz dünya görüşü doğrultusunda toplum, dönem ve dünya hakkındaki düşüncelerimizi bütünleştirme, düşüncelerimizi mantıklı sistemleştirerek ifade etmektir. Sahip olduğumuz ideoloji toplumu, dönemi, olayları, yaşananları anlayıp, anlamlandırarak açıklamalar getirir, geleceğe ışık tutup yeni yollar açıp, çözümler üretir, yön verir. Yaşadığımız zaman, mekan ve koşullar, savunduğumuz ve olmasını istediğimiz dünyaya, yaşama göre ideoloji üretip şekillendirmemizi sağlar. Yani ideolojimiz neden öyle değil de böyle davrandığımızı veya davranmamız gerektiğini açıklayan bir hayat rehberidir. Yaşadığımız zaman ve mekandan kopuk ideolojiler başarısızlığın en temel sebebidir. İdeolojimiz savunduğumuz görüşlere hayat bulduracak güç ve doğruluktaysa başarıyı getirmektedir.

Bulunduğu dönemin ve toplumun güçlü ideolojileridir din ve inançlar. Gerek çok tanrılı dinlerde gerekse de tek tanrılı dinlerin çıkışlarında ve yer edip yayılmalarında, toplumun, dönemin sorunlarına veya arayışlarına cevap olabilme, yeni yollar bulmak üzere çözümler üretme vardır.

Yaşanılan sorunlara çözümler öneren ve üretebilen, üzerinde yaşam bulduğu toprakların toplumsal ve tarihsel gerçekliğini derinliğine kavrayan ve bu nedenle de içinde yer aldığı sosyaliteye cevap olabilen, köklü cevaplar üretebilen ideolojiler toplumların bilincinde ve vicdanlarında yer bulup kalıcı olabilmiş, sahiplenilmiş ve doğru yolda ilerlemeler sağlayabilmiştir. Dönemine, yaşanan sorunlara, arayışlara çıkışlar bulup cevap olabilen ideolojiler, toplumsallaşıp somut güç haline geldikleri takdirde başarıya ulaşma imkanına sahiptirler. Topraklarının sorunlarını kavrayamayan ve bu sorunlara cevaplar üretemeyen ideolojiler ise toplumda yer bulamamış, kabul görmemiş ve yenilmişlerdir. 

İdeolojiler yenilmez ve değişmez değillerdir. Bu nedenle, toplumsal zaman içinde çeşitli vesilelerle sınanan ve savaştırılan ideolojilerin doğruluğu ve yerindeliği mutlaka ama mutlaka tartışılıp derin analizlere tabi tutulmalıdır. Eksikliği veya yanlışlığı öyle ya da böyle az çok ortaya çıkmış ideolojiler acil olarak değerlendirilip, yanlış ve eksiklikler köklü olarak gözden geçirilerek, doğru ve dirençli, dik bir yürüyüş ve kavganın sürekliliği için zaman kaybetmeden ideolojik sağlamlık ve netlik sağlanmalıdır. İdeolojik sağlamlığın ve netliğin olmadığı durumlarda yapılan tüm politika ve çalışmaların neden ve niçin yapıldığı ve ne kazandırıp kaybettirdiği belirsiz kalacağından, politika ve çalışmalar heba olacaktır. İdeolojiksizlik veya ideolojik zayıflık politika sahasında körlük yaratır, yapılan hiçbir şeyin anlamı ve önemi kavranamaz ve dolayısıyla omurgasız kalındığı için veya ideolojik omurgaya güven sarsıldığı için dik duruş ve kararlı yürüyüş mümkün olamaz. Bu da devrimci kadrolarda ve devrimci militanlarda moralsizlik, isteksizlik, tereddütler ve kendini sakınan ürkeklikler ortaya çıkarır.

Devrimler önce ideolojide başlar

Devrimler ve dönüşümler öncelikle kavramlar, ideolojiler arasındaki savaşla başlar ve giderek toplumsal hayatın tüm alanlarına yayılır. Devrim, sınıfın, halkların ideolojisinin, egemenlerin ideolojisini etkisizleştirip, yenmesi, parçalamasıdır. Egemenlerin en çok korktuğu uzun süre ideolojisiz kalmalarıdır. Bilirler ki, ideolojisizleşme ideolojiyi yeniden üretememe bir yandan baskı aygıtını işlevsizleştirirken, diğer yandan sınıfın, halkın kendi bağımsız ideolojisinin giderek daha güçlü temellerde açığa çıkmasıdır. Zoru zor yapan sınıf savaşımlarıdır. Ama sınıf savaşımları ideolojisiz, çıplak zorla yürütülemiyor; yürütülse bile, bu öyle uzun vadeye yayılamıyor. Feodalizm döneminde çıplak zor ile belki çok daha uzun süre tahakküm sağlanabiliyordu ama emperyalizm döneminde bunun mümkünatı yoktur. Donanmış bir ideolojiye daha çok ihtiyaç vardır.

Egemenleri zoru ile ideolojisi arasındaki ‘ayrışmamışlığı’ zayıflatmak, bozmak ve giderek ayrıştırarak parçalamak gerekiyor. Egemenler de, var olan egemenliğini, düzenini sürdürebilmek için, bu duruma mahal vermemek için var güçleriyle, tüm imkanlarıyla ve her türlü argümanı kullanarak uğraşırlar.

Türk militarizmi ve egemen yapısının neden ve nasıl kendini 1997 Şubat’ından beri restore etmek için uğraştığını hatırlar ve bugüne getirirsek (DGM-Özel yetkili mahkemeler, 8 yıllık eğitim-4+4+4, Başkalık Sistemi, OHAL en son örnekleri) bunu pratik ve güncel olarak da hissedebiliriz.  Hissetmenin ötesinde o gün de bugün de neden acil ve vazgeçilmez (hatta hayati) bir olgu olarak işletildiğini ve yürütülmeye çalışılan restorasyonu aksayan, yıkılan yanlarıyla birlikte sürekli gelişen duruma göre güncellemeye çalışarak büyük bir özenle takip edip, izlediğini anlayabilir, kavrayabiliriz.

Kısaca hatırlarsak; 1997 yılına gelindiğinde hem zor aygıtı (ordu, polis, istihbarat) yekpare bütünselliğini yitirmeye yüz tutmuştur hem de Kemalist ideolojinin o günkü ileri sürülen hali o eski, kitleleri birada tutucu kapsayıcılığını yitirmiştir. Keza yine günümüzde, gerek içeriden gerek dışarıdan yaşanılan yenilgi ve yıkım nedeniyle, yekpareliğini bir türlü sağlayamadıkları yargı, ordu, polis, yürütmesiyle tüm sistem, Başkanlık ve 15 Temmuz ile birlikte, tek elden, tekçi ve faşizan yöntemlerle toparlanmaya, ideolojik hegemonyasına tekrar kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Acilen egemen ideolojinin restore edilip tekrar eski konumuna yükseltilmesi gerekmektedir. O günden bugüne kadar birçok argüman ve aygıtla (ilerici-gerici, laik-şeriat, milli-ümmetçi vs.) zihinler büyük bir bombardıman altında tutularak ve baş döndüren bir hızla ideolojiyi tahkim edip güçlerini (yasama-yürütme-yargı-güvenlik ve istihbarat güçleri) bir araya toparlama işlerini yürüttüler, tabi bazı eski dönem yıldızları da bu duruma kurban edildiler.

Bugün birçok kişide değişen devlet/sistem algısı yaratan bu süreç, aslında bildiğimiz o devletin, ortaya çıkan ve gelişen yeni duruma ve yeni imkan ve fırsatlara göre, faşizm eliyle dizayn edilip uygun hale getirilmesi ve ayağa kaldırılması uğraşıdır. Öz de karşımızdaki aynı devlet ve sistemdir.

Son 15-20 yıllık egemen bloktaki hal bize ideolojik belirginliğin, ideolojik netliğin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İdeolojiyi belirginleştirince, yürüyüş hattını belirleyip güçleri hedefe doğru yürütmek mümkün oluyor, aksi durumda güçler dağınık ve yürüyemez oluyorlar. Biliyorlar ki, ideolojik yenilginin toplum tarafından görülmesi, toplumun üzerindeki egemen ideolojinin hükümsüz kalmasıyla, doğan ideolojik boşluk toplumun kendi öz ideolojisiyle doldurulup, sistemi yıkılışa götürecektir. Yani, asıl beka sorunu, egemen ideolojinin geldiği noktadadır. İdeolojisiz kalan gücün, adeta kötürümleştiğini, tökezlediğini, yalpalayıp savrulmalar yaşadığını, günlük, anlık politika ve söylem değiştirmek zorunda kaldığını egemen faşist blokta net olarak izleyebiliyoruz.

Bizler açısından ise, ideolojik bakışın, ideolojik diriliğin sarsılması veya yitirilmesi halinin sonuçlarını bu süreçte gün be gün çokça yaşadık, ama öğrenme ve bilince çıkarabilme konusunda oldukça geride kaldığımız gerçeğini teslim etmeliyiz. En fedakarca mücadelelere girişip neyse bedeli hiç gözümüzü kırpmadan sonucuna katlanan bir tarihe sahibiz ama bu kararlılık ve gözü karalık, mücadeleden öğrenme, ideolojik güçlenmeye ulaşma hususunda aynı güce ulaşmıyor, mücadelemizden ve tarihten öğrenemiyoruz, mücadelemiz ve tarihimiz bir eğitim olamıyor.

1997 28 Şubat’ından bugüne farklılıklar ve kesintiler içeren sürecin, devlet ve sistem için süreklilik içinde değişim, duruma göre yeniden yapılanma, organize olma çırpınışları içeren bir süreç olduğunu, bu sürecin devlet ve sistem için ne anlama geldiğini, elzemliğini, bir bekaa sorunu olduğunu anlayamayanlar;

  • 1999 15 Şubat’ının Türkiye, Ortadoğu ve bir bütün olarak bölge için ne anlama geldiğini, kimlerin hangi örgütlü güçlerin tasfiyesinin amaçlandığını ve bunun bir bütün olarak emperyalizm için nasıl bir öneme sahip olduğunu,
  • 2000 19 Aralık ve F tipi’ne ideolojik, stratejik, politik cevaplar vermek yerine duygusal, tepkisel cevaplar veren ve ardından gelişen süreçte ne olduğunu, başına bunların nasıl olup da geldiğini anlayamayıp, dağıtılıp, tasfiyesini ve zihinlerin bir daha toparlanamaz şekilde paramparça edilmesini,
  • Irak ve bölge hususlarında sorunlar çıkardığı ve yeterince itaatkar olmadığı için Ecevit’in iktidardan edilme oyunlarının (hastane, tekne, Almanya toplantıları, istifalar ve en son MHP’nin oyunuyla erken seçim) anlamını,
  • Belli ihtiyaçlar ve ittifakların gereği hükümet yapılan Ecevit ve çevresindekilerin bu şekilde darmadağın edilip yerine yine belli ihtiyaç ve ittifaklarla AKP’nin neden hükümet yapıldığını,
  • 2003 Irak savaşı ve işgalini, öncesinde gerçekleşen Afganistan işgalini,
  • Ve bugün güncel bir konu olarak önümüzde duran OHAL’i, Tek Tip’i, bir bütün olarak faşizmi, Suriye iç savaşını ve işgal girişimlerini, Türk devletinin ve egemenlerinin buradaki halini ve rolünü, emperyalizmin Suriye üzerinden Ortadoğu ve dünya planlarını ve artık vekaletler üzerinden değil, gerek bölge ülkelerinin, gerek emperyalistlerin doğrudan kapışmalarını, bu son süreçlerin bütünlüğünü ve içiçeliğini anlayıp, kavramaları mümkün olmamaktadır/olmayacaktır.

İdeolojik bakışın, ideolojik dikkatin, ideolojik netliğin, bir bütün olarak politikanın, yaşamın kendisinin, istinasız her anımızın ideolojik olması gerekliliği açıktır. Yaşamın her anında, bulunduğumuz her ortam, kurum ve kuruluşta, karşımıza çıkan her durumda ideolojik uyanıklık, ideolojik kavrayış, ideolojik bakış bizler açısından, hayati derecede önemli ve vazgeçilmezdir.

 

 

Paylaşın